• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • RestoraTÜRK

  • RestoraTÜRK

Copyright 2017 - Custom text here

Süleymaniye, Fossati, Restorasyon

Beşir Ayvazoğlu

09 Aralık 2010, Perşembe

Genç bir mimar kardeşimiz, gazetemizin "Yorum" sayfasında yayımlanan "Süleymaniye'nin Restorasyonu Hakkında" başlıklı yazısında, bu restorasyon sırasında kubbe tezyinatında yapılan uygulamayı eleştirdiğim yazılardaki fikre itiraz ederek Fossati Efendi'yi canla başla savunmuş.

O günlerde seyahatte olduğum için fark etmediğim bu değerli yazıya birkaç gün öncesine kadar kimse dikkatimi çekmedi. Cevabımın bu sebeple geciktiğini öncelikle belirtmek isterim.

Polemikten hiç hazzetmediğimi, bana haftada bir açılan bu köşeyi ona buna cevap yetiştirerek harcamak istemediğimi okuyucularım çok iyi bilirler. Genç mimar kardeşimin fikirlerini ciddiye almasam bu cevabı yazmazdım. Aslında buna cevap da denemez; farz ediniz ki kendi fikirlerime açıklık getiriyorum.

Restorasyon konusunda, bu işlerle az çok ilgilenen herkesin bildiği kriterleri hatırlatan mimar dostumuz ders verir gibi "Bir kere Süleymaniye'deki 19. yy. onarımının Gaspare Fossati tarafından yapıldığı bir söylentiden ibarettir" diyor. Bu restorasyonun Fossati tarafından yapıldığını Mimar Sinan adlı kitabında Prof. Dr. Aptullah Kuran yazmış; bildiğim kadarıyla buna bugüne kadar kimse de itiraz etmemiş. Kaldı ki, ister Fossati yapmış olsun, ister başkası; yanlış, yanlıştır!

Her alanda olduğu gibi, restorasyonda da Avrupa merkezli düşünenler, Avrupa şehirleri ve bu şehirlerdeki tarihî eserler göz önüne alınarak belirlenen kriterlerin Türkiye için de geçerli ve doğru olduğunu peşinen kabul ediyorlar. Belki doğrudur; ama bu kriterleri tartışmadan kabul ve "evrensel" hakikatlermiş gibi savunmak yanlış! Herhangi bir Avrupa ülkesinde, herhangi bir tarihî eser, Osmanlı mimarı filanca ağaya emanet edilmiş olsaydı, o da mesela bir Rönesans devri eserinde bir tabloyu kapatıp kubbeyi Karamemi üslûbunda tezyin etseydi -hele hele bu yaygın bir uygulama olsaydı- aynı restorasyon kriterleri belirlenir miydi?

Tarihî eser, korumacılık ve restorasyon kavramları elbette modern kavramlardır; mimar dostumuz bu gerçeğe işaret ettikten sonra, modern devirlerde yapılan tahribatı mazur göstermek için Kanuni'nin Süleymaniye'ye yer açmak amacıyla Eski Saray arazisindeki binaları yıktırdığından ve 1766 depreminde yıkılan Fatih Camii'nin yerine III. Mustafa'nın eskisinden farklı bir cami yaptırdığından söz ediyor. Peki, Kanuni'nin Eski Saray'a ait arazileri yıktırmasıyla mesela Sultan Abdülaziz'in demiryolu geçirmek için Yeni Saray'a ait kasırları, köşkleri yıktırması veya Şehremini Cemil Paşa'nın Haseki Hamamı'nı, Sur-ı Sultani'yi vb. yıktırmaya kalkışması aynı şey mi?

Atalarımız yangınlardan ve depremlerden sonra da yıkılan şehirlerini aynen inşa etmez, aynı üslûp ve ruhta yeniden kurarlardı. Fakat Avrupalılar, İkinci Dünya Harbi'nde bombalanarak yerle bir edilen şehirlerini savaştan önce nasılsa aynen öyle inşa ettiler.

Tarihimizin belli bir döneminden itibaren aydınlar ve yöneticiler, içinden geldikleri medeniyetin değerlerinden derin bir şüpheye düşmüş, neredeyse ecdadın bütün yaptıklarını yıkmaya kalkışmışlardır. Bir çırpıda yüzlerce örnek zikredilebilir. Bırakın yabancı uzmanları; Namık İsmail ile Çallı İbrahim'in Sultanahmet Camii'nin sanat galerisi yapılmasını, ancak ışık yetersiz olduğu için kubbesinde büyük pencereler açılmasını istedikleri bilinen bir gerçektir. Bu çılgın projeyi Mimar Kemaleddin Bey'in önlediğini, bizzat şahit olan Cemal Reşit Rey bir yazısında anlatmıştı. İsteyene bu yazının künyesini bildirebilirim.

İmdi, Sultanahmet Camii'nin kubbesinde iki ressamın istediği pencereler açılmış olsaydı, bugün, dönem ilavesidir diye dokunamayacak mıydık? Ayasofya'daki dönem ilaveleri ortadan kaldırılırken niçin kimse ses çıkarmadı? Ayasofya'yı şimdi Yunanlılara teslim edin, bakalım ortada kriter mriter kalacak mı?

Biz farklı bir tarihî macera yaşadık ve Avrupa'da benzeri görülmemiş bir cinnet geçirdik! Adamlar, "Aa, Fossati Efendi, Rusyalu için ne güzel elçilik binası yapmışsın! Gel bize de bir şeyler yap!" diyen, İstanbul'u Mellinglere, Moltkelere, Fossatilere, Prostlara emanet edenlerin yanlış işleri muhafaza edilecekse, sadece ibret için muhafaza edilmelidir, doğru olduğu için değil!

Değerli mimar kardeşim benim fikirlerimi yanlış bulabilir; kendisinden ricam, bir gece başını yastığa koyduğunda, Türk mimarlarının, restoratörlerin vb. Avrupalı meslektaşlarınca belirlenen kriterlere hangi katkıda bulunduklarını düşünsün. Bakalım bulabilecek mi? Düne kadar yöneticileri "İmarcılıkta bizi bile geçtiniz!" diyerek kışkırtanlar da onlardı. İstanbul'u yıksınlar diye...

Anlamadığım hususa gelince: Bir Türk mimar, Fossati'yi savunmak için Yahya Kemal'i nasıl öne sürebilir? Ben de diyebilirim ki, Yahya Kemal'in Süleymaniye'de yaşadığı mehabetli bayram sabahını ve gönül aydınlığını Fossati Efendi'nin tezyinatı gölgeleyemezdi; çünkü camiyi dolduran ecdad ruhları kubbeyi manevi bir tezyinatla donatmıştı.

 

Kaynak için tıklayınız.

f t g m