• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • RestoraTÜRK

  • RestoraTÜRK

Copyright 2017 - Custom text here

ULUSAL MİMARİMİZİN OLUŞUMU

Doç. Dr. Eser GÜLTEKİN

ULUSAL MİMARİNİN OLUŞUMUNDAKİ FAKTÖRLER

I. Ulusal Mimari Dönemi: 1927-1939


1.1.1. Genel Durum: 1
1.1.2. İdeolojik Arka Plan: 3
1.1.3. Mimari Özellikler: 4
1.1.4. Sonuç: 6
1.2. Modernizm: 1927 – 1939: 7
1.2.1. Genel Durum: 7
1.2.2. İdeolojik Arka Plan: 9
1.2.3. Mimari Özellikler: 9
1.2.4. Sonuç: 11


II. Ulusal Mimari: 1939 – 1950:

1.3.1. Genel Durum: 11
1.3.2. İdeolojik Arka Plan: 12
1.3.3. Mimari Özellikler: 13
1.3.3.1. Ulusal ve Yerli: 14
1.3.3.1.1. Yabancı Mimar Sorunu: 14
1.3.3.1.2. Milli Mimari Semineri: 15
1.3.3.2. Nostaljik ve Yenilemeci 17
1.3.3.3. Akademik ve Anıtsal 17
1.3.3.4. Popülist ve Yerli 19
1.3.4. Sonuç: 19


1. II. ULUSAL MİMARİNİN OLUŞUMUNDAKİ FAKTÖRLER


“İşte Cumhuriyet dönemi mimarlığının kuruluşunu bu ekonomik bağlam içinde ve çağdaş düşünce normlarını ve kavramlarını kendisi için yeniden üretmiş bir ideoloji çerçevesinde değerlendirmek gerekmektedir....” (Afife Batur, “Cumhuriyet Döneminde Türk Mimarlığı”, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, sf. 1383, İletişim Yayınları)

Prof. Dr. Afife Batur’un da belirttiği gibi Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan mimari gelişmeleri anlamak için öncelikle o dönemin ekonomik ve ideolojik bağlamını incelemek gerekir. Bu çalışmanın konusu olan II. Ulusal Mimarinin oluşumuda böylesi bir bakış açısı ile ele alınacaktır. Ayrıca II. Ulusal Mimariyi tarihsel olarak önceleyen ve I. Ulusal Mimari dönemi ve 1927 – 1939 arası Modernist dönemde tarihsel arka plan olarak kapsama dahil edilecektir.

Devamını oku...

MİMARİ'DE BİÇİM VE MEKAN

BİÇİM VE MEKAN

Mekanlar sürekli olarak varlığımızı sarmalar. Biçim ve nesneleri görerek mekanın içindeki ve dışardan gelen etkileri hissederiz. Onun görsel biçimi, ışık kalitesi, boyutları ve ölçeği tamamen toplam biçimin elemanları tarafından tanımlanan sınırlarına bağlıdır. Mekan çevrelenmekle ve biçimini oluşturan elemanlarla mimari oluşum kazanır. Figürler dikkatimizi çeken pozitif elemanlardır. Bunları algılamak arkalarındaki zıt fonu anlamakla olur. Bunlar karşıtların birliğini oluşturur. Bunun gibi biçim ve mekan elemanları da mimarlığı oluşturur.

Mimari Biçim kütle ve mekan arasındaki ortak temas noktasında varolur. Mimaride biçim ve mekanın ilişkisi birkaç ölçekte tespit edilebilir. Kentsel ölçek de binanın bir yerin mevcut dokusunu koruyup korumayacağı, diğer binalara dekor olup olmadığı, kentsel mekanı tanımlayıp tanımlamayacağı veya mekanda serbest durmasının uygun olup olmayacağı dikkate alınmalıdır. Aynı şekilde binaların plan çiziminde de duvarları pozitif eleman olarak okuma eğilimi gösteririz. Aralarda kalan alanlar duvarlar için arka plan değil şekil ve biçimlerle dolu çizimin içindeki figürler olarak görülmelidir. Binadaki her mekanın biçimi ve çevrelenişi ya etrafındaki mekanların biçimini belirler yada onlar tarafından belirlenir.

Mekan tanımlayan Yatay Elemanlar
1.Taban Düzlemi: Yatay olan düzlemin figür olarak algılanması için yüzeyin kurulduğu düzlemin rengi ve dokusu farklı olmalıdır. Geniş mekanlarda zemin veya döşemede belli bir yüzeyin belirginleşmesinde kullanılır.

2.Yükseltilmiş Taban Düzlemi: Seviye değişikliği alanın sınırlarını tanımlar. Mekansal akışı keser. Yükseltilmiş mekanlarda seviye değişimine göre mekansal ve görsel süreklilik değişir.

Yükseltilmiş kısım mevcut arazi de olur, yada binanın imajının değişimi için yapay olarak platform veya podyum üzerinde bina oluşturabilir. Binaların veya içinde yaşayacak olan aktivitenin yada fikrin önemi arttırılır. Yükseltilmiş düzlemler binanın içi ve dışı arasındaki geçiş mekanlarını da tanımlayabilir.

3. Çukurlaştırılmış Taban Düzlemi: Tanımlanan alanın sınırları çukurluğun dikey yüzeyleri tarafından tanımlanır. Doku ve rengiyle farklılaştırılabilir. Çukur ve çevre alan ilişkisi seviye derecesine bağlıdır. Doğal alanlardaki çukurlaştırılmış açık hava arenaları tiyatro için sahne görevi alır. Kentsel ölçekte, bina içinde, odaların içindede uygulanabilir. Mekan tanımlı hale gelir.

Devamını oku...

MİMARİ PROJE ÇEŞİTLERİ VE AÇIKLAMALARI

MİMARİ PROJE ÇEŞİTLERİ VE AÇIKLAMALARI
Mimari Proje Çalışmaları

Mimari proje çalışmasına başlamadan önce, bazı ön bilgilerin projelerinden müellif tarafından bilinmesi gereklidir. Bu çalışmalar ise proje etüt aşamasına göre üç özellikte incelenir.

1. Araştırma safhası.
2. İnceleme safhası.
3. Projelendirme safhası olarak belirlenir.

Bu üç aşama dikkate alınarak yapılan bir yapı, bina bilgisi kurallarını ve tekniğin uygulanışını verir.
1. Araştırma Safhası

Araştırma safhası dört özellikten oluşur.

a)İmar Durumunu Öğrenmek; Yapılacak yapının, şehir imar planı yönetmeliği ve imar kanununa göre ne şekilde yapılacağını ifade eden belge, imar durumu belgesidir. Hiçbir yapı, belediye sınırları içinde olsun veya olmasın isteğe göre yapılamaz.

Yapının kat adedini, yapı büyüklüğünü, yoldan çekme mesafesini, yapı nizamını (bitişik, ayrık, blok, v.b.) öğrenmek, imar durumunu öğrenmek ile bilinir. Bu bilgiyi arsa sahibi, arsa belediye hudutları içinde ise belediyeye bir dilekçe ile müracaat ederek öğrenir. İmar planı sınırları dışında ise, imar yasasına göre yapımı gerçekleştirilir. Dolayısıyla araştırma safhasında proje çalışmalarından önce bu bilgilerin öğrenilmesi gereklidir.

Devamını oku...

CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK MİMARLIĞI

Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı

I. Ulusal Mimarlık Akımı

1908 yılında ilan edilen II. Meşrutiyet ile birlikte gelişme gösteren milliyetçilik eğilimleri mimarlıkta yeni arayışlara yol açmıştır. Mimar Kemalettin ve Vedat Bey’lerin öncülüğünde gelişen bu akımla birlikte Türk Mimarlığı’nın Milli Mimari Rönesans’ı diyebileceğimiz yeni klasik dönemi başlar. 1970’ler ve sonrasında Birinci Ulusal Mimarlık adını alacak bu tarz, özünde klasik Osmanlı yapıları olan yeni bir mimarlık barındırmaya yönelir.

Bu dönemde klasik Türk Mimarlığı yapıtları diriltilerek bir Türk milli üslubu yaratılmaya çalışılmıştır. Bu süreç, ulus olma yolunda bilinçlenmenin bir sonucu olarak da nitelendirilebilir.

Milliyetçi unsurlar barındıran bu akımla, eski dinsel yapılardan alınan elemanlar (geniş saçaklar, kubbe, sivri kemer, sütun, çini kaplamalar vs.) sivil mimarlığa uygulanmaya çalışılmıştır. Daha çok kamu yapıtlarında görülen bu akım, konutları pek fazla etkilememiştir.

Mimar Kemalettin ve Vedat Bey’( Vedat Tek )ler, ülke mimarlığını yabancı etkilerden arındırmayı amaçlayıp, yalnızca Osmanlı’nın son dönemini değil, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki türk mimarlığını da büyük ölçüde etkilemişlerdir. Ziya Gökalp ’le başlayan Türkçülük hareketi, bu akımın Cumhuriyet’in ilk yıllarında canlı kalmasını sağlamıştır. Bunlara ek olarak daha sonrasında Arif Hikmet (Koyunoğlu) Bey ile İtalyan asıllı Giulio Mongeri de akıma katılmışlardır.

Devamını oku...

MEZOPOTAMYA MİMARİSİ

Mezopotamya ve Mimari
Krallık saraylarında ve tapınaklarda mimari, krallık ideolojisine hizmet eder, tanrıların gücüyse kralların meşruluğunu sağlar.

Güçlü hükümdara, iktidarının gerçek göstergesi olan bir saray yaraşır. Eski Doğu’nun kralları, saraylar ve kentler inşa etmede çok başarılı olmuşlardır. Tanrılara gelince, onlar da unutulmamıştır. Dini mimarinin en beli örnekleri ziggurat diye adlandırılan katlı kulelerdir:

Ur—Nammu (ykl. 2100) bunların en eskisi olan Ur Tapınağı’nı yaptırdı. Yeni Sümer mimarisinde Akkad’lara ait özellikler de vardır. Bunlar zengin bir düzeni yansıtırlar. Binanın bir yönde gelişen oda sistemi de Akkad’lardan geçmiştir. Avlu tarafında yapılan oda gruplanmaları ise Sümer anlayışına aittir. Ayrıca geometrik muntazam düzen de, Sümer mimarisinin özelliğidir. Binalarda dış duvar, kuvvetli ve kalın bir beden gösterir. Ur’daki Ningal Tapınağı’nda bu geometrik düzenin ve bina teşkilatının karışık planını görüyoruz. Bu binada da Akkad’ların bir yönde gelişen odalar sistemi ile Sümerlere ait salon etrafında toplanan oda düzeni vardır. Ayrıca binada genişliğine bir gelişim görülür. Genel olarak gerek Ur’daki Ningal Tapınağı’nda, gerekse Eşunnak’taki (bugünkü Tell-Asmar) kral III. Şu-Şin’in Ur devrindeki (M.Ö. 2.000) saray ve tapınağında iyi bir bütün olmakla birlikte ayni özellikleri görülür.

En ünlü ziggurat ise Babil’deki Marduk Tapınağı’dır (M.Ö.VI.yy).
Krallardan, Sargon (ykl. 2300) Akkad’ı kurdu ve torunu Naram-Sin onun mirasını zenginleştirip güzelleştirdi. Ne var ki, III. Bin yılın sarayları bugün hemen hemen tümüyle kaybolmuştur. Daha sonra, MÖ XIX. ve XVIII.yy. larda krallar hâlâ, Larsa (bugün Senkerah) ve Mari (bugün Tel Hariri) gibi yerlerde resmi çalışma bölümlerini içinde oturulan kanattan ayıran birçok avlulu saraylar yaptırdılar. Ama bunların da katları yıkılmıştır.MÖ XIV. yy’dan başlayarak, Kasit krallarının etkisi altında ve özellikle Babil’de yeni binalar yapıldı. Bunların anıtsal karakteri gerçekten göz kamaştırıcıdır. Saraylar bu dönemde artık merkezi bir avlu etrafında kümelenmiş birçok binadan oluşur (M.Ö. XIV. yy’a ait Dur Kurigalzu örneğinde olduğu gibi). Ama Kassitler döneminin karakteristik yapısı Uruk’taki İnanna Tapınağı’dır: duvarı tuğlayla örülmüş ve oyuklara içlerinden su fışkıran vazoları taşıyan tanrıça ve tanrı figürleri yerleştirilmiştir.

Asur’da da krallar aynı aşırılıklarda binalar yaptırdılar: Irak’ta Kar Tukulti-Ninurta Sarayı (MÖ XIII. yy),daha sonra da Kalah Sarayı (M.Ö. IX. yy) bunlara örnektir.

Kral II. Sargon ise, VIII. yy’da Dur Sarukkin kentini ve kuşatma duvarının dışına çıkma yapan sarayı yaptırmıştır. Sarayın girişinde tunçtan aslanlara yaslanan dört sütun üstüne oturtulmuş bir revak vardı.

Devamını oku...

f t g m