• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • RestoraTÜRK

  • RestoraTÜRK

Copyright 2017 - Custom text here

Hat Sanatı

Meşhur bir tarifte hat şöyle anlatılır: Hat her ne kadar, cismani aletlerle meydana gelirse de, aslında ruhi bir hendesedir.

Aynı manayı ihtiva eden bir tarifte de, Nazzam: "Hat bedeni duygularla meydana gelirse de ruhun asaletindendir" der.

Bu tariflere göre hat, üstadını taklitle, zihne nakşolan şekillerin ruhdaki güzellik duygularıyla birleşerek, el, kalem, kağıt ve mürekkep gibi, maddi aletlerin yardımıyle meydana gelen ruhi bir hendesedir.

Hat, lugatta uzun ve doğru yol; mastar olarak yazı yazmak manalarına gelir. Çoğul olarak, ekseriya, hutut veya ahtat kullanılır.


Batıda Hüsn-i hat (güzel yazı)  karşılığında, calligraphy kelimesi kullanılmaktadır. Hüsn-i hat sanatkarina, hicri ilk asırda, katip küttab, verrak, daha sonrada hattat denilmiştir. İranlılar, hattat karşılığında, hoş nüvis veya hub-nüvis kelimelerini kullanmışlardır. Sanatlar göze ve kulağa hitap etmeleri bakımından ikiye ayrılır. Mimarlık, resim, heykel, tezyini sanatlar ve hüsn-i hat şekil, çizgi, renk, gölge, derinlik ve ışık oyunları  içinde göze hitap eder. Şiir ve musiki ise, kulağa hitap eden sanatlar arasında, dinleyenlerin maddi alemin üstüne çıkararak deruni bir mana ile yüzyüze getirir.

Bugün Avrupa’nın modern resim anlayışıyla varmak istediği seviyeye, Müslümanlar hat sanatıyla asırlar önce ulaşmışlardır.

Hat, Mushaflarda, yazma eserlerde, mimaride, kitabelerde, mezar taşlarında, tahta ve metal işlerinde, kumaş, çini, tuğla ve dekorasyonlarda , en deruni hislerle, yazılmış ve işlenmiştir. Böylece, hem güzellikle ülfet etmemize hem de ifade ettikleri manaları itibariyle, hayatı bir düstur kazanmamıza  vasıta olmuştur. Diğer sanatların bizde bıraktığı hayranlık ve zevkten ayrı, hüsn-i hatta şekillerin üstünde ruha akan ilahi güzellik, yani ulvilik vardır.


Louis  Massignon, İslam sanatları üzerine yaptığı mütaalalarında, şöyle diyor: “Müslüman, sanatının tuzağına düşmek iztemez; onun için sanat eserlerinden daha güzel olan bu alem bile, Allah’ın iplerini çekip işlettiği bir makinedir. Bundan dolayı, İslam sanatlarında dram, facia ve vahşet yoktur.”

Hat sanatını felsefi bir görüşle inceleyen İsmail Hakkı Bey, “Türk yazılarının Tedkikine Madhal” isimli makalesinde yazı güzelliklerini söyle sıralamaktadır.


HAT SAN'ATINDA GÜZELLİK UNSURLARI


TERKİB: İslam harflerinin ekseriye bitişik olması, onların her kelimeyi, hususi bir şekle ve görünüşe, sokulabilecek terkipler meydana getirmeye mümkün kılmıştır. Güzel bir yazıda terkip, yalnız harflerin basit şekillerinin mihaniki olarak yapışması değildir. Adeta resmin yazıya dökülmesi, yazıyla resim yapılmasıdır.

 
TENASUB: Yazı şeklidir. Lam, vav, nun gibi  şekillerin, uzunlukları ile enleri,  incelikleri ile kalınlıkları arasında oluşu nedeniyle ruh üzerine bir etkisi vardır. Bu güzellik yalnız hat sanatında değil, mimarlık, heykeltıraşlık gibi, diğer sanatlarda da aranan önemli bir vasıftır.

SADELİK: Sadelik fikri yazıda bir kıymettir.. Sanatkârın vermek istediği şey, yazının hakikatci bir telakkisidir. Bundan harfler, kelimeler, her türlü hareke ve tezyinat, hatta istif ve terkib külfetinden uzak olarak, vücudunu göstermektedir. Mesela,  Sinan devrinin çinilerinde görülen büyük celi yazılarında bu vasıf tamamıyla vardır.

İHTİŞAM (AZAMET): Bu en çok sülüs celisi ve kûfi gibi bünyeleri gereği kalınlığa, ağırlığa, kudret ve kuvvet duygularının ifadesine uygun ve tabiri caizse, iradi yazılarda tecelli etmektedir. Kûfi ve sülüs yazıları azamet hissi itibari ile tetkik edildiğinde görülecektir ki, bu yazılara ait bazı mektepler bu hissin ifadesini kendine doğrudan doğruya mevzuu olarak kabul etmişlerdir. Mustafa Rakım mektebinde olduğu gibi. Sanatta bu azamet fikrinin mütenazırı, incelik hissidir. İncelik, azamet gibi irademize değil, kalbimize, hissimize müracaat eden bir kıymettir. Türk yazıları arasında bu hissi, en büyük belagatle ifade edebilen yazı, ta'lik yazısıdır. Ta'lik bünyesi bu kıymetin bütün tafsilatı ile ortaya çıkmasına çok müsaittir. Ondan sonra, nesih, rik'a yazılarında da bu incelik hissinin tecellisini bulmak mümkündür. Mesela Şevki Efendi'nin nesihleri, İzzet Bey'in rik'a yazıları, bu incelik hissinin bir ifadesidir.


Aklan-ı Sitte (Şeş Kalem)


İslam yazılarının ilki Ma'kılidir. Bütün harfleri düz ve köşelidir. Yuvarlağı yoktur.


Ma’kili hattından sonra Kûfi hattı doğmuştur. Kûfi hattından doğan altı çeşit yazı bilinmektedir. Hat nevileri manasına Kalem tabiri de kullanılır. Bu altı nevi yazının usulü ve kaidesi, harf ölçülerinin daire ve nokta ile belirlenerek her birine manasına göre isim verilmiştir. Bu yazıları birbirinden ayıran, bünye farkıdır. Yoksa harflerin, şekillerinin esası birdir. Farklılık her yazı nevindeki özel şekildedir.

1-RİKA': Dört bölüğü düz, iki bölüğü yuvarlaktır.
2-SÜLÜS: Bir buçuk bölüğü düz, bakisi yuvarlaktır.
3-NESİH: Muhakkak'a tabidir.
4-TEVKİÎ: Sülüs'e tabi olup, kalem kalınlığı onun üçte bir'i kadardır.
5-REYHANÎ: Yarısı yuvarlak, yarısı düzdür.
6-MUHAKKAK: Düzlüğü ve yuvarlaklığı değişik, çoğu harfleri bitişiktir.


Daha sonra İran'da zuhur eden TA'LİK hattı da bunlar arasında sayılmıştır.
Bu yazılardan başka, GUBARİ (İnce yazı), DİVANİ, RİKA', SİYAKAT ve MÜSELSEL hat çeşitleri de vardır


Kaynak: Hat San'atımız / Muhiddin SERİN

f t g m