• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • RestoraTÜRK

  • RestoraTÜRK

Copyright 2017 - Custom text here

Çinili Köşk

Çinili Köşk iki katlı taş bir yapıdır. İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin avlusunda bulunan Çinili Köşk, Topkapı Sarayı yapı topluluğunun bir bölümü olarak Fatih Sultan Mehmet tarafından 1472’de sur içerisinde, Sarayburnu’ndaki koruluk içerisinde yaptırılmıştır.

Çinili Köşk Osmanlı sivil mimarisinin Selçuklu etkisinde yapılmış İstanbul’daki tek örneğidir. Kaynaklarda yeterince isminden söz edilmeyen bu köşkün mimarı bilinmemektedir. Fatih Sultan Mehmet (1451–1481) dönemi tarihçilerinden Tursun Bey, Çinili Köşk’ü sırçadan yapılmış bir yer olarak nitelendirmiştir. Sultan IV. Murad (1623–1640) zamanında köşk içerisinde yeni düzenlemeler yapılmış ve bu arada ayna taşından bir tavus kuşu kabartmasının bulunduğu bir çeşme de buraya eklenmiştir. Çeşmenin iki tarafındaki kitabelerde de buradan Sırça Saray olarak söz edilmiştir.

Devamını oku...

Ankara - Etnografya Müzesi

Ankara - Etnografya Müzesi

Etnografya Ankara'nın Namazgah adı ile anılan semtinde, Müslüman mezarlığı olan tepede kurulmuştur. Anılan tepe Vakıflar Genel Müdürlüğünce 15 Kasım 1925 tarihli Bakanlar Kurulu kararı gereğince, Milli Eğitim Bakanlığı'na müze yapılmak üzere bağışlanmıştır.

1924 yılına kadar Anadolu'da Kurtuluş Savaşına katılan, milli kültüre önem veren devrimciler, Türklerin maddi ve manevi kültür mirasını içeren bir Etnografya Müzesi'nin kurulmasının gerekliliğine inanıyorlardı. Bu nedenle Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver, eski mesai arkadaşı Budapeşte Etnografya Müzesi şeflerinden Türkolog J. Meszaroş'un müzenin kuruluşu konusundaki görüşleri sorularak, kendisine hizmet teklif edildiği, Prof. Meszaroş'un bakanlığa sunduğu 29 Kasım 1924 tarihli raporundan anlaşılmaktadır. Böylece Halk Müzesi'nin kurulmasına hazırlık yapılmak üzere, 1924'te İstanbul'da Prof. Celal Esad (Arseven) başkanlığında, daha sonra 1925 yılında İstanbul Müzeler Müdürü Halil Ethem (Erdem) başkanlığında, eser toplamak ve satın almak üzere özel bir komisyon kurulmuştur. Satın alınan 1250 adet eser, 1927 yılında inşası tamamlanan müzede teşhir edilmiştir. Müze Müdürlüğü'ne de Hamit Zübeyr Koşay atanmıştır.

Devamını oku...

İstanbul 1600 yıllık bir müzedir

(YAPI DERGİSİ SAYI 288/KASIM 2005)

En büyük Pagan, en büyük Hıristiyan ve en büyük İslam imparatorluklarının başkenti İstanbul, dünya tarihinin en simgesel kenti sayılabilir. Bütün düzensizliğine karşın yüksek bir evrensel statüsü vardır, bütün çirkin gelişmesine karşın dünyanın en güzel kentlerinden biri olarak algılanabilir. Eğer fiziksel çevre ile insan mutluluğu arasında bir ilişki varsa bunun en olumlu örneği İstanbul olmalıdır. Kentin çekirdeği olan suriçi bir müzedir. Bu suriçinin 1635 yıllık bir destansı tarihi vardır. Ve bu destan, klasik dünya tarihinin merkez öyküsünü oluşturur. Avrupa’nın tarihi buna sonradan takılmıştır.

Toprağının altında Konstantinus’un Yeni Roma’sının kalıntıları, bin yıllık Bizans İmparatorluk başkentinin kalıntıları, 500 yıllık Osmanlı başkentinin kalıntıları vardır. Toprağının üstü Geç Antikitenin en güçlü surları, Küçük ve Büyük Ayasofya gibi geç antik yapılar, Bizans mimarisinin en zengin mirası, Topkapı Sarayı ve Osmanlı Çağının en görkemli anıtlarıyla süslüdür. Bu suriçi  son otuzbeş yılda o zamana kadar sakladığı tarihsel dokusu ve konutlarının yüzde 90’ını yağmaya kurban vermiştir. Yine de her elli metrede tarihten bir şeyler sunar. Kısaca, bu kent olağanüstü bir müzedir. Bu kadar ağır bir mirasın çekirdeğine uydurma tarihi mahalleler yapmayı düşünmek tanımlanması zor bir davranıştır. Ne var ki “İstanbul Müze-Kent” sloganı arkasında bu düşüncenin yattığını öğrenerek yarım yüzyıllık mimar-restoratör ve tarihçi yaşamının en büyük şaşkınlığını yaşadım. Bu kadar güçlü bir geçmişten bu kadar az nasiplenmek ortalama toplumsal cehaletin yaygınlığının ve korkunç bir tarih bilinci yokluğunun ifadesidir. Belediye, “İstanbul Müze-Kent” projesinden söz ettiği zaman, “herhalde bu bilincin ifadesidir” diye sevinmiştim. Gerçi nüfusu on milyonu çoktan geçmiş bir tarihi metropolise onbin nüfuslu bir kasaba gibi, “İstanbul Müze-Kent” demek pek yakışık almıyor. Bunun entelektüel içeriği olsa olsa “miniatura parkı” gibi bir eğlence alanı anlamına gelebilir. İlkel bir reklam sloganı... Fakat yarım yüzyıldan bu yana kamu kuruluşlarından duyarlı, entelektüel düzeyi yüksek sözler dinlemek umudunu çoktan yitirdiğimiz için turistik bir slogandan pek rahatsız olmadım. Yeni belediye başkanı geniş ve dinamik bir teknisyen kadrosunu kentin planlanmasıyla görevlendirmişti. Hattâ bir danışma kurulu bile düşünülmüştü. Danışma Kurulu toplantısında Müze-Kent sloganı arkasındaki programı dinleyince dehşete düştüm.

Devamını oku...

Halı Müzesi


Kültürel varlığımız olan eserlere çağdaş yönetim anlayışı ve teknikleriyle sahiplenerek, onları gelecek nesillere taşımak misyonu içinde olan Vakıflar Genel Müdürlüğü, tarihi halıların korunması ve tanıtılması amacıyla, 13 Nisan 1979'da Sultanahmet Camii Hünkâr Kasrı'nda Halı Müzesi'ni ziyarete açmıştır.

Vakıflar Genel Müdürlüğü"nün müzelerini yeniden yapılandırma projesi kapsamında; Ayasofya İmareti'nin Halı Müzesi'ne dönüştürülmesine karar verilmiştir. Bu süreçte; imaretin 2006-2007 yıllarında kapsamlı bir restorasyonu, 2010 yılında ise "Müze Teşhir Tanzim Uygulaması" yaptırılarak, 2013 yılında Vakıflar Halı Müzesi olarak yeniden ziyarete açılmıştır. Müzede eserlerin korunması, tanıtılması ve gelecek nesillere en iyi şekilde aktarılması amacıyla; müzecilik kriterlerine uygun lamine güvenlik camlı, nem kontrollü, şifreli elektronik panelli, elektronik sürgü açılımlı duvar tipi modüler vitrinler, müze standartlarına uygun aydınlatma, nem ayarlayıcı sistemler, ısıtma ve soğutma sistemleri ile dokunmatik ekranlı kiokslar kullanılmıştır.

Ayasofya İmareti 1777, 1871, 1884 ve 1893 yıllarında onarım görmüş, 1920 yılından sonra İstanbul Vakıflar Baş Müdürlüğü tarafından arşiv saklama deposu ve akabinde kurşun atölyesi olarak kullanılmıştır.

Devamını oku...

f t g m