• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • RestoraTÜRK

  • RestoraTÜRK

Copyright 2017 - Custom text here

Türkler'de Şehir Kültürü

Türkler'de Şehir Kültürü

İnsanlık tarihinde yüksek kültürlerin kaynağı tarım bölgelerinde ve şehirlerdeki sosyal yaşayış olmuştur Orta Asya Türk topluluklarına bu açıdan yaklaşıldığında, oradaki insanların çok yüksek bir tarım, ticaret ve şehir hayatına sahip oldukları görülmektedir Bu bakımdan, Müslümanlık tan önceki Orta Asya Türklerinin tamamen göçebe oldukları şeklindeki yaygın kanaat yanlıştır

Orta Asya’daki Türk topluluklarının önemli bir kısmı ticaret yolları üzerinde, tarım açısından verimli vadilerde çok eskiden beri şehirler ve kasabalar kurmuşlar, buralarda çok yüksek bir yerleşik kültür geliştirmişlerdir Buralarda kurulan devletlerin hemen hepsi de önemli şehirler ve tarım bölgelerini ele geçirmeye çalışmışlar, bu uğurda savaş vermişlerdir Zaten, tamamen göçebe toplumların yüksek teşkilâtlı bir devlet kurup bunu uzun süre devam ettirmelerini beklemek yanlıştır Tarihteki hemen bütün büyük devletler, göçebe toplumlar tarafından kurulsa bile, büyük şehirlere ve yerleşik halka dayanmışlardır

Aile düzeni ve ev hayatı Türk toplumlarında çok önemli idi Aile kuruluşunu bile “evlenmek” olarak adlandıran bir toplumda, yerleşikliğin ana simgesi olan “ev” temel bir yer tutuyordu İnsanın hayattaki esas amaçlarından biri “ev-bark sahibi olmak” olarak adlandırılıyordu.

Orta Asya Türk toplulukları ev inşa tekniklerinde, ev planlarında büyük gelişmeler sağlamış; ahır, ağıl, kümes, samanlık gibi kendi hayatına yardımcı olan unsurları evden uygun bir uzaklığa yerleştirdiği gibi, mutfak, hamamlık gibi kısımları da ev içine uygun bir şekilde yerleştirmişti Ayrıca evin iç düzenlemesinde, döşenmesinde de birçok orijinal karakteristikler geliştirilmişti

Türkler, ilk önceleri genel olarak şehirlere ve özellikle etrafı surlarla çevrilmiş şehirlere “balık” diyorlardı “Beşbalık“, “Ordubalık“, “Baybalık” gibi başşehirler, bu deyişe verilebilecek bazı örneklerdir O zamanlar, köy ve kasaba mahiyetindeki yerleşim yerlerine de “uluş” deniyordu Şehir karşılığında daha sonra -Soğdçadan geçme- “kend” sözcüğü kullanılmaya başlanmış; “Yarkend“, “Taşkend“, “Semizkend” (Semerkant) örneklerinde olduğu gibi birçok büyük şehirler bu adlarla adlandırılmaya başlanmıştır “Şehir” kelimesi de “şahar” ve “şar” şekillerinde Türkçede büyük yerleşim yeri olarak kullanılmıştır; “Karaşar” şehri de buna örnektir Türk hakanının oturduğu şehire de “ordu” deniyordu

Devletler kurarak Orta Asya topraklarına uzun yıllar egemen olan Türk topluluklarının, birçoğu kalıntı şekline dönüşmüş ve bir kısmı hâlâ yaşayan şehirlerine baktığımızda, buralarda nasıl canlı bir yerleşik hayat olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır Tarımla, ticaretle, çeşitli el sanatlarıyla geçinen binlerce insanın yaşadığı Orta Asya Türk şehirlerinden, yukarıda verilen örneklere ek olarak verilebilecek bazıları şunlardır: Balasagun, Ötügen, Altındağ, Barköl, Kuça, Loulan, Aksu, Kaşgar, Hotan, Turfan, Buhara…

Doğu Türkistan’daki Beşbalık ve Koça ile Uç Turpan şehirleri hem Türk devletlerinin başşehirleri hem de sanat, ticaret ve Budist kültür merkezleri idiler Batı Türk kağanlığının merkezleri ise Karaşehir ve Kuça idi Buralarda da birçok Budist külliyeleri bulunuyordu Gene Batı Kağanlığına bağlı olan Hotan (Ordu-kend) ve Kaşgar da Türk medeniyet merkezleri idiler Doğu Türkistan’daki Kansu ve ona yakın şehirler bazen Çin bazen Türk egemenliğinde, ama Türk karakteri taşıyan şehirlerdi Batı Türkistandaki Fergânâ, Suyâb, Taraz, Çul, Sarıg, Sukuluk, Sayram, Yangıkend, Aktepe, Uşrûsana, Pencîkend, Baykend, Kunduz ve Belh gibi sayısız şehirlerde, Türk insanlar yerleşik hayatın gerektirdiği sosyal yaşayış kurallarını, toplum düzenini, sosyal kurumları, sanatı, zenaatı, ticareti vs ile yoğun bir yaygın eğitim ve dinî kurumlarda da örgün eğitim çalışması içinde idiler (1)

Dine dayalı büyük medeniyetler, içlerine aldıkları çeşitli milletlerin kültürlerini az çok müşterek bir hüviyete kavuştururlar Mensubu bulunduğumuz İslam Medeniyeti bunun en karakteristik örneklerinden biridir İslam, şehirde doğmuş bir dindir Hz Peygamber, Mekke’den Yesrib’e hicret edince Yesrib’in adını Medine olarak değiştirmiştir Zira Medine, “şehir” demektir, aynı kökten türeyen medenî kelimesi biz Müslümanların temel kimliğini ifade eder

Yüce dinimiz İslam bir medeniyet dinidir

Şehre indirilmiş bir din olan İslam, ibadetlerinin çoğunun da yerleşik hayat süren cemaat tarafından ifasını öngörmüştür Bu özellik Müslüman beldelerinde başlangıçtan itibaren şehirlerin doğmasını sağlamış, şehir kültürü de “medeniyet”i doğurmuştur Bu bağlamda Türkler de bir “Medine Medeniyeti” olan İslam Medeniyeti dairesine girince, yerleşik hayata geçişi hızlandırarak yeni şehirlerini kurmuşlardır(2)

Kaynak:

f t g m