• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder... Turgut Cansever

  • RestoraTÜRK

Copyright 2019 - Custom text here

MANİYERİST MİMARLIK

Maniyerizm akımının ilk defa ortaya koyan en önemli eserlerin başında büyük heykeltıraş, ressam, şair ve mimar Michelangelo’nun yapmış olduğu “Laurenziano Kütüphanesi” gelir. Akademik şekilciliğin dışına çıkan, göz alıcı kişisel üslubu ile, Rönesans ötesi bir harekette bulunmuştur.

Mediciler için Floransa’da S.Lorenza’ya bitişik olarak yaptığı Laurenziano Kütüphanesi’nin girişi ve merdivenleri 1530-1534 yılları arasında inşa edilmiş, o sırada 80 yaşında bulunan Michelangelo’nun projesine göre Vasari ve Ammanti tarafından tamamlanmıştır.

İçinde 10.000 kadar yazma eserin saklandığı bu kütüphanenin duvarlarının ele alınışı Michelangelo’ya bazılarınca “Baroğun Babası” ünvanını kazandırmıştır. Dar, yüksek bir koridor gibi olan iç mekânın yanında, bu kütüphaneyi ünlü yapan tarafı girişi ve merdivenleridir. Michelangelo’nun kişisel görüşlerini en çok ve en iyi aksettiren bu mimari eserindeki oldukça dar bir köşeye sıkıştırılan girişte mimari elemanlar hiç alışılmamış bir şekilde kullanılmıştır. Gayet yüksek ve dar olan bu girişin duvarlarını çift sütunlar, kör pencereler ve nişler süsler. Çifte sütunlar genellikle olduğu gibi, duvarın önünde durmazlar, tam tersine duvarlara gömülmüşlerdir.

Sütunların arasındaki panolar kör pencere ve nişlerle doldurulmuştur. Pencerelerin üzerinde yuvarlak ve üçgen alınlıklar vardır. Kapının üzerindeki üçgen alınlık alttan kırılmış ve kırık uçlar birer kulak şeklinde içeri doğru kıvrılmışlardır. Pencerelerin üzerindeki nişleri ve kapıyı çevreleyen çerçevelerde hiçbir sebep yokken üst kısımlarından dışarı değil içeri doğru çökmüşlerdir. Klasik formların bilinçli bir şekilde değiştirildiği oda şeklindeki bu girişin bir köşesine adeta zorlukla sıkıştırılmış gibi merdivenler bulunur. Orta kısmında basamakların yuvarlak olduğu üç bölümlü merdivenin korkuluklarındaki kırık hatlarda diğer bütün elemanlarda ve bunların bir araya gelişinde, Rönesans’ın dengeli düzeninin dışına çıkışın bir başka görüntüsünü teşkil eder. Böylece duvarların ek yerlerindeki her eleman kendisini ayrı bir varlık şeklinde ortaya koyar ve bunun sonucunda da duvar, organik bir bütün olarak görülmeyip, her elemanın bağımsızlığını koruduğu kısımların bir araya gelişi şeklinde kendini gösterir. Fakat bütün bunlara rağmen yapının tüm olarak bıraktığı izlenim, mantık dışı bir araya gelişler, karışıklık ve gerginliğin yarattığı aşırı bir çeşit birliğin varlığıdır.

Bütün bu örneklerde; cephelerin, antik öğelerin yüzeyden çıkıntılı kullanılmasıyla sistemli bir ışık-gölge etkisinde hareketlendiği, yapıların genel düzenlemesinde eklenmelere yer verdiği izlenmektedir.

 

Mimari Akımlar Nelerdir

MODERN MİMARİ

19 -20.Yüzyılın Modern Mimarlık Akımları:

1897 yılında J.J. Thomson elektronu buldu. Artık atom Grek asıllı adından sanıldığı gibi bölünmez değildi ve böylelikle yeni bir çağ açılmış ve beraberinde modern fiziğin temelleri atılmış oluyordu. Sanat tarihçiler modern sanatla modern fiziğin aynı zamanda doğduğunu çünkü ikisinin de aynı düşünceden başladığını savunurlar. Mimari akımların her birinin de yaşandığı dönemde görülen sanat akımlarıyla bağlantıları vardır.

1-FÜTÜRİZM: (1909)
20.yüzyılın ilk on yılı içinde gelişen sanat ve mimarlık dünyasının en ilerici , en yenilikçi , özgün ve ileri hareketidir. 20 şubat 1909 ‘da yayınlanan 1.fütürist manifestosu (bildirgesi) onların estetik anlayışlarını şöyle ifade eder. “Biz tehlike , enerji ve yalınlığın şarkısını söyleyeceğiz ve açıklıyoruz ki dünya yeni bir güzellikle zenginleşmektedir. Hızın güzelliğiyle, yılankavi egzos borularından çıkan patlayıcı nefesiyle bir yarış otomobili kükreyerek giderken makinalı tüfek gibi sesler çıkaran bir otomobil antik güzelliğin simgesi olan Yunan heykellerinden kat kat güzeldir. “ Mimari alanda Antonio Santella ve Mario Chiattone fütürizmin anlayışına uygun eserler ortaya koymağa çalışırlar. Santella projelerini hazırladığı Citta Nuova ‘da göktırmalıyanlar, metrolar, asansörler, farklı boyuttaki trafik şeritleri gibi ilginç ve yeni fikirler kullanmıştır ve konuyla ilgili olarak “Modern kentlerimizi muazzam bir tershane gibi yaratıp yeniden inşa etmeliyiz. Her yer hareketli ve dinamik, modern binalar ise dev bir makine gibi olmalıdır.” Ancak onun bu radikal ve ilerici görüşleri 50 yıl sonra Paris’teki Pompidou iş merkeziyle bir ölçüde gerçekleşecektir. Ona göre mimarlık sadece fayda ve pratikliğin kuru bir birleşimi olmayıp bir sanattır. Buda sentez ve ifade demektir. Santella geçmişin klasik ve statik estetiğine karşı çıkmakta ve taraftarlarıyla beraber “ Mimari Dinamizm “ dediği değişim ve hızdan kaynaklanan canlı bir estetiğe ulaşmaya çalışmaktadır. Yine ona göre eğik ve eliptik çizgiler öz tabiatlarından dolayı dinamik olup dik ve yatay çizgilere göre bin kat fazla duygusal güce sahiptir ve dinamik bir mimari onlarsız düşünülemez.

Devamını oku...

RÖNESANS ve MİMARLIK (Çıkış sebepleri ve Sonuçları)

Rönesans:
(Fransızca renaissance, İtalyanca rinascita “yeniden doğuş”), Avrupa tarihinde, 14. yy. sonuyla 15. ve 16. yy. kapsayan ve en belirgin özelliği Eski Yunan ve Roma kültürünün canlandırılması olan dönem. Aynı zamanda bir keşifler ve serüven çağı olan Rönesans boyunca, astronomide Ptolemaios sisteminin yerini Kopernik sistemi almış, kağıt, matbaa, pusula ve barut gibi yeni ürün ya da teknolojiler yaygın uygulama alanı bulmuştur.


“Ortaçağ” kavramını 15. yy. bilginleri, bilginleri, Eski Yunan ve Roma dünyasının yıkılmasıyla bu dünyanın kendi yüzyıllarında yeniden keşfedilmesi arasındaki (“ortadaki”) dönemi belirtmek amacıyla ortaya atmışlardı. Ama Rönesans’ın kökleri ortaçağın sonlarında, 12.yy. başlayan bir dizi siyasal, toplumsal ve düşünsel dönüşümde yatıyordu. Bu gelişmelerin başında Rönesans’ın anayurdu sayılan İtalyan kentlerinin gelişmesi geliyordu. Bu kentlerde soylular, tüccarlar, rantiyeler ve zanaatçılar bir arada yaşayıp çalışıyor, aynı milislerde çarpışıyor, evlilik yoluyla ilişki kuruyor, özellikle Kilise’ nin otoritesine karşı ortaklaşa direniyordu. Ortak bir düşmana karşı siyasal bir eylem birliği bu kentlerin halklarında bir topluluk bilinci ve yurttaş bağlılığı yaratmaya başlamıştı. Kentsel bütünleşme hem kent toplumu içinde yeni iktidar organlarının oluşmasına, hem de kentler arasında, çevrelerindeki alanlara sahip olma mücadelesinin doğmasına yol açtı.

Daha 13. yy. İtalyan kentlerine özgü bir halk egemenliği kavaramı gelişti. İvedi kararların gerektiği durumlarda bir parlamento toplantıya çağırılıyordu. Ama 14. yy. bu kentlerden bazıları kent içindeki iktidar kavgaları nedeniyle demokratik yönetim tarzından uzaklaşarak tek adam yönetimine yönelmeye başladı; yüzyıl sonuna gelindiğinde signoria yaygın yönetim biçimi oluşmuştu. Bu nedenle bir yandan feodalizmin kurumsal yapısı yıkılırken, bir yandan da feodalizme özgü değerler yeni biçimler altında canlanıyor, böylece Rönesans Döneminin karakteristik devlet anlayışı ortaya çıkıyordu.

Devamını oku...

f t g m