• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder... Turgut Cansever

  • RestoraTÜRK

Copyright 2018 - Custom text here

Neyi, Niçin, Ne Kadar Korumalı?

Neyi, Niçin, Ne Kadar Korumalı?
Doç. Dr. Levent BAYRAKTAR

Levent Bayraktar

Korumak, muhafaza etmek ve restore etmek çoğu zaman birbiri yerine kullanılan ve anlamları karıştırılan kavramlardır. Hatta bu kavramların yanına muhafazakarlık, nostalji gibi nicelerini de katmak gerekebilir. Oysa benzerlikler bulunmakla birlikte bu kavramlar özdeş kabul edilemez ve birbirlerinin yerine geçemez. Aslında biraz da meseleyi karmaşıklaştıran husus; yeni ve eski arasındaki tercihlerimiz ve onlara yüklediğimiz anlamlarda gizlidir. Muhafazacılığı ve muhafazakarlığı eski olan her şeyi değerli kabul etmek ve maziye öykünmek şeklinde anlarsak acaba doğru bir tasavvura sahip olabilir miyiz? Şüphesiz hayır. Öyleyse eski olduğu halde korunması ve yaşatılması gereken nesne veya değer ne olmalıdır? Ya da soruyu tersinden soracak olursak: eski olan her şey değersiz veya yenisi ile yer değiştirmesi gereken bir şey midir diyebiliriz. Şüphesiz buna da hayır demek gerekir. Şu halde bir şey bizatihi ne eski olduğu içine de yeni olduğu için iyi değildir. Bir şeyi iyi ve değerli kılan onun anlamı, işlevi ya da varlığı ile insanlara hizmet etmesidir.

İnsanoğlu tabiattaki bütün öteki varlıklardan farklı olarak bir bilinç, hafıza ve şahsiyet varlığıdır. Bu hususiyetleri ile tabiat içerisinde kendisine beşeri bir âlem kurar. Bunu yapabilmesi için mutlaka bir dil ve kültür ortamı içinde yetişmesi ve gelenekleri tevarüs edebilmesi bir zorunluluktur. Zira insan, zamanı, üç boyutlu olarak geçmiş, şimdi ve gelecek bütünlüğü ve sürekliliği içinde idrak eder, planlar ve yaşar. Zaman ve tarih, kesintisiz olarak birbirine eklemlenen ardışık süreçler bütünüdür. İnsan, bu bütünü hafıza ile idrak eder. Toplumlar ise tarih ve kültür içinde aynı şeyi fark eder ve bilinç kazanır.

İnsanda hafıza olmaksızın bir bilinçten söz edilemediği gibi, toplumlarda da hafıza, tarih şuuru ile kazanılır. Tarih şuuru, hem şahsi hem milli kimliğin idrak ve iktisap edildiği bir sahadır. Dolayısıyla burada geçmişi kutsamak değil geleceği tasavvur etmek esastır. Böylece tarih şuuru önümüzü aydınlatan bir fener gibidir ya da olmalıdır.

Devamını oku...

f t g m