• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • RestoraTÜRK

  • RestoraTÜRK

Copyright 2018 - Custom text here

Muhafazakâr Sanat ve Estetik Meselesi

Muhafazakâr sanat ve estetik meselesi
Beşir AYVAZOĞLU

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Prof. Dr. Mustafa İsen, İstanbul'da verdiği bir konferansta "Nasıl muhafazakâr kesimin bir demokrasi anlayışı varsa, muhafazakâr estetik ve sanatın normlarını ve yapısını oluşturmak gibi bir yükümlülük içindeyiz" demiş.

Konferansa katılma imkânı bulamadığım için bu cümleyi tam böyle mi söyledi, söylediyse hangi bağlamda söyledi, bilmiyorum. Emre Aköz, Sabah gazetesindeki köşesinde bu meseleden söz etti, benim de aralarında bulunduğum bazı isimleri zikrederek "Onların bu tartışmaya girmesi gerekir" dedi.

Bu konularda o kadar çok yazdım ki, fazladan ne söyleyebilirim, bilmiyorum. "Muhafazakâr sanat" sözünün arkasında bir otoriterlik eğilimi hissedilmiyor değil. Ama Mustafa İsen'in asla böyle bir eğilim taşıdığını sanmıyorum; devletin sanatta icracı değil, destekleyici olması gerektiği görüşünü benimsemiş birinin otoriterliği savunduğu söylenebilir mi?

Sanatta kendi görüşünüzü ve anlayışınızı hayata geçirmek istiyorsanız, bütün totaliter ve otoriter rejimlerde olduğu gibi, devletin gücünü ve imkânlarını kullanır, başında "devlet" kelimesinin bulunduğu kurumlarla toplumu yeniden biçimlendirmeye çalışırsınız. Yine de, Mustafa Bey'in "muhafazakâr sanat ve estetik" sözü problemlidir. Çünkü sanatın değil, sanatkârın muhafazakârlığından söz edilebilir. Birçok konuda muhafazakâr olan bir sanatkâr, sanatta son derece yenilikçi ve yaratıcı olabilir. Koyu bir Katolik olan ve "gelenek" kavramına yepyeni bir yaklaşım getiren T.S. Eliot, modern şiirin kurucularından değil mi? Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Peyami Safa, Necip Fâzıl, Sezai Karakoç gibi şair ve yazarlar muhafazakâr değil mi? Hepsi de edebiyatımıza yeni ufuklar açmış büyük sanatkârlardır.

Devamını oku...

Bize Göre Gurabâhâne-i Laklakan / Frankfurt Seyahatnamesi / Ahmet Haşim

GÜVERCİN

Genç şâirler, parmak hesabiyle mâni düzmeye başlayalı, bazı yenilik taraftarları, Türk sazını değnekle idare etmeye kalkışalı, mimarlarımız arasında da, ne isimle yad edeceğimizi bilemediğimiz mahut medrese mimarîsi yayılmağa başladı. Softanın başından çıkardığı sarığı andıran taş kubbeler, tıpkı mantarlar gibi, Türk seması altında yer yer bitmeye başladı.

Otel, banka, mektep, iskele, şimdi dışarıdan minaresi ve içeriden mimberi eksik birer cami karikatürüdür. Bu tarz inşa usulüne mimarlarımız "Türk mimarîsi'' diyorlar. Hakikaten bu çirkin taş yığınları Türk mimarîsi midir? O halde güvercinler neye bu mimarîyi bir türlü sevmiyorlar?

Çini gibi, Şark mimarîsinin tamamlayıcısı olan güvercinler, gökyüzünün her köşesinden üşüşerek, kubbe ve minare olan yerlerde küme halinde toplanırlar. Sinan'ın en hakikî hayranları, şadırvanlar etrafında, fıskiye serpintileri ve su alâimsemaları içinde oynaşan bu lâcivert kanatlardır.

Devamını oku...

Ülkemizdeki Taşınmaz Kültür Varlıklarının Restorasyonuna İlişkin Sorunlar

Doç. Dr. Eser GÜLTEKİN

Ülkemizdeki Taşınmaz Kültür Varlıklarının ilgili kurum ve kuruluşlarca gelecek kuşaklara aktarılması ve sürekliliğinin sağlanması açısından çoğu kez ihale yoluyla restorasyonuna gidildiği bilinmektedir. Ancak, kurum ve kuruluşların genellikle restorasyon projelerini yapacak veya yapılanların kriterlere uygunluğunu kontrol edebilecek uzman elemanları yoktur. Keza, restorasyon aşamasına gelindiğinde, konusunda yetişmiş, yeterli sayıda deneyimli eleman bulunmadığından, çizilen projelerin ve yapılan uygulamaların denetimi de yetersiz kalmaktadır. Örneğin, bu konuda başta restoratör mimar olmak üzere, inşaat mühendisi, sanat tarihçi,arkeolog vb. uzmanlar da bulunmalıdır. Çünkü restorasyon çalışmalarının bir ekip işi olduğu unutulmamalıdır.

Restorasyon çalışmalarında öncelikle proje gereklidir.Ancak ülkemizde sadece Rölöve ve Restorasyon projelerinin işe başlanması için yeterli görülmesi, buna karşın Restitüsyon (ilk yapıldığı dönemi ifade eden) projelerinin çizilmeden, restorasyon çalışmalarına başlanması günümüzde pek çok yapıda, dönemin özelliklerini ve sanatını yansıtan, belgeleyen, yapıyı zenginleştiren ayrıntıların kaybolmasına neden olmaktadır. Ülkemizde çizilen projeler genellikle istenen kriterlere uygun değildir. Örneğin, çizilen rölövelerde çoğu kez ölçüler eksiktir, mevcut malzeme tanımları, ebatlar, bozulmalar, kotlar ve muhdes kısımlar belirtilmemektedir. Bunlara bağlı olarak, işin restorasyon maliyeti de zor hesaplanabilmektedir.

Geçmişten bize miras kalan taşınmaz kültür varlıklarımızın restorasyonuna yönelik işlemler yapılırken; eserin özünü korumak bağlamında, görünümün yanısıra yapısal herhangi bir değişikliğe uğratmadan gelecek nesillere güvenle devretmek hepimizin üzerine düşen ulusal bir görevdir. Ancak, koruma konusunda uzmanlaşmamış teknik kişilerce yürütülen restorasyon çalışmaları sonucu yapılara fiziksel zararlar verilmekte ve yapının inşa dönemine ait izler de yok edilmektedir. Restorasyonla ilgili sorunların başında malzeme sorunları gelmektedir.Bu çalışmalarda,uygulamayı yapacak teknik ekip çok önemlidir. Ülkemizde, bu işlerde çalışacak kalifiye işçi bulunmadığından uygulamalar da çoğu kez hatalı ve özensizdir. Restore edilen eserlere işlev kazandırılması da onların uzun yıllar varlıklarını sürdürebilmesi açısından önem taşımaktadır.

Giriş

Bu bildirinin amacı; ülkemizde yapılan mimari restorasyon çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların proje ihale aşamalarından başlayarak Koruma Kurulları ve restorasyon aşamalarında karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerilerini ortaya koymaktır.

Devamını oku...

Türkiye'de Koruma Yasalarının Tarihsel Gelişimi Üzerine İnceleme

Günümüzde uluslar arası platformlarda tarihsel çevre koruması tek anıt korumasından başlayarak çağdaş işlevlerle bütünleşerek korumayı amaçlayan bir anlayışa ulaşmıştır.

Türkiye’de koruma olayı, gelişmiş ülkelerdeki koruma gelişimini daima geriden takip etmiş; mimari ve kentsel kültür mirasının korunması amacıyla kamu müdahalesini düzenleyen, yönlendiren önemli yasal mevzuatı oluşturmaya çalışmış ve sonuçta da ülke bütününde, bölge, kent ölçeğinde yetki dağılımını sağlayıcı tedbirler alınması aşamasına gelmiştir.
Türkiye’deki politik ve ekonomik değişim dönemleri incelendiğinde çıkarılan temel yasaların bu dönemlerle çakıştığı, son yıllarda ise artık Avrupa’da uygulanan çağdaş koruma düzeyine ulaşmaya başladığı görülmektedir.

XX. yy. Öncesinde Koruma Düşüncesi

Ülkemizde eski eserlere karsı ilk ilgi, XIX. yüzyıl ortalarına doğru başlamıştır. Avrupa'da doğan ve gelişen modernite projesi, sanayi devrimini takiben 1840’lı yıllardan itibaren Osmanlıları da  etkilemiştir.1 Dinçer ve Akın’ın da belirttiği gibi (1994) Devlet islerini yönlendirecek batılılaşma ürünü kamu binalarının yapımının ön plana çıkmasıyla sadece taşınır kültür varlığının korunması için çıkarılan Asar-ı Atika Nizamnameleri ile koruma yasal tabana oturtulmuştur. “Muhafaza-i Asar-ı Atika Encümeni” bu yasayı uygulayacak kurum olmuştur (Dinçer, Akın, 1994). Asar-ı Atika Nizamnameleri kapsamında olmayan sivil mimarlık örnekleri de yok olmuştur. Kent planlaması Türkiye’ye öncelikle İstanbul’dan başlayan uygulamalarla girmiştir. İstanbul’un ilk planlama çalışması 1836-1837 arasında Von Moltke tarafından yapılmıştır. Bu çalışmaların paralelinde de ilk imar talimatnamesi niteliğindeki 1839 tarihli “ilmühaber” yayımlanmıştır. Bunu 1848 tarihli Ebniye Nizamnamesi izlemiştir.

Devamını oku...

Osmanlı Dönemi Çini Karalordaki Nakkaş İşaretleri Kullanılması Üzerine

Hürrem Sultan türbesi

Osmanlı dönemi yapılarında çini kaplamalar mimarinin ayrılmaz bir parçası olarak karşımıza çıkar. Bu dönemin tüm yapılarında olmasa bile önemli bir bölümünde süsleme elemanı olarak kullanılan çininin, tasarımından duvara kaplanmasına kadar geçen süreç hakkındaki bilgilerimiz sınırlıdır. Çini kaplanacak bir yapı için; çini programının tasarlanması, desenlerin hazırlanması, karoların pişirilmesi ve duvara kaplanması sırasında kimlerin ne tür görevler aldığına ilişkin kesin bilgilerimiz mevcut değildir. Ayrıca çinilerin duvara kaplanması sırasında uygulanan yöntemler de henüz tam anlamıyla açıklık kazanmamıştır. Bununla birlikte özellikle çini restorasyonları Osmanlı dönemi için kaplama tekniğinin araştırılıp ortaya konabilmesinde önemli veriler sağlar. Makalemizin konusunu oluşturan Osmanlı dönemi için karoların arkasındaki işaretler de; Hürrem Sultan türbesi ve Hatice Sultan türbesinde yapılan restorasyon çalışmaları sırasında tesbit edilen verilerden biridir.(1)

Hürrem Sultan ve Hatice Sultan türbeleri bir yüzyıl ara ile inşa edilmiştir. 1557-58 tarihli Hürrem Sultan türbesi; dıştan sekizgen, içten onaltıgen planlı, kubbe ile örtülü, önü revaklı  bir yapıdır. 1663 tarihli Hatice Sultan türbesi ise kare planlı, geçişin tromplarla sağlandığı kubbeyle örtülü, önü revaklı bir türbedir.(2) Plan tipleri ve dönemleri farklı olan bu iki yapının ortak noktası zeminden örtüye kadar duvarlarının çiniyle kaplı olmasıdır.

Devamını oku...

f t g m