• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder... Turgut Cansever

  • RestoraTÜRK

Copyright 2019 - Custom text here

MEZOPOTAMYA MİMARİSİ

Mezopotamya ve Mimari
Krallık saraylarında ve tapınaklarda mimari, krallık ideolojisine hizmet eder, tanrıların gücüyse kralların meşruluğunu sağlar.

Güçlü hükümdara, iktidarının gerçek göstergesi olan bir saray yaraşır. Eski Doğu’nun kralları, saraylar ve kentler inşa etmede çok başarılı olmuşlardır. Tanrılara gelince, onlar da unutulmamıştır. Dini mimarinin en beli örnekleri ziggurat diye adlandırılan katlı kulelerdir:

Ur—Nammu (ykl. 2100) bunların en eskisi olan Ur Tapınağı’nı yaptırdı. Yeni Sümer mimarisinde Akkad’lara ait özellikler de vardır. Bunlar zengin bir düzeni yansıtırlar. Binanın bir yönde gelişen oda sistemi de Akkad’lardan geçmiştir. Avlu tarafında yapılan oda gruplanmaları ise Sümer anlayışına aittir. Ayrıca geometrik muntazam düzen de, Sümer mimarisinin özelliğidir. Binalarda dış duvar, kuvvetli ve kalın bir beden gösterir. Ur’daki Ningal Tapınağı’nda bu geometrik düzenin ve bina teşkilatının karışık planını görüyoruz. Bu binada da Akkad’ların bir yönde gelişen odalar sistemi ile Sümerlere ait salon etrafında toplanan oda düzeni vardır. Ayrıca binada genişliğine bir gelişim görülür. Genel olarak gerek Ur’daki Ningal Tapınağı’nda, gerekse Eşunnak’taki (bugünkü Tell-Asmar) kral III. Şu-Şin’in Ur devrindeki (M.Ö. 2.000) saray ve tapınağında iyi bir bütün olmakla birlikte ayni özellikleri görülür.

En ünlü ziggurat ise Babil’deki Marduk Tapınağı’dır (M.Ö.VI.yy).
Krallardan, Sargon (ykl. 2300) Akkad’ı kurdu ve torunu Naram-Sin onun mirasını zenginleştirip güzelleştirdi. Ne var ki, III. Bin yılın sarayları bugün hemen hemen tümüyle kaybolmuştur. Daha sonra, MÖ XIX. ve XVIII.yy. larda krallar hâlâ, Larsa (bugün Senkerah) ve Mari (bugün Tel Hariri) gibi yerlerde resmi çalışma bölümlerini içinde oturulan kanattan ayıran birçok avlulu saraylar yaptırdılar. Ama bunların da katları yıkılmıştır.MÖ XIV. yy’dan başlayarak, Kasit krallarının etkisi altında ve özellikle Babil’de yeni binalar yapıldı. Bunların anıtsal karakteri gerçekten göz kamaştırıcıdır. Saraylar bu dönemde artık merkezi bir avlu etrafında kümelenmiş birçok binadan oluşur (M.Ö. XIV. yy’a ait Dur Kurigalzu örneğinde olduğu gibi). Ama Kassitler döneminin karakteristik yapısı Uruk’taki İnanna Tapınağı’dır: duvarı tuğlayla örülmüş ve oyuklara içlerinden su fışkıran vazoları taşıyan tanrıça ve tanrı figürleri yerleştirilmiştir.

Asur’da da krallar aynı aşırılıklarda binalar yaptırdılar: Irak’ta Kar Tukulti-Ninurta Sarayı (MÖ XIII. yy),daha sonra da Kalah Sarayı (M.Ö. IX. yy) bunlara örnektir.

Kral II. Sargon ise, VIII. yy’da Dur Sarukkin kentini ve kuşatma duvarının dışına çıkma yapan sarayı yaptırmıştır. Sarayın girişinde tunçtan aslanlara yaslanan dört sütun üstüne oturtulmuş bir revak vardı.

Devamını oku...

ESKİ MISIRDA MİMARLIK

 

Mimarlık:

Eski Mısır’da kullanılan en önemli iki yapı malzemesi kerpiç ile taştır. Taş daha çok mezarlarda ve tapınaklarda, kerpiç ise ev, hatta saray gibi konut mimarlığında ve savunma yapılarında kullanılmıştır. Mezar, içine yalnızca ölü yerleştirilen bir yer değil, ölümden sonraki yaşamın sürdürüleceği kutsal mekândır. Bu nedenle ölülerin yanına, işlerine yarayacağı düşünülen eşya da yerleştirilir, duvarlara dünyadaki yaşamlarını anlatan resimler yapılır.

Mısırlılar cenaze anıtlarına “sonsuzluk yerleri" derlerdi. Bu oldukça anlamlı bir tanımdır. Anıtın kalıcı olması istenmiş ve taş bunun için en uygun malzeme olarak seçilmiştir. Mezarlar çok çeşitlidir. Firavun adına yapılan piramitler en ünlüleridir. Önceleri, firavunun göğe çıkmak için tırmanacağı merdiveni temsil eden ve mastaba (mezar çukurunu örten kütle) denilen yamuk piramitler yaygındı.

İlk sülaleler döneminde firavun mezarlarıyla soylular için yapılanları ayırt etmek zordur. Günümüzde genellikle Abydos’takilerin firavun, Sakkara’dakilerin soylu mezarları olduğu düşünülür.

Piramitler; hiç bir kral ve topluluk,yalnızca bir anıt dikmek için bunca masrafı ve eziyeti göze alamazdı.nitekim kralların ve kullarının gözünde piramitlerin pratik bir işlevi vardı. Kral, halkı üstünde egemenlik süren kutsal bir varlık sayılıyordu.bu dünyadan ayrıldığı zaman da yanlarından geldiği tanrıların arasına yükselecekti.O, gökyüzüne yükselirken, piramitler, olasılıkla onun çıkışını kolaylaştıracaklardı. Ama her şeyden önce onun bedeninin korunmasını sağlayacaklardı.

Piramit kralın mumyası için dikiliyor, ceset ise bu koskoca taş dağının tam ortasına, yine taştan bir gömüt içine yerleştiriliyordu.ölü odasının duvarlarına , tüm çevreye, dünya ötesi yolculuğunda krala yardımcı olacağına inanılan büyüsel işaretler çiziliyordu.

Devamını oku...

VİGNOLA (1507-1573)

VİGNOLA(1507-1573)

Önce resim eğitimi görmüş, sonra da çok geçmeden mimarlığa ilgi duymuştur. Antikçağ yapılarının rölevelerini yaptığı 1541-1543 yılları arasında Roma’da kaldıktan sonra 1543-1549 yılları arasında Bologna’da birçok şantiye yönetmiştir. Daha sonra Farnaseler’in çağrısı üzerine Roma’ya tekrar gitmiş ve oraya yerleşmiştir. Maniyerist üslupla bir mimarlık yapan Vignola villa mimarileri üzerine çalışmıştır.Farnese Sarayını da 1559-1573 yılları arasında inşa eden odur. İlk iddialı yapısı olan Roma’daki S. Anna dei Palafrenieri kilisesini elips bir planda tasarlamış ve böylece Barok tiplemeye doğru ilk adımı atmıştır. Fakat en ünlü ve önemli yapısı Roma’daki Gesu kilisesidir.1568’de başladığı yapı, ancak ölümünden sonra 1575 yılında tamamlanabilmiştir.

Bir Cizvet kilisesi olan bu bina Anti-Reform kiliselerinin de ilk örneğidir. Bu yapının en önemli mimari özelliği ise, Hıristiyan geleneğinin uzunlamasına planıyla, Rönesans’ın merkezi planını bir senteze götürmesidir. Ayrıca bu kilise binasının iki yanında şapeller bulunan tek nefe sahip olduğu görülür. Bunun transeptte kesiştiği yer üstünde bir kubbe, ön yüzün dekorasyonunda üst üste konulan antik düzenler ve bu yüzün iki ya da üç katını birbirine bağlayan baş aşağı edilmiş göğüsleme kemerleri biçiminde ağır konsollar dikkat çekicidir. Bir diğer taraftan da Vignola kuramcı tarafıyla, 1562 yılında “Beş Mimarlık Düzeninin Kuralı” isimli bir çalışma yayımlamışlardır. Bu yayın, üç yüz yılı aşan bir süre akademik çalışmalar için ciddi bir kaynak oluşturmuştur.

ANTONİO DA SANGALLO (1453-1534)

ANTONİO DA SANGALLO(1453-1534)

Floransalı bir mimar, bir mimar ailenin üyesidir. Bir süre Roma’da kalmış ve sonra Toscana’ya tekrar geri dönmüş ve ölümüne kadar kusursuz uyumuyla bir başyapıt olan S.Biagio kilisesini yapmıştır. Özellikle Raphael ve Bramante’nin üsluplarından çok etkilenmiştir. Ayrıca Sangallo askeri mühendis olarak da hizmet vermiştir.

BALDASSARE PERUZZİ (1481-1536)

 

 BALDASSARE PERUZZİ (1481-1536)

Mimar, mühendis ve ressamdır. Yaşamı boyunca Roma’da San Pietro şantiyesinde, daha 1502’de Bramante’nin. 1520’de de A. Da Sangallo’nun hizmetinde çalışmıştır. Bununla birlikte 1527’de Karl V ’in ordularınca Roma’nın yağmalanması sonucunda her şeyini yitirmiştir. 1527-1532 yılları arasında Siena’ya sığınmıştır. Burada kaleleri restore etmiş, Belcaro şatosunu yapmış ve villalar tasarlamıştır. Vatikan’ın dekorasyonuna da katılan Peruzzi, 1508-1511 arasında Farnesia Villası’nı yapmıştır.1532 yılından sonra Maniyerizm üslubunu benimsemiştir. Palazzo Massimi

f t g m