• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder... Turgut Cansever

  • RestoraTÜRK

Copyright 2019 - Custom text here

Sâmiha Ayverdi'nin Târihe Bakışı

SÂMİHA AYVERDİ'nin Târihe Bakışı
Ayhan PALA 

Sâmiha Ayverdi'nin târihle ilgili eserlerinin ve bu eserlerinde ele aldığı konuların çeşitliliği bu kısa tebliğ çerçevesinde onun bütün görüşlerine yer vermemize imkân vermemektedir. Onun için biz bu tebliğimizde bazı ana çizgileri vermekle yetineceğiz.

Sâmiha Ayverdi'nin târih görüşünü doğru bir şekilde değerlendirebilmek için onun mütefekkir bir mutasavvıf olduğunu hatırdan çıkarmamak gerekir. Sâmiha Ayverdi târihle ilgili eserlerini târih ilmine katkıda bulunmak için değil, Türklüğü yeniden ayağa kaldıracak değerleri târihten çıkarmak ve geleceğe sunmak için yazmıştır. Bu görüşümüz onun târihle ilgili fikirlerini en fazla yansıtan eseri olan Türk Târihinde Osmanlı Asırları kitabının önsözünün ilk cümlelerinde şu şekilde ifade edilmiştir:

"Bu kitap ne bir târihtir, ne de bir ilim ne müracaat eseri. Belki akademik sınırlara, ilmi nizam ve şekillere bağlı bulunmayan, fakat her satırı ile otantik olmağa çalışan bir fikir kitabıdır. Öyle ki, Türk târihinin seyir ve tekamülü ardınca yürüyebildiğimiz ölçüde atılmış bu birkaç adım, iki büyük Türk Devletinin dünya târihi muvacehesindeki medeni ve   içtimaî   değerlerinin,   uzaktan   yakından   münasebet   kurmak vaziyetinde olduğu milletlere ve nihayet dünyaya neler getirdiğini, umumi çizgileriyle tayin ve tesbit edebilmek gayretinin naçiz bir mahsulüdür"

Devamını oku...

Türk Kültürü Tarihi

TÜRK KÜLTÜRÜ

A.  TÜRK ADI

“Türk” adının anlamı ile ilgili olarak çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Adları “Türk” sözcüğüne benzediği iddia edilen bazı toplulukların “Türk” milleti ile herhangi bir ilişkisi olmadığı bilimsel çalışmalarla ortaya konmuştur. Bu çalışmalara göre, “Türk” sözcüğü; “güç, kuvvet, güçlü, kuvvetli, cesur, türeli (kanun ve nizam sahibi) ve türeyen, çoğalan” anlamlarına gelmektedir.

Tarihte “Türk” adıyla adlandırılan ilk devlet “Gök-Türk Devleti” olmuştur. Coğrafî ad olarak “Türkiye” kavramı, tarihte ilk kez Bizans kaynaklarında yer almaktadır. VI. yüzyılda “Türkiye”, Orta Asya’yı ifade etmek üzere kullanılmıştır. IX. ve X. yüzyıllarda Volga’dan Orta Avrupa’ya kadar olan alana “Türkiye” adı verilmiş (Doğu Türkiye = Hazar ülkesi; Batı Türkiye= Macar ülkesi); XIII. yüzyılda Mısır ve Suriye de “Türkiye” olarak adlandırılmıştır. Anadolu ise XII. yüzyıldan itibaren “Türkiye” olarak tanınmıştır.

Devamını oku...

Ondördüncü Asırdan Bu Yana Türk İçtimai Müesseselerine Kısa Bir Bakış

ONDÖRDÜNCÜ ASIRDAN BU YANA TÜRK İÇTİMAİ MÜESSESELERİNE KISA BİR BAKIŞ

Kâh ağır kâh sür'atli akan bir sel gibi, devamlı ve bereketli çağıltılarla Ortaasya'dan Anadolu'ya yürüyen Türklüğün içtimaî hayâtını, elde çok sağlam vesikalar dahî olsa, devirlere ayırmak, bir zinciri halkalarından çözerek, devam ve teselsülünü kesmek demek olur.

Târih ve zaman, durdurulup dondurulamayacağına göre, içtimaî tekâmül ve hassasiyetin de yürüyen çağlarla beraber bâzı kayıpları ve kazançları olacağı aşikârdır. Ancak bu değişmeyi cevher ve prensiplerde değil, şekil ve suretlerde görüp, tesbît ve kabul etmek gerekir.

Onun için de XIV. Asırdaki Türkün hayâtı ile XVI. Yüzyıldaki Türkün hayâtı, ana  hatları  ve temel  görüşleri   ile, târihî ve an'anevî bir uzayış ve devamdan ibarettir.

Türk cemiyetinin bu sosyal nizamlar ve prensipler örgüsü, asırlar boyu bir içtimaî îman olarak, Tanzimat'a kadar hükmünü ve fermanını yürütmüştür.

Ancak, devletin kumanda köprüsünden gelen fakat ilmî ve millî değerden mahrum, bu bilir bilmez inkılâpla ardına kadar Garb'a açılan kapıdan, bin yıllık içtimaî ve târihî kıymetler sistemi cansız bir ceset gibi dışarı fırlatılırken, Garbın sosyal nizamları da, fâtihâne bir gurur ve bir zafer edası ile içeri girmiştir.

Devamını oku...

Bazı vakfiyelerin hayır şartları

Büyük Tarihçi Prof. Dr. Fuad KÖPRÜLÜ, Türk Vakıf Kayıtlar Arşivi'ni şöyle tanımlar:

"Vakıf müessesesi, orta ve yeni çağlar Türk ve İslâm dünyasını tetkik için birinci derecede mühim bir kaynaktır.

BAZI VAKFİYELERİN HAYIR ŞARTLARI

Fatih Sultan Mehmed Han'ın 875 H. (1470 M.) tarihli vakfiyesinde:

  • Yatağa düşmüş, evine doktor getirme imkânı olmayan hastalara, başvurmaları halinde doktor gönderilmesi,
  • Hastanede ölenlerin cenaze masraflarını karşılamak üzere her gün beş akçenin bir fonda biriktirilmesi,
  • İmarete gelen misafirler, görevliler tarafından güler yüzle karşılanıp, misafir olarak kalmak isterlerse, üç günden çok olmamak üzere misafir edilip, yeme-içme ihtiyaçlarının karşılanması,
  • İmaretten, dul kalmış Saliha hanımlar için yemek verilip, namus ve iffetlerinin muhafaza edilmesi.

Yavuz Sultan Selim Han'ın 947 H. (1540 M.) tarihli vakfiyesinde:

  • Her gün iyi cins undan 100 ekmek pişirilip fakir halka dağıtılması.

Sultan III. Murat Han'ın annesi Nurbanu Valide Sultan'ın 990 H. (1582 M.) tarihli vakfiyesinde:

  • Hastanede görev yapacak hastabakıcı, temizlikçi, bekçi gibi görevlilerin yanında, hastalara namaz kıldırabilecek bir imam tayin edilmesi ve bu imama yardımcı olacak, namaz vakitlerinde hoş seda ile ezan okuyup insanları Allah'a ibadete çağıracak bir müezzin tayin edilmesi,
  • Kendini bilmez kişilerin duvarları karalayıp, kirletmesini engellemek ve yapılan karalamaları silmek için bir görevli tayin edilmesi,
  • Cuma, bayram ve mübarek gecelerde imarette her gün pişirilen yemeğe ilave olarak çeşidi bol yemekler pişirilip yoksullara dağıtılması ve yoksul-zengin ayırmaksızın imarete gelen misafirlere yedirilmesi.

    Devamını oku...

Yaşayan Kültür Mirası “Hasan Eşref Efendi Konağı”

Özden Gülen

Öğlen üzeri Tahtakale’den Pınarbaşı’na doğru yürüyorum. Hava ayaza kesmiş, rüzgâr sert esiyor. Tahtakale her zamanki canlılığında. Sağlı solu küçük dükkânlar, hırdavatçılar, esnaf lokantaları, balıkçılar, ekmek fırını… Soğuk havaya rağmen kahvelerin önündeki alçak iskemleler dolu. Müdavimleri üzerinde dumanı tüten çay bardakları avuçlarının arasında ısınmaya çalışıyor. Hırdavatçı dükkânlarının önlerinde rengârenk, çeşit çeşit malzemeler… Yol kenarına dizili boy boy sobalar, ızgaralar, baca deliği kapakları, maşalar kış ortasında olduğumuzu kuvvetle hissettiriyorlar. Veziri Caddesi’nden Pınarbaşı’na doğru ağır ağır yokuşu tırmanıyorum. Az aşağıda yol kenarındaki yeşil parmaklıklı kabrin önünde duraklayıp Helvacı Bacı’nın ruhuna bir Fatiha gönderdim. Yolun sol tarafında sıralanan Veled-i Vezir Camii ve Üçkurnalar Camii hazireleri ile Esici Mehmed Dede kabirlerine de dualarımı okuyarak Üçkurnalar Çeşmesi’nin önüne varıyorum. Bundan sonrasında sağda eski surlar ve Yerkapı, solda Pınarbaşı Mezarlığı uzanır. Çeşme başında soluklanırken gözüme ilişiyor. “Yaşam Kültürü Müzesi” yazan kahverengi tabelayı daha önce hiç fark etmemişim, hayret! Halbuki Alacahırka ya da Yerkapı’ya giderken sıkça geçerim bu yoldan. Merakla ok istikametine yürüyüveriyorum. Az ileride soldaki sokağı gösteren bir tabelayı takiben döndüğümde, kocaman bir bahçe içinde güzelim konağı görünce hayret ve merakım katlanarak büyüyor. Bahçe kapısını açıp taş avluya ayak basıyorum.

Güvenlik ve danışma görevlileri ile birkaç selamlaşma cümlesi ve binayı gezerken fotoğraf çekme isteğim Müze Müdürü Goncagül Hanım ile tanışmaya vesile oluyor. Meğer tam da arayıp da bulamadığım bir mekâna sürüklenmişim. Goncagül Hanım’ın rehberliğinde konağı gezerken geçmişe, hatıralara, kültürümüze, geleneklerimize ve el sanatlarımıza doğru upuzun bir yolculuğa çıkıyoruz.

18. yüzyıl geleneksel Türk mimarisinin bir örneği olan bu tarihi konak Bursa’da deri tabakhaneleri olan Hasan Eşref Efendi’nin ailesi için inşa ettirmiş olduğu bir yapıymış. Hasan Eşref Efendi’den sonra kızı Hacer Hanım’ın 1986 yılındaki vefatına kadar burada yaşadığı biliniyormuş. 2012 senesinde Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından alınan tarihi konağın restorasyonu yapılmış ve 2017 yılında Bursa Yaşam Müzesi olarak düzenlenmiş. Geçtiğimiz aylarda ziyaretçi kabul etmeye başlayan mekânın tanıtılması için faaliyetler sürmekteymiş.

Devamını oku...

f t g m