• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • RestoraTÜRK

  • RestoraTÜRK

Copyright 2018 - Custom text here

Nihad Sâmi Banarlı - Söze, Yazıya Dair

Nihad Sâmi Banarlı - Söze, Yazıya Dair

SÖZE, YAZIYA DAİR

Doğuda irfan devri insanları, konuşmanın en güzeli, sessiz, harfsiz, kelimesiz konuşmadır, derlerdi. Meramını söylemek, hele başkasının meramını anlamak için, söze, sese, kelimeye, velhasıl, konuşmaya muhtaç olmamak... Bu, gerçekten büyük irfan olsa gerektir.

Bî-hurûf ü lâfz u savt ol pâdişah
Mustafâya söyledi bî-iştibâh


Mısralarının bir manası da budur. Allah peygamberiyle, harfsiz, kelimesiz ve sessiz konuşmuştur.
Bu demektir ki konuşmanın Tanrı'cası böyledir. meramını, hem de meramların en ilahisini, hiç söylemeden anlatmak...

Vaktiyle J.J.Rousseau, Dijon Akademisi'nin: "İlimlerin ve sanatların ihyâsı, ahlâkın düzelmesine yardım etmişmidir?" Sualine hiç çekinmeden verdiği "hayır!" cevabıyle meşhur olmuştu. Bu cevap, onun yep yeni bir insan olduğunu gösteriyordu: Tam bir inkarcıydı. İleri adamdı. Bugün aynı soruya aynı cevabı vereceklere gerici denebilir. Bunun sebebi; sözün doğruluğunu kaybetmesi değil, zamanımızdan 212 sene evvel söylenmesidir.

Tıpkı bunun gibi, sözün ve yazının icâdı da insanları mes'ûd etmiş sayılmaz. vaktiyle, Tanrı, "Ol" demiş, bütün varlıklar yaratılmıştı. İnsanlar için, bu ne ibret verici sözdü. Eğer insan da sözü hep lüzumlu ve güzel konuşmak için kullansaydı; Tanrı kelâmı gibi, hep yaratıcı hecelerle konuşsa; eski şairin:

Devamını oku...

Fıkra (Köşe Yazısı)

 

Bir yazarın herhangi bir konu veya günlük olaylar hakkındaki görüşlerini, düşüncelerini ayrıntılara inmeden anlattığı gazete ve dergilerde yayımlanan kısa fikir yazılarına Fıkra denir. Bu tür yazıların diğer adı da Köşe Yazısıdır. Fıkralar, gazete ve dergilerin belli sütun veya köşelerinde yayımlanır.

Yazılı kompozisyon türü olarak fıkra düşünsel ağırlıklı, günlük, kısa yazılardır. Siyasi ve toplumsal olaylar ele alınırken belgelere, kanıtlara, aşırı ayrıntılara yer verilmez. Fıkra yazarı geniş kitlelere seslendiği için dili kolay anlaşılır olmalıdır. Her konuda fıkra yazılabilir.

FIKRANIN ÖZELLİKLERİ

1. Günlük olaylar veya düşüncelerle ilgili konular işlenir.
2. Konular tarafsız bir şekilde ele alınmalıdır.
3. Düşünce ön plânda olmalıdır.
4. Konular çok değişik açılardan ele alınmadan, ayrıntılara inmeden işlenir.
5. Yazılanlara okuyucuyu inandırma zorunluluğu yoktur.
6. Yazılanlar okuyucunun ilgisini çekmelidir.
7. Nükteli fıkralardan, kıssalardan, vecize ve atasözlerinden faydalanılmalıdır.
8. Açık, sade ve akıcı bir dil kullanılmalıdır.

Devamını oku...

Edebi bir terim olarak Romantizm

ROMANTİK DEVİR

Edebi bir terim olarak Romantizm, XVIII. yüzyıl sonunda başlayan, duygu, coşku ve sembole aşırı yer veren sanat akımını ifade eder.

Edebi akım olarak romantizm, 18. yüzyılın sonunda başlar ve 19. yüzyılın ortalarına kadar devam eder. Kendisinden önceki klasizme bir tepki olarak doğmuştur. Önce ön-romantizm dönemi denilen gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmelerin en önemlisi, halkın beğenisinin klasizmin görkemli, katı, soylu, idealize edilmiş ve yüce anlatım biçiminden, daha yalın ve içten ve doğal anlatım biçimlerine kaymış olmasıdır.

Klasik Edebiyat akımına tepki olarak 18. yüzyılın sonlarında doğan ve Victor Hugo'yla birlikte büyük ün kazanan Romantizm, insanın yaratma özgürlüğü önündeki her şeye karşı durur. "En iyi kural, kuralsızlıktır" diyen romantikler, insanın duygularını, düş gücünü hayata geçirmesini ve insanı düzeltmenin toplumu düseltmekle olabileceğini savunurlar. Romantizm, doğduğu çağın akılcılığı ve maddeciliğine tepki olarak bireye, öznelliğe, akıl dışılığa, düş gücüne, kişiselliğe, kendiliğindenciliğe ve aşkınlığa, yani sınırları zorlayıp geçmeye önem verir. Tarihsel olarak bu dönemde gelişen orta soylu sınıfın, yani burjuvazinin duygu, düşünce ve yaşam tarzını ön plana çıkarır.

Romantizm akımı değişik ülkelerde değişik biçimlerde ortaya çıkmış ve gelişmiştir. İngiliz edebiyatında daha çok şiirde kendini gösterir. İngiliz şiirinde kalın bir çizgide kendini gösteren romantizmin bu çizgideki ilk ismi William Wordsworth'tur. Tabiata karşı kutsal saygı düşüncesini benimser ve şiirlerinde doğayı yapmacıksız bir şekilde anlatır. Ayrıca Samuel Taylor Coleridge, Percy Bysshe Shelley ve John Keats da bu çizgide yer alır. Çizginin en kalın yerinde ise Lord Byron bulunur.

Devamını oku...

Ek Eylemler (Ek Fiiller)

Dilimizdeki isimleri filleştirmek ve fiillerin anlamlarını pekiştirmek, farklı kullanışlarda bulunmak için var olan fiillerdir.
Türkçemizde tam dört adet tarihî yardımcı fiil vardır:
1- " yorı -"
2- " u -"
3- " tur -"
4- " i - "

Bunlardan ilki olan " yorı- ", başlı başına bir fiil iken, 1908' den îtibâren şimdiki zaman eki olarak kullanılmaya başlanmıştır. Hâlâ türkülerimizde, mahallî konuşmalarda karşımıza fiil özelliği ile çıkmaktadır. "...Bi de baktım ki mıhtar arkamdan geliyoru. Halimizi bilmeyoru, anca ööyle konuşuyoru..."
veya türkülerde:

"Asmanın dalları belleniyoru
Altında yosmalar eğleniyoru
Hanım senin zülfün telleniyoru
Amman yâr geliyoru
Cilveli yâr geliyoru"

İkincisi olan "u-" fiili, yeterlilik fiilinin olumsuzunda bulunmasına rağmen, bugün artık gösterilmemekte, yazılmamaktadır.. Tabii buna bağlı olarak kafalar karışmakta, öğrenciler düşünmeden ezberleme yolunu seçmektedirler.. Örnek verelim;

Yeterlilik fiili olan "bil-" yardımcı fiilinin yapısı, birleşik fiilde şu formülle kullanılır:

Devamını oku...

BELİRTİLİ İSİM TAMLAMASI

İsim tamlamasının bir çeşididir.

İki veya daha fazla ismin iyelik sisteminde bir araya gelmesiyle oluşan tamlamaya isim tamlaması denir.
Belirtili ve belirtisiz diye iki çeşidi vardır.

Belirtili isim tamlamasında, baştaki tamlayan kısmına, isme gelen eklerden
(-nın, -nin, -nun, -nün ) eki gelir.

Kimin- neyin diye sorulduğunda sondaki kısmın kime veya neye ait olduğunu gösterir.

Sondaki isim kısmına ise yine isme gelen eklerden iyelik eki dediğimiz sahiplik eki gelir:

(-m, -n, -sı / -mız, -nız, -ları) neyin nesi diye bir kalıp yazabiliriz.

ne- y- in ne- si...
örnek: “adam- ın bir- i “

Belirtili isim tamlamasında tamlayan ve tamlanan arasına bol bol başka unsurlar girebilir:
“…sabah rüzgârı-nın insanı kendinden alan, serinletici, ferah koku-su …”

Aslında, sabah rüzgârının kokusu asıl tamlamadır. Aradakileri, belirtili isim tamlamasının bir özelliği olarak kullanabilmekteyiz. Bu durumundan dolayı, belirtili isim tamlamasını, bir fotoğrafı çekerken zum yapmaya benzetebiliriz. Fotoğraftaki detayları bize verir, bir şeyin kime ait olduğunu inceler. Özele iner.

Devamını oku...

f t g m