• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder... Turgut Cansever

  • RestoraTÜRK

Copyright 2018 - Custom text here

Türkler'de Şehir Kültürü

Türkler'de Şehir Kültürü

İnsanlık tarihinde yüksek kültürlerin kaynağı tarım bölgelerinde ve şehirlerdeki sosyal yaşayış olmuştur Orta Asya Türk topluluklarına bu açıdan yaklaşıldığında, oradaki insanların çok yüksek bir tarım, ticaret ve şehir hayatına sahip oldukları görülmektedir Bu bakımdan, Müslümanlık tan önceki Orta Asya Türklerinin tamamen göçebe oldukları şeklindeki yaygın kanaat yanlıştır

Orta Asya’daki Türk topluluklarının önemli bir kısmı ticaret yolları üzerinde, tarım açısından verimli vadilerde çok eskiden beri şehirler ve kasabalar kurmuşlar, buralarda çok yüksek bir yerleşik kültür geliştirmişlerdir Buralarda kurulan devletlerin hemen hepsi de önemli şehirler ve tarım bölgelerini ele geçirmeye çalışmışlar, bu uğurda savaş vermişlerdir Zaten, tamamen göçebe toplumların yüksek teşkilâtlı bir devlet kurup bunu uzun süre devam ettirmelerini beklemek yanlıştır Tarihteki hemen bütün büyük devletler, göçebe toplumlar tarafından kurulsa bile, büyük şehirlere ve yerleşik halka dayanmışlardır

Aile düzeni ve ev hayatı Türk toplumlarında çok önemli idi Aile kuruluşunu bile “evlenmek” olarak adlandıran bir toplumda, yerleşikliğin ana simgesi olan “ev” temel bir yer tutuyordu İnsanın hayattaki esas amaçlarından biri “ev-bark sahibi olmak” olarak adlandırılıyordu.

Devamını oku...

İstanbul Bize Küskün

Kurdun devlet-ü ikbâli çobanın uyumasındandır. İslâm'ın manevi kalesi İstanbul. "Ben Osmanlıyım, ben İslam'ım" der gibi konuşurdu kendi dilinde.

Cihan Padişahı Fatih Sultan Mehmet, 21 yaşında İstanbul'u fethettiği zaman Bizans'ın paha biçilmez hazinelerini Sultanahmet Meydanına yığarak gaziler arasında pay edilmesini emreder. İstanbul'un manevi fatihi Akşemseddin Hazretleri Ayasofya Caminde gazilere ilk hutbesini vermek üzere kürsüye gelir.

-Ey gaziler! Allah'ın yardımları ve sizlerin de cesaret ve gayretleri ile İstanbul artık elhamdülillah bizimdir. Bu şehrin kıyamete kadar sizin elinizde kalmasını ister misiniz? diye sorar. Zafer mutluluğu ile kendilerinden geçen gaziler hep bir ağızdan

- Elbette isteriz" derler.
Akşemseddin Hazretleri;

- O zaman aldığınız ganimetlerin dörtte üçünü hayra harcayın buyurur. Bunun üzerine bütün gaziler hayır ve hasenat için yarışa girerler. Kendi adlarına camiler, mescitler, sebiller, külliyeler, medreseler, hamamlar yaptırırlar. İşte ecdadımızın zekatıdır İstanbul'un tarihi.

Şimdi yerinde rüzgarın sesinin uğuldadığı, heba olan zekatların yokluğu yaşanır şehrin her köşesinde. Zamanın birinde İstanbul'a Le Corbusier isminde bir Fransız mimar gelir. O, tam bir Osmanlı tutkunudur. 1911 de İstanbul için yazdığı bir yazıda şöyle der.

"Kitlelerde elemanter geometrinin bir disiplini var. Kareler, küpler, küreler geçidi adeta. Planda ise tek bir eksene uyarlanan bir dikdörtgen. İşte mimari biçimlerin melodisi" Bu şehir farklıdır. Le Corbusier bunu fark eden ilk kişi değildir ama bu konuda kendini sorumlu hisseden bir Osmanlı hayranıdır. Ve Türk Milletinin inkılapçılarına gözlemlerini ve duygularını belirten bir mektup yazar. " İstanbul'un tozuyla, toprağıyla olduğu gibi bırakılmasını tavsiye ediyorum. Hiçbir şeye dokunulmamalı , şehir olduğu gibi muhafaza edilmelidir."

 
Ve yine kendi kaleminden "Ah! Keşke bu mektubu yazmasaydım. İşte hayatımın en büyük hatasını yaptım" der. "Çünkü bu mektubu yazmamış olsaydım Henry Prost'un yerine İstanbul'un imar planlarını ben çizecektim." der. Ve güzeller güzeli İstanbul'un nazım planı Fransız Dr. Henry Prost'a verilir. Prost bir Bizans hayranıdır ve Osmanlıdan kalan her şeyden nefret eder. Çünkü Osmanlıya ait her eser ona Fethi hatırlatmaktadır. Halbuki İstanbul Bizans'tır ve Osmanlı izleri hafızalardan silinmelidir. Çok sinsice bir plan hazırlayarak işe koyulur. O yıllarda (1939) Belediye başkanı Lütfü Kırdar'dır.

Devamını oku...

3 RENGİN ANLAMI

YEŞİL : DİRİLİK,TAZELİK,GENÇLİK

SARI : MERKEZ,HÜKÜMRANLIK

KIRMIZI : TANRI, KORUYUCU RUH, OCAK(EV),

DİRLİK, BAĞIMSIZLIK, HÜRRİYET

Türk tarihinin muhtelif devrelerinde renklerin yönleri ifade etmek için kullanıldığını biliyoruz. Dört yönün her birisi ayrı renk ile şekillenmiştir

Kara                 Kuzey
Kızıl (Al)            Güney
Gök (Yeşil)        Doğu
Ak                    Batı

Türklerde beyler zümresinin sembolüdür.
Hükümranlık sembolü olarak sancaklarda "Selçuklular" döneminde kullanılmıştır.

Devamını oku...

Balkanlarda Hacı Bektaş Veli Ve Bektaşilik

Balkanlarda Hacı Bektaş Veli Ve Bektaşilik İzleri Araştırıldı

Kültür ve Turizm Bakanlığınca, 2009 yılının büyük düşünür ve Anadolu aydınlanmasının öncülerinden Hacı Bektaş Veli’nin doğumunun 800. yılı olması nedeniyle bir dizi etkinlik gerçekleştirilmektedir.

Bu etkinlikler kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığı, Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü “Balkanlarda Hacı Bektaş Veli İzleri” konulu bir proje oluşturmuş ve uygulamaya koymuştur.

Uygulamaya konulan proje ile, Balkanlarda günümüzde varlığını koruyan Hacı Bektaş Veli düşüncesi paralelinde ortaya çıkmış akımlar ile bu düşüncenin takipçileri olan erenlerin günümüze kalan izlerinin ortaya konulması hedeflenmiş, Makedonya, Bulgaristan ve Arnavutluk’u kapsayan projenin ilk aşamasında 03-14 Mayıs 2009 tarihleri arasında Makedonya ve Bulgaristan’ın çeşitli bölgelerinde alan araştırması çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümü ise 17-26 Ağustos 2009 tarihleri arasında Arnavutluk’ta gerçekleştirilmiştir.

Devamını oku...

Turkish Humanism and Anatolian Muslim Saints (Dervishes)

Turkish Humanism and Anatolian Muslim Saints (Dervishes)

Turkish Humanism and Anatolian Muslim Saints (Dervishes)

TURKISH HUMANISM AND ANATOLIAN MUSLIM SAINTS (DERVISHES)


Khorasan Dervishes , including “Hacı Bektaş-i Veli” the great Turkish thinker, had mixed up in the same culture, Christian communities living in Anatolia with Turkmen groups come by immigration, through activities of education and reconstruction and had not played a vital role in creation of cultural integrity in Anatolia and constitution of Central Authority.   A number of Dervishes who had come to Anatolia by way of immigration settled in secluded road junctions, opened lodges (Zaviye) there, and these institutions established on unsettled territories had been converted into centers of culture, reconstruction and religion in time.

Thus religious communities had been spread out everywhere; rules of  ethic, decency, behaviour, belief had been standardised, knowledge and science had been produced and expanded in these centers within the framework of availabilities of the era. That these Dervishes had settled in villages and cultivated soil and dealt with education had been also supported by Rulers, and a number of privileges had been granted to Dervishes.

Consequently lodges had been set up even at the most remote corners of Anatolia and a common cultural texture had been commenced forming thanks to the education provided. One of Khorasan Dervishes who had arrived in Anatolia is “Hacı Bektaş-i Veli”. “Hacı Bektaş-i Veli” was born in 1248 B.C. in Nishabur city of Khorasan in Iran and spent his childhood and youth in Khorasan; learned philosophy, social and technical sciences in “Hoca Ahmet Yesevi” Center and after travelling and studying Iran, Iraq, Arabia arrived in Anadolia in 1275/80 B.C. and settled in Hacıbektaş (formerly called Sulucakarahöyük). In that era Anatolia had been crushed under Mongolian invasion on the one part and had faced with great political and economic crisis as well as struggles of throne on the other part. “Hacı Bektas-i Veli” who had settled in Sulucakarahöyük in such condition improved his philosophy and began to educate students. His system of thought based on tolerance and love of human being had spread shortly to masses of great people in Cappadocia which had been a greet center of Christianity and adopted by the people.

Devamını oku...

f t g m