• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • RestoraTÜRK

  • RestoraTÜRK

Copyright 2017 - Custom text here

Geleceğin Çevreci Evleri

Evini at sırtına götür.
Pencerenizdeki “wallpaper” artık değişebilir...

Günümüzün modern tasarımlarında tüketim toplumu olmuş olmanın verdiği bir eksiklik var. Özgürlük... İşte bu eksikliği ve çevreci tanımları, sömürüden uzak bir yaşam tarzıyla birleştiren geleceğin çevreci evleri:

Single House

Esas mesele prefabrike evin istenen modüler olması, hemen her yere kurulabilmesi, az miktarda enerjiyi verimli tüketerek ihtiyaçları karşılaması ve tabi en az bunlar kadar önemlisi ruh karartıcı olmaması. Polonyalı nühendislerin geliştirdiği ve hatta deneme sürümünü farklı ortamlarda başarıyla gerçekleştirdikleri Single Hauz, sağlam bir beton kolon üstüne kuruluyor ve kum ve kil hariç hemen her zemine oturtulabiliyor. Fotoğrafta da görüleceği üzere modifiye bir sütunla su üstüne kurulması bile mümkün. Prototipi 18.5 metrekare olan Single Hauz’un şimdilerde 45 metrekare versiyonları üzerinde çalışılıyor.


Katrina Cottage

Bazılarının banyosu bile Katrina Cottage’ın tamamından daha geniş. Ancak doğal felaket mağdurlarını korkunç birer konteynere tıkıştırmaktansa bu sevimli evlere yerleştirmek en azından ruh sağlığı açısından kesinlikle daha doğru. Zaten Marianne Cusato ve Eric Moser, ABD’de New Orleans ve çevresini enkaza çeviren Katrina Kasırgası’nın mağdurlarını düşünerek bu konsepti geliştirmişler. Üstelik o kadar modüler ki fırsat oldukça parça parça ekleme yapılarak 165 metrekareye kadar genişletilebiliyor. ABD’de bazı mega yapı marketlerde satışta. Fiyat: 35,000 dolar Alan: 29 metrekare

MD-42

Edgar Blazona ve Brice Gamble tarafından tasarlanan MD-42 prototipi sadece 4 metrekare olsa da çift kişilik bir açılır yatak, asılı dolap ve raflar ve elektrik prizleriyle gayet kullanışlı. Zaten talebe bağlı olarak daha geniş versiyonlarını üretmek de mümkün. Diğer örneklerin pek çoğunda görüldüğü üzere gün ışığından da azami derecede yararlanan, açık bir yapı. Üzerine verimli güneş panelleri yerleştirilecek 20 metrekarelik bir versiyonu, örneğin 2 kişilik bir ailenin ihtiyaçlarını karşılayabilir. Modüler ve hemen yer zemine kurulabildiğini de hatırlatalım. Fiyat: Projeye bağlı Alan: 4 metrekare

 

Devamını oku...

Yunan Mimarisi

Yunan mimarisinin temeli fonksiyonelliğe dayanmaktadır. Kullanılan her bir elemanın yada parçanın bir amacı vardır. Yapılar da hiçbir kolon sadece dekorasyon amaçlı kullanılmamıştır, onların görevi binayı taşımak ve destek vermektir. Çok azı dekoratif efekt vermek amacıyla kullanılmıştır. Taşıyıcı olan (strüktürel) yüzeyler zaman zaman zenginleştirilmiştir fakat bunlar strüktürel yüzeyin işlevini ikinci plana itecek şekilde üzerine tabaka ilaveleri ile yapılmamıştır.

Tarih öncesi çağlarda Yunanistan’da yaşayanlar evlerini, yarımadanın geniş ormanlarla kaplı tepeleri ve vadilerinden elde ettikleri ahşaplardan faydalanarak inşa etmişlerdir.Taş devri başında erken Yunan taş ustaları binalarının detaylarını modellendirmeye başlamışlardır. Erken dönem Mısırlı inşaatçıların yaptığı gibi, orjinal ahşap elementlerin detayları ve süsleri taklit edilmiştir.

Yunanlıların çok ünlü olan taş mimarisi değişmeden günümüze kadar kalmıştır. Büyük tapınakların duvarları boydan boya sert mermer ile kaplıdır. Mermer süssüz, iç dekorasyonu en iyi tanımlayan, en güzel malzemedir. Binalarda özenle kesilmiş taşları birleştirmek için kireçli harç kullanılmaya gereksinim duyulmamıştır, büyük mermer bloklarını metal mengeneler bağlamaktadır. Binalardaki el işçiliği ise mükemmeldir. Dikkatli bir gözle bakıldığı zaman görülür ki binaların bütün parçaları arsındaki oranlar, taşların yerleştirilmesinde ve birbirleri ile bağlantılandırılmasında ve çatı örtüsüyle ilişkisinde de aynı şekilde kullanılmaktadır. Yunan mimarisi doğal beyaz mermeri ile anılmaktadır. Sonraki taklitleri de açık renkli taşla yapılmıştır ve Yunan binaları orijanilinde açık renkle boyalıdır. Mısırlı’lar gibi Yunanlılar’da rengi sembollerde kullanmaktadırlar. Örneğin rölyef oymaları mavi yeşil, gölgeleri ise kırmızıdır, arka fonları yine mavidir. Parthenon frizlerindeki rölyef figürleri Yunanlılar’ın çok ünlü strüktürleri ve heykelleridir, bunların arka fonları ise parlak kırmızıdır.

Devamını oku...

YUNAN VE ROMA MİMARİSİ

Anadolu, M.Ö. IŞI. binden başlayarak daha çok Doğu’dan gelen etkilere açıktı. Ama bu durum M.Ö. 1200 yıllarından sonra değişerek, Batı ile ilişkiler önem kazanmaya başlamış ve Roma çağının sonuna kadar sürmüştür. Bugünkü Batı uygarlığı kökenini, büyük ölçüde Anadolu topraklarında M.Ö. 1200’de başlayan ve uzun yıllar sürecinde gerçekleşen kültür gelişimine borçludur.

Ege dünyası M.Ö. 16. yüzyıldan M.Ö. 1200’e kadar Miken çağının etkisinde kalmıştır. Miletos, Troja, Ephesos, Müskebi buluntuları da bu etkiyi kanıtlamaktadır. M.Ö. 1200-1050 yılları arası Batı Anadolu için karanlıkta kalmış bir dönemdir. M.Ö. 1050 yıllarından sonra ise genelde “Polis” adı verilen ilk kent devletleri kurulmaya başlamıştır. Bu kentler, çevresinde bir sur bulunan aşağı kent ve gerisindeki “Akropolis” adı verilen yüksek bir tepeden oluşuyordu.

Başlangıçta düzensiz bir plana sahiptiler. M.Ö.5. yüzyıldan başlayarak düzenli plan uygulanan kentler de vardır ki, bunlara tasarımının Hippodamos’a ait olduğu düşünülen dama tahtası planlı Miletos ve Priene kentleri örnek gösterilebilir. Bu kentlerin ana merkezlerinde devlet ocağı, tapınaklar, resmi yapılar, pazar meydanları (agora) ve diğer yapılar yer alıyordu.

Antik mimarinin en önemli yapı tipi “Tapınak”tır. Tanrının evi olduğuna inanılan tapınaklar tanrının heykelini ve ona adanan kutsal eşyaları korurlardı. Yunan tapınağı “Megaron” denilen bir yapı tipinin gelişmesiyle ortaya çıkmıştır. M.Ö.7. yüzyıldan beri taştan yapılan tapınaklarda önceleri “ıyon” ve “Dor” adı verilen iki düzen hakimdi, sonradan bunlara “Korint” düzeni de eklenmiştir. Tapınaklar M.Ö.6. yüzyılda ana biçimlerini almış, Yunanistan’da ortaya çıkan Dor düzeni daha çok Güney İtalya ve Sicilya’da kullanılmıştır. ıyon düzeni ise Batı Anadolu’da ortaya çıkarak yayılmıştır. Ama Batı Anadolu’da da Dor düzeninde tapınaklar vardır. Buna bir örnek olan Assos’daki (Behramkale) Athena Tapınağı kabartmalı arkhitravları ile klasik Dor tapınaklarından ayrılmaktadır.

Devamını oku...

ANADOLU TÜRK MİMARİSİ

Genel Bakış

Türklerin çok değişik coğrafi koşullar, değişik kültür çevreleri içinde, uzun zaman aralığında oluşturduğu mimari eserler söz konusu edildiğinde, Anadolu Türk Mimarisine özel bir yer ayırmak gerekir. Yakın zamana kadar, Anadolu Türk sanatı ve mimarisi konusunda araştırma yapanların büyük bir bölümü, bazı önyargılarla bu sanatı ve mimariyi İslam sanatı çerçevesi içinde sınırlı bir yere oturtuyor, oluşumunda katkısı olan öğeleri bu genel çerçeve içinde açıklamaya çalışıyorlardı. Bu tür yaklaşımların başlıca nedeni, Türk sanatı üstüne özgül araştırmaların sınırlı oluşu kadar, araştırmacıların önyargılarından da gelmekteydi. Oysa bugün aynı konuda oldukça yoğun çalışmalar yapılmakta,

Türklerin sistemli bir gelişme sonucunda ortaya koydukları Anadolu Türk mimarisinin özgün karakteri açık bir biçimde belirlenerek, daha sağlam genel yargılara varılabilmektedir. Özellikle Türk araştırmacılar bir yandan ayrıntılarına kadar mimari ürünleri geniş yığınlara tanıtmaya çalışmakta, basamak niteliğindeki eserleri gün ışığına çıkarmaktadırlar. Bu tür malzemenin yanı sıra, eserlerin o ortamın siyasal, ekonomik ve sosyal yapısını da belirleyen çalışmaların sürdürülmesi sevindiricidir. Bu girişimler, mimariyi toplumdan soyutlayarak, yalnız biçimsel gelişmelerine yaslanarak yargılarda bulunmayı önlemekte daha sağlam noktalara ulaşma olanaklarını çoğaltmaktadır.

Öte yandan daha düne kadar genellikle tek tek eserler üzerinde dururken, bugün konuya daha büyük ölçekte yaklaşılmakta örneğin, eski bir kentten bu kentin en yalın evine kadar uzanan bir bütünlük duygusu içinde yapılan değerlendirmeler dikkati çekmektedir. Ayrıca Türk Kenti- Türk Evi de yalnız fiziksel görüntüsü içinde düşünülmemekte, oluşumundaki siyasal, ekonomik, sosyal yapıyla birlikte verilmeye çalışılmaktadır. Bu da önemli bir gelişme, tarihi çevreyi bir bütün olarak görme aşamasıdır.

11. yüzyılın ikinci yarısından sonra Anadolu’da yoğun biçimde yerleşmeye başlayan Türkler, kısa zamanda İslam dininin ve kendi toplum yapılarının gereklerine uygun bir mimari ortamın yaratılmasına çalışmışlardır. Kuşkusuz Anadolu ilk kez 11. yüzyılın ikinci yarısında Müslüman topluluklarla karşılaşmıyordu. Özellikle Güneydoğu Anadolu da daha 7. yüzyılın sonlarında birçok eski kent, Müslümanlığın yaygınlık kazandığı önemli yerleşme merkezleri durumuna gelmiştir. Ancak Bizans İmparatorluğu’nun topraklarını daraltarak batıya doğru ilerleyen Türkler, Hıristiyan dünyasının mimari geleneklerine ve isteklerine karşılık, İslam dininin getirdiklerini yerleştirmeye çalışmışlardır. Kısa sürede çeşitli yerleşme merkezleri; başta cami olmak üzere türbe, medrese ve zaviye gibi dinsel amaçları ağır basan yapılarla donanmıştır. Bunun yanı sıra Türkler’in daha önce Anadolu dışındayken özellikle üzerinde durdukları askeri ve sivil yapılar da dinsel yapılarla birlikte oluşmuş, Anadolu yeni bir görünüm kazanmıştır.

Devamını oku...

BÜYÜK SELÇUKLU MİMARLIĞI

Gazneli ve Karahanlı geleneklerinin izlerini taşıyan Selçuklu sanatının ilk özgün mimarlık örnekleri medreselerdir. Orta avlulu ve dört eyvanlı şemanın uygulandığı bu medreselerde dershanenin yanı sıra öğrenci ve öğretmenlerin kaldığı hücrelerle yemekhane gibi mekânlar vardı. Aynı mimarlık anlayışından yola çıkarak geliştirilen mescidi cumaların tipik özellikleri dikdörtgen biçimli bir avlu, bu avlunun çevresini saran revaklar ve her kenarın ortasında yer alan eyvanlardı. Once lafa han’da, daha sonra Gülpayegün, Gazvin, Zevvare, Ardistan gibi şehirlerde inşa edilen bu tip camilerde ana eyvanla mihrap arasındaki bölümü bir kubbe kaplıyordu.

Selçukluların İslam mimarlığına kazandırdığı bir başka önemli yapı tipi sultanlar, emirler ve büyük devlet adamları için yapılmış anıtsal mezarlardır. Türkistan ve İran’da örneklerine rastlanan bu mezarlar, kümbetler ve kubbeli türbeler olmak üzere iki gruba ayrılır.

Büyük çadırlara benzeyen ve genellikle tuğladan yapılan kümbetler plan olarak kare, çokgen yahut dairesel biçimliydi. İki katlı olan ve çoğunda bir mihrap bulunan kümbetlerin üzeri kubbeyle veya içten kubbe, dıştan koni ve bazen piramit biçimli külahla örtülüydü. En ilginç Selçuklu kümbetleri arasında Meşhed’deki Kümbeti Radkün, Horasan’daki Kümbeti Kişmar, Meraga’daki kumbeti Kırmız ve Gürgen’deki Kümbeti Kabus sayılabilir. Plan olarak kare biçimli olan türbelerde kaidenin üstünde kemerli bir galeri yer alıyordu. Çatı ise yüksek bir kasnağa oturtulmuş bir kubbe biçimindeydi. Selçuklu türbelerinin en güzel örneklerinin başında Merv’deki Sultan Sencer Türbesi, Damgan’da ki Kırkkızlar Türbesi ve Tua’taki Gazali Türbesi gelir.

Devamını oku...

f t g m