• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • RestoraTÜRK

  • RestoraTÜRK

Copyright 2017 - Custom text here

Türkiye'de restorasyon eğitimi sorunları ve sonuçları

Türkiye'de restorasyon eğitiminin sorunlarını tartışmadan önce restorasyon ve konservasyon sözcüklerinin anlamlarını herhangi bir karışıklığa meydan vermeyecek şekilde tanımlamak gerekir. Restorasyon, arkeolojik veya sanat değeri taşıyan bir eserin özgünlüğüne zarar vermeden gelecek kuşaklara aktarmak için yapılan zorunlu müdahalelere denir. Konservasyon ise zaman içinde oluşabilecek bozulmalara karşı eserin sağlıklı bir şekilde yaşayabilmesi için koruma amacı ile alınan önlemlerdir. (1) Bu tanımlamalardan anlaşılacağı gibi restorasyon ve konservasyon birbirini tamamlayan ancak birbirinden ayrı uzmanlık gerektiren meslek dallarıdır. Restorasyon ve konservasyon eğitimleri temelde de birbirinden farklılıklar arz eder. Konservasyonda kimya temelli ve araştırma ağırlıklı bir eğitim söz konusu iken restorasyon, uygulama ağırlıklı pratiğe yönelik bir eğitim vermektedir.

Ülkemizde hatalı olarak restorasyon ve konservasyon sözcükleri, genellikle aynı anlamı ifade etmek üzere kullanılmaktadır. (2)

Bildirimizin konusunu oluşturan restorasyon eğitiminin amacı , taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarının restorasyonunu yapmak üzere bilinçli ve deneyimli eleman yetiştirmektir. Bilinçli ve deneyimli elemandan kastedilen, esere müdahale etme sınırlarını iyi belirleyebilen, eserin özgürlüğüne zarar vermeden yaşamasına engel olabilecek müdahaleleri kontrol altında tutabilen uzmanlardır.(3)

Restorasyon eğitiminin hem temel eğitim hem de uygulamalı eğitim olmak üzere iki aşamalı olması kaçınılmazdır.


1. Temel eğitim:

Temel eğitim, restorasyon eğitimi alan kişinin, eline aldığı bir eserin problemlerini belirleyip, hangi yöntemle ve nasıl bir çalışma gerçekleştireceği konusunda düşünüp karar verebilecek temeli hazırlamayı amaçlar. Bu sebeple de eğitim kurumunun bağlı olduğu ekol doğrultusunda yapılacak proje üzerinde, öğrencinin düşünüp yöntem belirleyebilecek bir düzeye gelmesini sağlamakla yükümlüdür. Eğitim kurumlarının bağlı olduğu ekol, restorasyon çalışmalarında uygulanacak yöntemlerin kaynaklandığı kriterlerin belirlenmesini sağlayacaktır; bu da bir anlamda restorasyonun anayasasıdır. Böylece restoratör, yaptığı uygulamaya kaynak gösterecek bir temele sahip olur ve bu temel de restorasyonun felsefesini teşkil eder. Yapılan uygulamada, neden, nasıl, nerede, hangi amaçla gibi soruların cevaplarını verebilmesi çok önemlidir.

Her eğitim, kendi yapısına en uygun olabilecek ekolü kabul ederek, temelde bu öğretiyi öğrencilerine tam olarak vermek zorundadır. Böylece sözünü ettiğimiz öğreti sonucunda saptanan kriterler, restorasyonun ülkemizdeki anayasası durumuna gelir ki; bu da yapılan uygulamalar üzerinde bizlere görüş bildirme imkanı verir. Örneğin Türkiye'deki müzelerde teşhir edilen eserlere baktığımız zaman bazen aynı müzede hatta aynı vitrinde birkaç farklı restorasyon anlayışını bir arada görürüz. Bu ülkemizde restorasyon kavramının tam olarak anlaşılıp, kriterlerin oluşturulmasından doğan bir çok sesliliğin göstergesidir. Çünkü ülkemizde yapılan bir çok yabancı kazıda, yabancı restoratörler uygulama yapmaktadır. Farklı ekollerde yetişmiş restoratörler Türkiye'ye geldiği zaman benimsedikleri ekolün yöntemleri ile çalışmaktadırlar. Bu sebeple de ülkemizde benimsenen ve kabul gören bir ekol birliği olmadığı için restoratörlerden bazıları kendi ülkelerinde halen uygulanmakta olan, ancak normalde yıllar önce terk edilmiş (asitle temizlik ve soyma yöntemi vb.)yöntemleri ülkemizde eserlerimiz için kullanmaya devam etmektedirler.

Restorasyon konusunda ortak bir dil olmadığı için bu uygulamaları eleştirme bilincine ve hakkına sahip olmadığımız gibi, yetersizliğimizin verdiği kompleksle maalesef yapılan uygulamalarda da bu çeşitliliğin etkileri görülmektedir. Bu sebeple Türkiye'de yapılacak taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarının restorasyonu için bir ekol belirlenmeli ve temel alınan bu ekole göre saptanacak kriterler doğrultusunda yerli ve yabancı bütün restoratörlerin uygulama yapmaları istenmelidir.(4)

2. Uugulamalı eğitim:

Uygulamalı eğitim, restorasyon eğitimi alan bir öğrenciye pratik çalışmayı ve mesleki alanda teknolojiye bağlı olarak ortaya çıkan yenilikleri takip ederek kendisini sürekli geliştirme bilincini kazandırmayı amaçlamaktadır.

Bu sebeple okulda verilen eğitim süresince başlatılan pratik çalışma, zaman içerisinde kişinin becerisini geliştirmesi ve gelişen teknoloji ile her yıl yeni yöntemler devreye girdiğinde restoratör için ömür boyunca devam eden bir eğitim anlamındadır. Örneğin bundan on yıl önce ''akemi'' taş restorasyonu için mucize bir malzeme kabul edilirken, bugün ''akemi"ye oranla restorasyon için daha uygun bir malzeme olan ''aralditin'' kullanımı tartışılır hale gelmiş ve terk edilmek üzeredir. Ayrıca bundan birkaç yıl öncesine kadar hiç bilinmeyen lazer teknolojisi bugün bir çok alanda kullanılır hale gelmiştir.(5)

Dünyada restorasyon eğitiminin nasıl verildiğine baktığımızda restoratör (uzman) ve teknik eleman olmak üzere iki dalda eğitim verildiği dikkati çeker.

1. Restoratör (Uzman) Yetiştiren Okullar:

Bu eğitim proje ve uygulama yapacak uzmanları yetiştirmeyi amaçlar. Öğrenciler önce sınavla alınır. Sınavın ilk aşaması bizdeki akademi sınavı gibi öğrencinin çizim yeteneğini ölçen sınavdır. İkincisi ise genel kültür sınavıdır. Bu okulların kontenjanları sınırlı tutulmuştur bu nedenle de sınıflar genellikle 15'er kişiliktir.

2. Teknik Personel Yetiştiren Okullar :

Özellikle taşınmaz kültür varlıklarının restorasyonunda çalışacak duvar, taş ve sıva ustaları gibi teknik personel yetiştirirler.

Dünyada restorasyon eğitimi veren okullarda da ilk yıl temel prensipler ve restorasyon felsefesinin öğretimine ayrılırken, pratik eğitim bu temeli almış öğrencilere verilir.

Ülkemizdeki restorasyon eğitimi dünyadaki örnekleri ile karşılaştırıldığında, eğitim programlarının henüz tam oturmadığı ve bir branşlaşmanın olmadığı görülür. Bütün restorasyon eğitimi veren okullar özel yetenek sınavına gerek görmeden öğrenci alırlar. Halbuki restoratör, sanat eserleri üzerinde uygulama yapan kişidir ve bu sebeple özel bir yeteneğe sahip olması gerekir. Restorasyon eğitimi veren okulların tercih edilen bir okul olmaktan çok şans eseri girilen bir okul haline gelmesi, düşük puanlardan ve bu alanı tercih edecek öğrencide belirli yetenekleri arayan eğitim kurumları olmamasından kaynaklanmaktadır. Aslında bu durum, ülkemizde meslekler belirlenirken herhangi bir yüksekokulu bitirmiş olma düşüncesinin bir yansımasıdır. Bu sebeple dünyadaki örneklerinin tersine yüksek sayıda öğrencinin eğitim gördüğü sınıflar karşımıza çıkmaktadır. Bu da hem öğrenci hem de ülke için amacına ulaşmayan bir eğitim, boşa zaman ve emek kaybı anlamına gelmektedir.

Bu şekli ile tüm okullarda teknik personel ile restoratör eğitimi arasında bir eğitim söz konusudur. Bu şekilde mezun olan öğrenciler, ne alt teknik kadro olarak ne de restoratör olarak yeterli donanıma sahip değillerdir. Bu alandaki en büyük tehlike teknik eğitim konusunda bile yetersiz olan mezunların kendilerini her konuda restorasyon yapabilecek yeterlilikte görmeleridir. Oysa hiç ciddi bir uygulama yapmadan sadece eğitmenlerinin anlattıkları uygulama örneklerinden hareketle ve her uygulamanın aynı yöntemlerle yapılabileceği düşüncesi büyük tehlike arz etmekte ve bunun örnekleri de görülmektedir.

İdeal restorasyon eğitiminin temelinde yatan ilkeye göre, esere yapılan her müdahale, yapan kişinin ve dönemin damgasını vuracağından, eserin özgünlüğünü bir nebze de olsa yitirmesine sebep olacaktır; esere yapılacak müdahale minimum düzeyde olmalıdır. Ancak bizde verilen eğitimin temelinde müdahaleci taraf daha ağır basmaktadır. Bu sebeple de genellikle yapılan uygulamalar restorasyon adı altında renovasyon uygulaması haline dönüşmektedir. Bu yanlışlığın temeli, her eğitmenin farklı bir ülkenin restorasyon eğitimini almasından kaynaklanmaktadır.

Eğitim kurumlarındaki bu düzensizliğin giderilip mezun olan öğrencilerin çalışma alanlarının da planlanması gerekmektedir. Bu da ilgili üniversitelerle şu anda ülkemizde restorasyon konusunda uygulama yaptıran kurumların koordinasyonuna bağlıdır. Ancak bugüne kadar böyle bir koordinasyondan söz etmek mümkün değildir. Öğrenciler sadece bir yüksek okul bitirmekle yetinmekte, aldıkları eğitime uygun bir alanda çalışma şansları olmamaktadır. Böylece açılan okullar da amaçlarına ulaşamamaktadır.

Sonuç olarak bütün dünya tarafından kabul edilen bir gerçek vardır ki her coğrafyanın kendi özellikleri içerisinde restorasyon uygulamaları belirlenir. Bu sebeple herhangi bir ülkede yapılan uygulamalar Anadolu coğrafyası için örnek teşkil edemezler. Bu alanda ülkemizde bir "restorasyon kriterleri sorunu" mevcuttur. Bu sorunun çözüm yeri ise uygulama yaptıran kurumlar değil eğitim kurumlarıdır. Bu kurumlarda sağlanan bir temelle yetişen öğrenciler yine eğitim kurumlarının geleceğe dönük yapacağı planlar çerçevesinde, restorasyon alanında, hem ülkemizde hem de yurt dışında çok yaygın çalışma imkanı bulacaklardır. Restorasyon alanında  lokal çözümler aramak yerine üniversitelerden restorasyon uygulaması yaptıran kurumlara kadar bütün kurumların prensip birliğine varması gerekmektedir. Böylece ilgili üniversiteler, Kültür Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü vb. arasında koordinasyonu sağlayacak çalışmalar yapılmalıdır.

(1) Restorasyon ve konservasyon sözcüklerinin anlamı için bkz. C. Brandi, Teoria del Restauro, Roma 1963. İ. Lezsek 'La philosophie de la Restauration et les problems dela Reparation des Alterations Dans les Ouvre d'Art' , Problem of Completion Eties and Scientifical Investigation in the Restaration Problems, UNESCO, Budapeşte, 1982 , s.223-227 ; U. Baldini, Teoria del Resstauro, e unita'di Metodologia,Firenze 1997

(2) Bu terminolojik kargaşa sadece ülkemize özgü bir sorun değildir. Yurt dışında bu iki uzmanlık alanının görevleri belirlenmiş olmakla birlikte halen zaman zaman birbirine karıştırıldığı da dikkati çekmektedir.

(3) Esere müdahalenin sınırları için bkz.C.Brandi,a.g.e.(dip not 1).

(4)Restorasyon kriterlerinin belirlenmesi konusunda 1962 yılından bu yana tartışmalar olmakta, bu konuya ilişkin tartışmalar halen devam etmekte ve bunun yansıması restorasyonu yapılan taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarında görülmektedir. Ancak halen bu kriterlerin saptanması konusunda herhangi ciddi bir adım atılmamıştır. Özellikle taşınmaz kültür varlıklarının korunmasını konu alan makaleler için bkz. D. Kuban, 'Restorasyon Kriterleri ve Carta del Restauro', Vakıflar Dergisi, V (1962), s. 149-52; Ay .yaz ., 'Venedik Tüzüğü, Uluslararası Tarihi Anıtların Onarım Kuralları',Vakıflar Dergisi,VII (1968), s.111-115; C. Erder, Tarihi Çevre Kaygısı, Ankara 1971; Ay. Yaz, 'Uluslar arası Tarihi Anıtlar ve Yerleşmeler ve Fotogrametrinin Tarihi, Anıtlara Uygulanması Konulu Toplantısı, Vakıflar Dergisi, IX (1971).s, 409-17

(5) 1999 yılında Museo Nazionale Cripta Balbi'deki eserlerin restorasyonu projesi sebebiyle İtalya'da bulunduğumuz sırada lazer tekniğinin restorasyon çalışmalarında kullanımının yaygınlaştığını izleme ve deneme imkanı bulduğumuz gibi, geleceğe yönelik olarak restorasyon eğitim kurumlarının lazer ile restorasyon çalışmalarını programlarına aldıklarını gördük.

f t g m