• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • RestoraTÜRK

  • RestoraTÜRK

Copyright 2017 - Custom text here

Sit Alanları

Tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlardır.


ARKEOLOJİK SİT ALANLARI
  İnsanlığın varoluşundan günümüze kadar ulaşan eski uygarlıkların yer altında, yer üstünde ve su altındaki ürünlerini, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik ve kültürel özelliklerini yansıtan her türlü kültür varlığının yer aldığı yerleşmeler ve alanlardır.
       

Arkeolojik sitler 3 dereceye ayrılmaktadır.
    1.DERECE ARKEOLOJİK SİTLER

Korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak sit alanlarıdır.
   
    2.DERECE ARKEOLOJİK SİTLER

   Korunması gereken, ancak koruma ve kullanma koşulları koruma kurulları tarafından belirlenecek, korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak sit alanlarıdır.
    3.DERECE ARKEOLOJİK SİTLER

Koruma - kullanma kararları doğrultusunda yeni düzenlemelere izin verilebilecek arkeolojik alanlardır.

Devamını oku...

Restorasyonda kullanılan boyalar

Tabii boyalar;
Yazı icat edilmeden öncede insanlar mağara ve kaya yüzeylerine hayvan figürleri ve çeşitli semboller çizerek anlatmaya çalışmışlardır.M.Ö 3000 yılına tarihlenen resimler mevcuttur. Bu da çeşitli tabii maddelerden elde edilen boyaların çok eski tarihlere kadar uzandığını bizlere göstermektedir. Doğal boyalar 4 grupta elde edilir.

Kaynaklarına göre 4 grupta incelenir:
1-) renkli kaya ve topraklardan elde edilen toprak boyalar.
2-) bitkilerden elde edilen boyalar ve kök boyalar
3-) hayvanlardan elde edilen boyalar
4-) madenlerden elde edilen boyalar

1) Toprak boyalar: Kaya ve taşlardan elde edilen boyalar kırmızı tonları ve kızıl renk topraktan elde edilir. Aşı boyada topraktan elde edilmektedir. Kayalar dövülür toz haline getirilir,ve tabii renklerine ayrılarak kullanılır.

2) Bitkilerden elde edilen boyalar: Bazı bitkilerin tümü boya için kullanırken bazılarının belirli kısımlarından yararlanılır. Böylece bitkiler üç grupta incelenir:
a- çiçekler, yapraklar, tohumlar.
b- lacivert ve mavi renkler: önceleri çivit otundan daha sonraları ise indigo bitkisinin yapraklarından elde edilmektedir. Yıldız  çiçeği ,iris,kaynar otu, papatya, gibi çiçeklerden sarı renk elde edilir.
c- dallar ve kabuklar:kızıl ağaç kestane ,kızılçam gibi ağaçların dal ve gövde gibi kabuklarından kahverengi renk elde edilmiştir.

Devamını oku...

Beypazarı'nda Tarihi Evlerin Restorasyonu

Beypazarı'nda restorasyon çalışmaları 10 Mayıs 2000 tarihinden itibaren başlamış olup 500 adet tarihi ev restore edilmiştir. Yaklaşık 1000 evin Restorasyon çalışmalarının bitirilmesi amaçlanmaktadır. Beypazarı evleri genellikle üç katlıdır. Taşıyıcı sistemi örten ahşap pervazlar harç sıva ile sıvanmıştır. Evlerin zemin katları taş, üst katları ahşap iskelet içine ahşap veya kerpiç dolgu sistemle yapılmıştır. Kuzeye gelen cephelerde dolgu kerpiçtir, Ocaklı duvarlarda kerpiç kullanılır. Bölme duvarları bağdadi yapılmıştır.

Yapı sisteminde Beypazarı özelliği diyebileceğimiz bir durum göze çarpar;

Evlerin büyük çoğunluğunda zemin taş duvarları taşıyıcı nitelikte değildir. Bir üst kat, cepheden de izlenen dikmeler üzerinde taşınmaktadır. Bunun nedeni ise yangın sonrası zemin katlar yıkılmış ancak dayanıklılığını kaybetmemişlerdir. Evler yeniden yapılırken bu durum değerlendirilmiş, taş duvarlar onarılarak koruyucu nitelik kazandırılmış, üst katların yükü verilmemiş, yük iki metre aralıkla ve 49 cm toprağa gömülü 75 cm.lik taş pabuçlar üstüne konan bu dikmelere yerleştirilmiştir.Evlerin dışa dönüklüğü çıkmalarla sağlanmıştır. Çıkmalar kat boyunca ortadan, yandan, iki yandan gönye türünde çeşitli tiplerden oluşurlar. Bazen bir cephede birkaç tür birden görülür. Bu evin planı ve konumuna bağlıdır. Çıkma alt payandaları ahşap kaplamalarla şekillendirilmiştir.

Devamını oku...

Türkiye'de restorasyon eğitimi sorunları ve sonuçları

Türkiye'de restorasyon eğitiminin sorunlarını tartışmadan önce restorasyon ve konservasyon sözcüklerinin anlamlarını herhangi bir karışıklığa meydan vermeyecek şekilde tanımlamak gerekir. Restorasyon, arkeolojik veya sanat değeri taşıyan bir eserin özgünlüğüne zarar vermeden gelecek kuşaklara aktarmak için yapılan zorunlu müdahalelere denir. Konservasyon ise zaman içinde oluşabilecek bozulmalara karşı eserin sağlıklı bir şekilde yaşayabilmesi için koruma amacı ile alınan önlemlerdir. (1) Bu tanımlamalardan anlaşılacağı gibi restorasyon ve konservasyon birbirini tamamlayan ancak birbirinden ayrı uzmanlık gerektiren meslek dallarıdır. Restorasyon ve konservasyon eğitimleri temelde de birbirinden farklılıklar arz eder. Konservasyonda kimya temelli ve araştırma ağırlıklı bir eğitim söz konusu iken restorasyon, uygulama ağırlıklı pratiğe yönelik bir eğitim vermektedir.

Ülkemizde hatalı olarak restorasyon ve konservasyon sözcükleri, genellikle aynı anlamı ifade etmek üzere kullanılmaktadır. (2)

Bildirimizin konusunu oluşturan restorasyon eğitiminin amacı , taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarının restorasyonunu yapmak üzere bilinçli ve deneyimli eleman yetiştirmektir. Bilinçli ve deneyimli elemandan kastedilen, esere müdahale etme sınırlarını iyi belirleyebilen, eserin özgürlüğüne zarar vermeden yaşamasına engel olabilecek müdahaleleri kontrol altında tutabilen uzmanlardır.(3)

Restorasyon eğitiminin hem temel eğitim hem de uygulamalı eğitim olmak üzere iki aşamalı olması kaçınılmazdır.

Devamını oku...

Dünyada ve Türkiye'de Restorasyon kavramı Türkiye'de yapılanma sorunları ve çözüm önerileri

Tüm dünyada kültür varlıklarının değerlerinin daha iyi anlaşılmaya başlaması ile birlikte restorasyon da önemi artmaya başlayan bir bilim dalıdır. Özellikle toprak altından çıkartılan eserlerin yüzyıllarca uyum sağladıkları ortamdan farklı bir ortama çıkartılması eserlerin bozulmaya başlamasına önlem alınmadığında da yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalması bu alanda çok hızlı bir gelişme sürecini başlatmıştır (1).

Günümüzde ise restorasyon teknolojik gelişmeleri yakından izleyen ve geleneksel yöntemlerle teknolojiyi birlikte kullanan ilginç bir bilim dalı haline gelmiştir. Yukarıda sözü ettiğimiz gelişmeler neticesinde gerek restorasyonun çok gelişmesi gerekse bu alanda çalışan insan sayısının artmasıyla birlikte dünya ülkeleri arasında rekabet başlamıştır. Çünkü restorasyonun çalışma alanını kültürel değerler ne nadide sanat eserleri oluşturmaktadır. Söz konusu alan bu kadar önemli olunca her ülke restorasyon konusunda ön planda olmak istemektedir. Bu nedenle de ciddi programlar uygulanmaya başlanmıştır. Ancak her ülkenin içine bulunduğu coğrafya, iklim ve sanat eserlerinin farklılıkları neticesinde geliştirdikleri yöntemler de birbirinden farklılıklar arz eder. Kabul etmek gerekir global olarak hangi kültüre ait olursa olsun sanat eserlerinin dünya mirası olmasının yanı sıra restorasyon bir sektör haline gelmiş ve hem ekonomik hem de bazı durumlarda siyasi bir boyut kazanmıştır.

Yukarıda çok sayıda insanın bu alanda çalıştığından bahsetmiştik. Bu durumun iki boyutu vardır. Birincisi dünyada ülke farkı gözetmeksizin kültürel değerlere daha fazla değer verilmesi ve bunların kurtarılabilmesi için kaynak yaratılması, İkincisi ise böyle bir sektörde ihtiyaç duyulan uzman restoratör, konservatör, teknik personel vb. yetişmiş elemanın bu alanda ş bulması ve hayatını kazanmasıdır. Konuşmamızın başında sözünü ettiğimiz ülkeler arasındaki rekabet bu nedenle ortaya çıkmıştır. Yan sektörleri ile birlikte binlerce dolarlık bir uygulama alanı haline gelmiş ve her gün biraz daha büyümektedir.

Devamını oku...

Diğer Makaleler...

  1. Kağıdın Bozulma Nedenleri
f t g m