• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • RestoraTÜRK

  • RestoraTÜRK

Copyright 2017 - Custom text here

MANİYERİST MİMARLIK

Maniyerizm akımının ilk defa ortaya koyan en önemli eserlerin başında büyük heykeltıraş, ressam, şair ve mimar Michelangelo’nun yapmış olduğu “Laurenziano Kütüphanesi” gelir. Akademik şekilciliğin dışına çıkan, göz alıcı kişisel üslubu ile, Rönesans ötesi bir harekette bulunmuştur.

Mediciler için Floransa’da S.Lorenza’ya bitişik olarak yaptığı Laurenziano Kütüphanesi’nin girişi ve merdivenleri 1530-1534 yılları arasında inşa edilmiş, o sırada 80 yaşında bulunan Michelangelo’nun projesine göre Vasari ve Ammanti tarafından tamamlanmıştır.

İçinde 10.000 kadar yazma eserin saklandığı bu kütüphanenin duvarlarının ele alınışı Michelangelo’ya bazılarınca “Baroğun Babası” ünvanını kazandırmıştır. Dar, yüksek bir koridor gibi olan iç mekânın yanında, bu kütüphaneyi ünlü yapan tarafı girişi ve merdivenleridir. Michelangelo’nun kişisel görüşlerini en çok ve en iyi aksettiren bu mimari eserindeki oldukça dar bir köşeye sıkıştırılan girişte mimari elemanlar hiç alışılmamış bir şekilde kullanılmıştır. Gayet yüksek ve dar olan bu girişin duvarlarını çift sütunlar, kör pencereler ve nişler süsler. Çifte sütunlar genellikle olduğu gibi, duvarın önünde durmazlar, tam tersine duvarlara gömülmüşlerdir.

Sütunların arasındaki panolar kör pencere ve nişlerle doldurulmuştur. Pencerelerin üzerinde yuvarlak ve üçgen alınlıklar vardır. Kapının üzerindeki üçgen alınlık alttan kırılmış ve kırık uçlar birer kulak şeklinde içeri doğru kıvrılmışlardır. Pencerelerin üzerindeki nişleri ve kapıyı çevreleyen çerçevelerde hiçbir sebep yokken üst kısımlarından dışarı değil içeri doğru çökmüşlerdir. Klasik formların bilinçli bir şekilde değiştirildiği oda şeklindeki bu girişin bir köşesine adeta zorlukla sıkıştırılmış gibi merdivenler bulunur. Orta kısmında basamakların yuvarlak olduğu üç bölümlü merdivenin korkuluklarındaki kırık hatlarda diğer bütün elemanlarda ve bunların bir araya gelişinde, Rönesans’ın dengeli düzeninin dışına çıkışın bir başka görüntüsünü teşkil eder. Böylece duvarların ek yerlerindeki her eleman kendisini ayrı bir varlık şeklinde ortaya koyar ve bunun sonucunda da duvar, organik bir bütün olarak görülmeyip, her elemanın bağımsızlığını koruduğu kısımların bir araya gelişi şeklinde kendini gösterir. Fakat bütün bunlara rağmen yapının tüm olarak bıraktığı izlenim, mantık dışı bir araya gelişler, karışıklık ve gerginliğin yarattığı aşırı bir çeşit birliğin varlığıdır.

Bütün bu örneklerde; cephelerin, antik öğelerin yüzeyden çıkıntılı kullanılmasıyla sistemli bir ışık-gölge etkisinde hareketlendiği, yapıların genel düzenlemesinde eklenmelere yer verdiği izlenmektedir.

 

f t g m