• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • RestoraTÜRK

  • RestoraTÜRK

Copyright 2017 - Custom text here

BÜYÜK SELÇUKLU MİMARLIĞI

Gazneli ve Karahanlı geleneklerinin izlerini taşıyan Selçuklu sanatının ilk özgün mimarlık örnekleri medreselerdir. Orta avlulu ve dört eyvanlı şemanın uygulandığı bu medreselerde dershanenin yanı sıra öğrenci ve öğretmenlerin kaldığı hücrelerle yemekhane gibi mekânlar vardı. Aynı mimarlık anlayışından yola çıkarak geliştirilen mescidi cumaların tipik özellikleri dikdörtgen biçimli bir avlu, bu avlunun çevresini saran revaklar ve her kenarın ortasında yer alan eyvanlardı. Once lafa han’da, daha sonra Gülpayegün, Gazvin, Zevvare, Ardistan gibi şehirlerde inşa edilen bu tip camilerde ana eyvanla mihrap arasındaki bölümü bir kubbe kaplıyordu.

Selçukluların İslam mimarlığına kazandırdığı bir başka önemli yapı tipi sultanlar, emirler ve büyük devlet adamları için yapılmış anıtsal mezarlardır. Türkistan ve İran’da örneklerine rastlanan bu mezarlar, kümbetler ve kubbeli türbeler olmak üzere iki gruba ayrılır.

Büyük çadırlara benzeyen ve genellikle tuğladan yapılan kümbetler plan olarak kare, çokgen yahut dairesel biçimliydi. İki katlı olan ve çoğunda bir mihrap bulunan kümbetlerin üzeri kubbeyle veya içten kubbe, dıştan koni ve bazen piramit biçimli külahla örtülüydü. En ilginç Selçuklu kümbetleri arasında Meşhed’deki Kümbeti Radkün, Horasan’daki Kümbeti Kişmar, Meraga’daki kumbeti Kırmız ve Gürgen’deki Kümbeti Kabus sayılabilir. Plan olarak kare biçimli olan türbelerde kaidenin üstünde kemerli bir galeri yer alıyordu. Çatı ise yüksek bir kasnağa oturtulmuş bir kubbe biçimindeydi. Selçuklu türbelerinin en güzel örneklerinin başında Merv’deki Sultan Sencer Türbesi, Damgan’da ki Kırkkızlar Türbesi ve Tua’taki Gazali Türbesi gelir.

Selçuklular ana ticaret yolları üzerinde birçok kervansaray kurmuşlardı. Bunların en önemlileri Meşhed-Serahs arasındaki Ribatı Şerif, Damgan-Simnan arasındaki Ribatı Anuşirvan ve Nişabur-Sebzevar arasındaki Ribatı Zafarani’ydi.

Selçuklu yapılarının iç ve dış yüzeylerini alçı, mermertozu ve kireç karışımıyla elde edilen bir harçtan yapılma süslemeler kaplardı. Günümüze yalnız kalıntıları ulaşmış saraylarda da kullanılan bu süslemelerde çeşitli arabesk motifler, hayvan ve kuş motifleri, ayrıca av ve saray yaşamı sahneleri görülür.

Cami Mimarisi

Mescidi Cumalar
Suriye’den Endülüs’e kadar uzanan bölgedeki erken dönem İslam camilerinde genellikle aynı plan şeması farklı ölçeklerde tekrarlanır. Çok sütunlu, mihrap duvarına dik veya paralel neflerle bölünmüş, kubbenin henüz ağırlığını hissettirmediği bu plan “Kûfe tipi” veya “ çok destekli “ olarak bilinir. İran bölgesinde Büyük Selçuklu döneminde yapılan camilerdeyse kubbe olgusu ilk defa ön plana çıkar. Plan kubbeye göre tasarlandığı için, bu camiler kütle kompozisyonu açısından da yenilikler getirir.

Karahanlı ve Gazneli camileri tanınmadan önce Türk cami mimarisi İran’da Büyük Selçuklularla başlatılmış ve bu yüzden mimari gelişmede birçok problemler aydınlatılamadığı gibi, sonradan değişen çeşitli hipotezler ortaya atılmıştır. Bugün mihrap önündeki olan ve bir mekan birliği gösteren plan tipinin Büyük Selçuklulardan önce Karahanlı ve Gazneli mimarisinde ortaya çıktığı son yıllardaki araştırma ve kazılarla anlaşılmış bulunmaktadır.
Selçuklular İran’da Türk mimarisinde daha önce başlayan gelişmeleri değerlendirerek büyük ölçüde abidevi cami mimarisinin tipini ve şemasını ortaya koymuşlar, bundan sonra da bütün İran ve Orta Asya’da bu plan fikri hakim olmuştur. 

İsfahan’daki Mescidi Cuma, Selçuklu mimarisinde yeni gelişmelerin habercisi gibidir. Büyük bölümü Melikşah; zamanında (1072-1092) tamamlanan yapının mihrap önündeki büyük kubbesinden başka, açık avlunun kuzey kesiminde ikinci bir kubbesi vardı. Değişik zamanlarda, dört eyvanlı avlu ve iki büyük kubbeyle biçimlenen ilk plan aynı kalmak üzere çeşitli ekler yapıldı. Melikşah döneminde yapılan mihrap önü kubbesi 15 m çapındadır ve güneyde duvara, diğer yönlerde yonca planlı ayaklara oturur. Düşey silindirik payelerle desteklenen kubbe, güneydeki büyük eyvanla bir simetri ekseni oluşturur. Dışta sekizgen kesitli bir kasnak üzerinde yükselen kubbenin tepe noktasında hafifçe sivrilmesi tipik Selçuklu üslubudur. İçte, kalın desteklerle kubbe arasındaki tonoz bingiler tuğla işçiliğinin zengin örneklerini verir.

Caminin güney ucundaki ikinci kubbe, Kümbeti Haki (1088) adıyla bilinir. Mihrap, mihrap önü kubbesi ve eyvanlarla aynı eksen üzerinde bulunan bu kubbe, yapı elemanlarına katılan tuğla dekorasyonun en olgun örneğidir. Zeminden başlayarak destekler boyunca yivler ve kaval silmelerle yükselen hareket, sivri kemerli nişler ve tonoz bingilerle kubbeye ulaşır. Geometrik süsleme ve yazıtlarla zenginleşen tuğla örgü düşey çizgilerle dengelenmiştir.

Alt ve üst yapı arasındaki birlik daha önce hiçbir İslam eserinde böylesine etkili bir görünüm kazanmamıştır. Sonraki gelişmelerde küçük değişikliklerle aynı örnekler tekrarlanırken, eyvanlı büyük açık avlu şeması İran’a özgü bir unsur olacaktır.

Gülpayegân şehrinde bulunan 1108-1118 tarihli bir camide, dört eyvanlı büyük avlu, bunu çevreleyen mekanlar ve büyük mihrap önü kubbesi daha sade bir plan uygulanmıştır. Çapı 10 m’yi biraz geçen kubbe, kuzeyindeki eyvanla eş büyüklükteki bir alanı örterken Isfahan örneğine göre çok daha yalın bir anlatımla bütüne katılır. Yüksek sekizgen kasnak üzerine oturan ve tepede miğfer şeklinde sivrilen kubbenin dış yüzeyi, tuğlaların farklı dizilmesiyle oluşan geometrik nakışlarla hareketlendirilmiştir. Düşey yivlerle yükselen destekler sivri kemerlerle birbirine bağlanır ve sivri kemerli nişlerle zengin bir tonoz bingiye ulaşır. Bunun üstüne oturan kubbenin iç yüzeyi büyük geometrik yıldız sistemiyle kaplıdır; kubbe eteğini de bir yazı şeridi kuşatır. Zeminden tepeye kadar kemerler, daire madalyonlar, dekoratif panolar ve yazı örnekleriyle devam eden tuğla örgüler, Harakan kümbetlerinde görülen kompozisyonları iç mekana taşır.

Kazvin şehrinde gene XII. yy’ın başlarında (1113 veya 1119) yapılmış olan Mescidi Haydariye, kare bir alan içinde daha farklı bir plan şeması gösterir. Oldukça geniş tutulan açık avlu, yapının bütününe hakimdir. Avluyu dar hacimler halinde çevreleyen küçük mekanlar dış duvarlara paralel olarak devam eder. Kuzeydeki eyvanın karşısına düşen hacim gene eyvanlı bir giriştir ve 10 m’den biraz daha geniş çaplı bir kubbeyle örtülü olan ana mekana girişi sağlar. Bu mekanın avluya doğru taşırılarak önemle vurgulanmış olması, mimari tasarımda kubbe-mekan ilişkisinin araştırıldığını anlatır. Günümüze ulaşabilen mihrap duvarının süslemeleri diğer yapılardan farklıdır. Tuğla duvar örgüsü üzerine alçı kabartmalarla zenginleştirilmiş olan bu yüzey, enli bordürler ve sivri kemerlerle bölünmüştür.

Çiçekli küfi yazı şeritleri, yüksek kabartmaya dönüşmüş bitkisel motifler ve az sayıdaki firuze, lacivert çiniyle zengin bir etki yaratılmıştır. Sanatçıların tuğla süslemeleri aşarak daha plastik nitelikteki alçıyı son imkanlarına kadar kullanma gayreti göze çarpar.

Gülpayeglin ve Kazvin örneklerinden sonra gelişmenin devam ettiği, 1135-1136 tarihli Zevare’deki Mescidi cumada her unsurun dengeli bir plan içinde ele alındığı görülür. XII. yy’ın ikinci çeyreğinde açık avlu küçülür; yan mekanlar genişlediği halde dört eyvan ve mihrap önü kubbesi plandaki yerini sağlamlaştırır. Ayrıca alt bölümü sekizgen olan bir minarenin doğrudan bina duvarlarına eklenmiş olması, taçkapılarıyla birlikte bütün yapının gerçek bir ulu cami kavramına ulaştığını gösterir. Binanın ölçülerine göre oldukça büyük tutulan, 7,45 m çapındaki kubbe kalın desteklerle taşınır. İç mekan, tuğlalarla düzenlenmiş geometrik formlar, alçıyla yapılmış bitkisel kompozisyonlar ve yazılar, sivri kemerli nişler ve tonoz bingilerle dengeli bir bütünlük gösterir.

Malzeme ve teknik açıdan kümbetlerden farklı olmayan bu yapılardaki mimari yaklaşım, yüksek mihrap önü kubbesinin destekler üzerine oturtulması nedeniyle yeni teknikler gerektirmiştir. Öteden beri bilinen tonoz bingili geçiş zenginleştirilerek destek sisteminin kubbeye ulaşmasında rahatlık sağlanmış ve kubbenin ağırlığı toprağa kadar indirilmiştir. Iran-Anadolu bağlantısı açısından bakıldığında, cami mimarisinin en temel öğesi sayılan mihrap önü kubbesinin Anadolu’da, özellikle Artuklu yapılarında ısrarla korunduğu görülür. Kubbe önceleri tepede sivrilen miğfer şeklindeyken, Anadolu’da giderek yarımküreye dönüşür. Avlu eyvanları da Anadolu’daki açık avlulu medreselerle devam eder. İran bölgesinin yerel malzemesi olan tuğlaysa Anadolu’da yerini taş malzemeye bırakırken, örtü elemanı olarak ve minarelerde bir süre daha varlığını korur.
T.L. Selçuk Mülayim

İran’da Selçuklu camilerinin bütün yeniliklerinin tek bir plan halinde gerçekleştirildiği ilk eser, Zevvare’de 1135 tarihli Mescid-i Cuma’dır. Burada kubbe önünde mihrapla dört eyvanlı ve minareli küçük Selçuklu camii muazzam bir gelişmenin başlangıcı olmuştur. 7. 45 m. çapındaki kubbe artık planın bütünü içinde yerini almıştır. Karahanlı kervansaraylarında ve Gaznelilerin sarayların da gördüğümüz dört eyvanlı plan şeması ilk defa bir Selçuklu camii içinde değerlendirilmiş ve bundan sonraki bütün Iran ve Orta Asya camileri için yeni bir çığır açılmıştır.

Plânda kubbe önünde bulunan kıble eyvanı, kuzey eyvanından daha geniş ve yüksek, kuzey eyvanı da yan eyvanlardan geniştir. Minare batı cephesinin güney köşesine yakındır ve İran’ın en eski tarihli minarelerinden biridir. Kubbeyi taşıyan duvarlar eyvana doğru geniş bir kemerle yanlara doğru ikişer kemerle açılmış, yalnız mihrap duvarı kapalı kalmıştır. Zengin ştuk süslemeli mihrap, camiden 21 yı1 sonra 1156 da tamamlanmıştır. Duvarların üst kenarında çiçekli kufi kitabe kuşağından bazı kısımları dökülmüştür. Üç dilimli tromplar nişlerde bölümlere ayrılmış 16 sivri kemerle kubbeye geçiş sağlanmıştır. Tromplar bölgesinde ve kubbenin içinde tuğlaların değişik dizilmesinden geometrik örnekler, baklavalar meydana getirmiştir. Tarih kitabesi avlu cephesinin üst kısmında bulunmaktadır.

Zevvare camiinden sonra, başta Ardistan ve İsfahan Mescid-i Cumaları olarak diğer camiler de dört eyvanlı hale getirilmiştir. İran’da XII. y.y. Selçuklular devrinden kalan en ilgi çekici camilerden biri de Ardistan’da Mescid-i Cuma’dır. Abbasilerden kalma eski bir camiin yerinde yapılmıştır. Zevvare camii ile aynı ölçüde 7.45 m. çapındaki kubbeli mekanın yapılış tarihi kesin olarak bi1inmiyor. Fakat Zevvare’den daha önce tek kubbe halinde yapıldığı ve Zevvare camii kubbesinin bunu örnek aldığı kabul edilir. Alt kısım çiçekli nesih bir kitabe kuşağı ile nihayetlenmekte bunun üzerine İsfahan Mescid-i Cumasındaki Kümbeti Hakiye benzer bir tromp ve kubbe sistemi yerleştirilmiş bulunmaktadır. Tuğlaların değişik dizilmesinden meydana gelen örnekler ve kubbe içindeki baklavalar Zevvare’den daha itinalıdır . Burada diğer Selçuklu camilerinden farklı olarak kubbeyi taşıyan payeler arasındaki kemerlerin iç yüzleri kitabeler ve alçı süslemelerle canlandırılmış ve böylece mekân etkisinde mimarinin asaletini bozmayan bir zenginlik elde edilmiştir. (1158 ve 1160) tarihlerinde komşu şehirdeki Zevvare camiine göre Ardistan camii de dört eyvan k bale getirilmiş, cami o zaman daha birkaç yıllık olduğu halde, planı eskimiş gibi göründüğünden, büyük hayranlık uyandıran Zevvare camii planına göre değiştirilmiş, ona uydurulmuştur. Bu arada eski, harap Abbasi camiinin sütun paye ve revak kemerleri gibi bazı kısımları da kullanılmıştır. Kubbeli kısımdaki büyük kitabe 1158, güney eyvanındaki kitabe 1160 tarihlidir. Mihrap da H. 553 (1158) den kalmadır. Minare burada da Kuzey-batı köşesindedir.

Selçuklular İran’da ilk defa orijinal bir cami mimarisi meydana getirmişler, bunun için Karahanlı ve Gazneli camilerinde ortaya çıkan gelişmeleri değerlendirmişlerdir. Plan içinde, kubbe dıştan hakim bir görünüşe sahip olmuştur. Gerçi, tromplu kubbe ve eyvanın İran’da ta Sasanilere ve Partlara kadar uzanan eski bir tarihi vardır. Aynı şekilde sütun, paye, kemer ve tonoz da her devirde kullanılmış mimari unsurlardır. Fakat bunların hepsini yeni bir mimari içinde değerlendirmek ve orijinal plan şekilleri halinde camilere, medreselere, kervansaraylara yerine göre tatbik ederek yeni bir üsl yaratmak Selçukluların işi olmuş,. onların milli karakteri sanatlarında ifadesini bulmuştur.

İran’dan başlayarak Orta Asya’ya kadar bundan sonraki camilere yeni bir abidevi manzara kazandırmış olan Selçuklu cami planı kalabalık bir cemaatin namaz kılması için ideal bir şekil değildir. Eyvanlar, mihrabın her taraftan görülmesine imkan vermez. Namaz kılanlar da birbirlerini görmezler Bu yüzden asıl mihrap, çok küçük kalmış, çeşitli yerlere mihraplar yapmak gerekmiştir. Eyvanların çok yüksek görünmemesi için, revakları iki katlıdır. Selçuklular birbiriyle güç kaynaşan unsurları biraraya getirerek çok abidevi bir mimari yaratmışlar ve bu yüzden pratik bakımdan camiye uymadığı halde bu plan, bütün İran’da ve Asya’da hakim olmuştur.

Türk Sanatı, Oktay Aslanapa

f t g m