• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • RestoraTÜRK

  • RestoraTÜRK

Copyright 2017 - Custom text here

HATTAT AZİZ EFENDİ

HATTAT AZİZ EFENDİHATTAT AZİZ EFENDİ'NİN HAYATI  VE ESERLERİNDEN ÖRNEKLER

Hat san’atı tarihimizde, yirminci asrın meşhur yazı üstâdlarından olan Aziz Efendi, 1872 (H/1289 ) târihinde Trabzon’un Maçin (Maçka) kasabasında doğdu. Babası Rize’nin Salâha deresi eşrâfından Molla Mehmet Abdülhamid Efendi’dir. Çödelekzâdelerdendir. Annesi Esma Hanımdır. 1876 senesinde babası ailesi ve dört çocuğu ile Trabzon’dan İstanbul’a gelip yerleşti. Babası Abdülhamit Efendi çeşitli camilerde imamlık yaptı.

Aziz Efendi, ilk tahsilini, Eyüp Sultan’da İbtidâi Mektebinde yaptı. 3 ağustos 1885 yılında pekiyi derece ile bitirdi. Güzel yazıya olan merak ve istidâdı sebebiyle, Filibeli Arif Efendi’den sülüs, nesih yazılarını öğrenmeye başladı. Çok geçmeden ahlâki ve kabiliyeti sebebiyle hocasının takdirini kazandı. Aziz Efendi’nin çocukluk devresine ait güzel bir hatırasını şöyle naklederler:

Çok şiddetli bir kış günü Hocası Arif Efendi hem yolların karla kaplı, hem de hasta olması sebebiyle meşkhaneye gitmekte tereddüt eder. Fakat bu zorlu günde hiç kimse gelmese bile Aziz gelir düşüncesiyle dershaneye gelen Arif Efendi talebesinin kendisini beklemekte olduğunu görünce “Evladım bugün ders gösteremeyecek kadar rahatsızdım fakat seni mahzun etmemek için geldim” der. Çocuk ruhunun tertemiz sanat aşkı ve sabrı, hocanın feragati ve karşılık beklemeden verdiği hizmet...  İşte san'atta ve ruhta kemal ve cemale varmanın kutlu yolu. İşte şerefli ecdadımızın nefsani kirlere bulaşmadan yükselişlerinin sırrı. Her şaheseri vücuda getiren ruhun bu olduğuna şüphe yoktur.

HATTAT AZİZ EFENDİAziz Efendi, sülüs, nesih yazılarını nazari (teorik) ameli (pratik) olarak öğrendikten sonra Arif Efendi ve Reisü’l- Hattatin Muhzinzâde Abdullah Bey’den 1896 yılında icâzet aldı. Daha sonra Hasan Hüsnü Efendi’den ta’lik yazısını da öğrenerek 1894 tarihinde mezun oldu. Devrin celi üstadı Sami Efendi’den celi sülüs, celi ta’lik yazılarının inceliklerini öğrendi.

Sami Efendi, Aziz Efendi’yi daima takdir ederdi. Bir gün gezmek için Kağıthâne köyüne gittiğinde bir zat Sami Efendi’ye imzasız celi bir yazı göndererek iyi olup olmadığını sorar. Üstâd levhayı inceledikten sonra, mütebessim bir çehreyle “Böyle yazı her hattatın kârı değildir. Bu Aziz Efendi’nin eseridir.” Cevabını vermiştir.

Siyâkat yazısını Evkâf eminlerinden Sultanahmetli Refik Bey ile Defter-i Hâkâni kalemi mümeyyizi Şehreminili Hüsâmeddin Efendi’den meşk etti. Şehri Ahmed Efendi’den ilmiye icâzeti almaya muvaffak oldu. Ayrıca Özbekler Tekkesi Şeyhi Edhem Efendi’den ebru san’atını da öğrendi. Böylece ilmi ve san’at tahsilini tamamlayarak seriü’l-kalem nâmıyla şöhret buldu.

Aziz Efendi, çeşitli kurumlarda memuriyet yapmıştır. Bâb-ı Meşihat’te memur bulunduğu sıralarda Ken’an Rifai’nin terbiye halkasına girmiştir.

Hattat Aziz Efendi’nin şahsiyet yapısını ve bazı hususiyetlerini Sâmiha Ayverdi hatıratında şöyle nakletmiştir;
“Aziz Efendi’ye çocukluğumda sokakta sık sık rastlardım. Pek etrafına bakmadan, etekleri uça uça geçip giderse de, ben onun manalı ve temiz yüzüne bilhassa durup bakardım. Rengi ile de, şekli ile de, söğüt yaprağına benzeyen hafif çekik gözlerini himayesine almış gibi duran kaşları ve çıkık elmacık kemikleri ile, âdeta esâtiri bir destan kahramanına benzerdi.

HATTAT AZİZ EFENDİ

… Fevkalâde hüsnü ahlak sahibi, edep, terbiye, saygı ve sevgi ile olup taşan bu insan, bir cömert san’atkâr idi. Kendisinden yazı isteyenleri reddetmez, karşılığında ise masrafını dahi çıkarmayan bir ücreti, aldığı gibi almadığı daha çok olurdu….”

AZİZ EFENDİ’NİN MELİK I. AHMED FUAD TARAFINDAN KAHİRE’YE DAVET EDİLMESİ

1920 Senesinde I. Ahmed Fuat kendi adına bir Kur’an-ı Kerim yazdırmak ister. Bu arzusunu gerçekleştirmek için Nakibül Eşraf Muhammed Ali el-Biblavi’yi vazifelendirerek İstanbul’a gönderir. Türk hattatların yazılarını inceledikten sonra Aziz Efendiyi de Bab-ı Meşihât'te ziyaret ederek eserlerini gördü. Nihayet Mısırr’a celbetmek istediği kişi Aziz Efendi oldu yalnız bazı çekememezliklerden dolayı netice alamadan ve Aziz Efendi’nin bazı eserlerinden örnekler alarak Mısır’a döndü. Bundan bir sene sonra Nakibül Eşraf tekrar İstanbul’a geldi. Bu defa Hattat Aziz Efendi’nin müstesnâ bir san’atkâr olduğuna karar vererek Mısır’a davet etti.

Aziz Efendi 1922 senesinde resmi izinle Kahire’ye gitti. İki yıl Süyûfiye Caddesinde Mevlevi tekkesinde, halifiye ait kısımda ikamet etti. I. Fuâd tarafından istenilen Kur’an-ı Kerim’i yazmaya başladı. O tarihlerde Mısır halkı ve münevverleri merakla takip ediyordu. Melik Fuâd nüshası olarak bilinen bu Kur’an-ı Kerim’in yazılması altı ay sürdü. Tezhibi de Aziz Efendi'den istenince Kahire’de kalma izni uzatıldı.

Kur’an’ı Kerim’in hat ve tezhibindeki güzellik, I. Fuâd’da hayranlık uyandırdı ve Aziz Efendi’ye Kahire’de Hat Mektebi açmasını teklif etti. Aziz Efendi, bu arada Anadolu’da Cumhuriyet’in ilanından sonra vazifeli bulunduğu Bab-ı Meşihat kaldırılınca Melik’in bu isteğini kabul ederek ailesini de yanına alarak geçici olarak Kahire’ye yerleşti. 1922 Ekim ayının ortasında Tahsinü’l – Hutûti’l –Arabiyye medresesi adıyla bir mektep açıldı.

Melik Hazretleri ikinci bir okul açılmasını bildirince, Aziz Efendi Şeyh Salih Medresesinde 1923 Şubat ayında bir hat mektebi daha kurdu. Aziz Efendi her iki okulun da hem müdürlüğünü hem de hocalığını yaptı. Bu medreselerin kurulması Mısır kültür ve san’atı bakımından tarihi bir hadisedir. Kahire’de ilk defa hat medreselerinin açılması da, İslam alemi için büyük ehemmiyet taşımaktadır. Eğitim gören Mısır gençlerinden ve diğer İslam memleketlerinden gelen talebelerden mesuliyetlerinin farkında, kabiliyetli, bu san’ata kendini veren hattatlar yetişti ve Türk hat üslûbunun yayılmasını da sağlamışlardır.

Bu mektepler , ilk mezunlarını verince 1925 Ekim ayında hat medreselerine bağlı olarak tezhib kısmı da kurulur. Melik I. Fuad, Aziz Efendi’ye “Benim kıymetli hocam evlâd-ı müslimine büyük hizmetler ettin.” diyerek beğeni sözler söylemiştir.

Yine Sâmiha Ayverdi şunları yazmıştır:

… ”Aziz Efendi’nin Mısır’da gecen gayet verimli hocalık hayatı, gayet şerefli çizgilerle yüklüdür. İstanbul’dan Mısır’a misafir giden bir Türk hattat, memleketine döndüğünde bu muhteşem tedris ve talim hayatını kendi görüş açısından bencil bir hükümle yorumlamıştır. Bu hattat İstanbul’a dönünce Aziz Efendi’nin kayın biraderi Mazhar Bey’e

“Aziz Efendiye çok acıdım, yazık olmuş zira ne biliyorsa talebesine aktarmış. Bunlara hiç değilse kalem yontmayı öğretmeseydin, dediğimde: “Yok birader biz buraya esirgemeye değil öğretmeye geldik” demiştir.

İSTANBUL’A DÖNÜŞÜ VE VEFATI

Aziz Efendi, Mısır iklimi kendisine iyi gelmediği için 20 Nisan 1933 tarihinde yazdığı dilekçe ile sıhhatinin bozulduğunu söyleyerek emekliliğini istedi.

İki yıl önce kendisinden yeni bir mushaf yazması istenilmişti, kitap dört ay önce bitince tezhibi de istenilmişti hastalığının iyice artmasından dolayı devam edemeyeceğini bildirdi.

Aziz Efendi’nin emeklilik isteği Mısır hükümeti tarafından kabul edildi ve sekiz Mısır lirası aylık bağlandı. İstanbul’a döndükten sonra 16 Ağustos 1934 yılında vefât etti ve Edirnekapı mezarlığına defnedildi. Mermer, tek şahideli kabir taşında yeni harflerle “Hattat-ı Şehir, Şeyh Azizer-Rifai Efendi’nin Rûhuna Fâtiha ibaresi yazılıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


ESERLERİNDEN ÖRNEKLER




S.93 35 x 44 ebadında  Celi Sülüs Levha.
Ekrem Hakkı Ayverdi Hat Kolleksiyonu'ndan.



S.83 40 x 32 Ebadında Celi Sülüs Levha
"Ya Ali" Ümm-i Ken'an Dergâh-ı Şerifi'nden


Allah, Muhammed, Ali ismi şerifleri etrafında celi divanı hatla
Kutbül Aktab isimlerini ihtiva eden bir levha
İstanbul - Türk İslam Eserleri Müzesi



S.91 16 x 37 ebadında celi sülüs İsm-i Nebi
Nadide Uluand tarafından tezhib edilmiştir.
Nadide Uluand Hanımefendiden


Mustafa Rakım tarzında hutut-ı mütenevvi hilye-i şerif
Aziz Efendi'nin yazdığı yedi büyük hilyeden biridir.
Bu levhada, onun sülüs, nesih, ve celi sülüs yazılarda
istiflerde eriştiği mükemmelliği ve ustalığı görüyoruz.
Emin Barın hat kolleksiyonundan.



S.103 Ta'lik levha
Sümbül Sİnan Türbesi sandukası önündedir. Ayrıca Merkez
Efendi türbesinin sandukası önünde de bir diğer Ta'lik yazızı
daha vardır. Her iki levhanın manzumesi Ken'an Rifai Hz. aittir.
İstanbul Türbeler Müdürlüğü



S.54 1345 tarihli Kur'an-ı Kerimden son sahifelerden biri
Ekrem Hakkı Ayverdi Hat Koleksiyonu


Kaynak:
KUBBEALTI AKADEMİSİ KÜLTÜR VE SAN'AT VAKFI YAYINLARI
TÜRK HAT ÜSTADLARI 1 - HATTAT AZİZ EFENDİ / YRD. DOÇ. MUHİTTİN SERİN

Yazıyı Derleyen: Sonay Demir Erdal

Kitabı satın almak için:
www.kubbealti.org.tr

f t g m