• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • RestoraTÜRK

  • RestoraTÜRK

Copyright 2017 - Custom text here

Hoca Ali Rıza Bey'in Hayatı

Hoca Ali Rızâ 1858’de Üsküdar’da Ahmediye mahallesinde doğmuştur. Babası süvâri binbaşılarından Üsküdar’lı Mehmet Rüştü 1865 yılında Sofya’da öldü. Babası yazıya önem veren bir hattat idi. 1884'te teğmen olarak Harbiye'yi bitiren genç ressam, bu yüksek okula resim öğretmeni olarak girmiştir.

Hoca Ali Rızâ Bey’in yaklaşık 3 bin resmi olduğu söylenir. İkinci Meşrûtiyet' ten sonra kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti' nde başkanlık yaptı. 1930 yılında ölen Hoca Ali Rızâ' nın mezarı Üsküdar Karacaahmet' tedir.


“Mesleğim peyzaj ressamlığıdır.” diyen Ali Rızâ Bey Türk resim tarihinde düzeyine henüz erişilememiş bir ressamdır. Peyzajda halâ rakipsizdir. Bütün ömrü boyunca gençleri yetiştirmiş, bu yüzden de tarihimize Hoca Ali Rızâ Bey olarak geçmiştir. Son derece sağlam çizgileri olan eserleri, bugün birer vesika mâhiyetindedir. Tabloları ve karakalem resimleri ile o güzelim  İstanbul’un günümüze kadar gelmesini sağlamıştır.

Eski bir mecmuada şöyle bir başlık gördüm: "Belki o da hevese gelir, ressam olur!" Beni çok etkilediği için yazının devamını okudum. İç yüzü şu imiş. Resim yaparken seyre gelip yanı başında oturanlara engel olduğu hemen hemen hiç görülmemiş. Nedenini sordukları zaman, "Ne mâlûm? Böyle göre göre belki içine bir heves gelir, bakarsın, o da ressam olur." Demişlerdir. Hoca Ali Rızâ Bey kişiliği ve resimleri ile beni etkilemiş bir ressamdır.

Devamını oku

Bilinmeyen Sanatçı Sultan Abdülaziz

Osmanlı hanedanında sanat, I yalnızca destek gören değil aynı zamanda da üretilen bir değerdi. Resim sanatının saraya girişi, Fatih Sultan Mehmed'in Venedikli ressamları (Matteo di Pasti, Costanzio da Ferrara, Gentile Bellini) davet etmesi ve portre yaptırmasıyla başlamıştı.

Resmin geniş anlamda Türk Sanatına girmesi ise ancak 19.yüzyılda gerçekleşebilecekti. Bu dönem İstanbul'u kaos olarak nitelendirilebilecek bir çeşitliliğe sahiptir. Bugün Türk Musikisi alanındaki besteleri bilindiğinden, oryantalistlerin alaturka tabiriyle yargılanan, batılılaşma dönemindeki en önemli isimlerden biri olan. Sultan II. Abdülaziz bestekârcılığının yanı sıra ressamdı. Hükümdarın desen defteri Polonya’da Kırakol Ulusal Müzesi’nde bulunmaktadır. Defterde, Abdülaziz'in elinden çıkma 67 adet çizim ile 3 sayfa el yazısı mevcuttur. Çizimleri kırmızı mürekkeple filigranlı kağıda yapmıştır. Sultanın serbest, hareketli ve akıcı el yazısı ile desenlerinin çizgileri arasında karakteristik benzerlikler görülmektedir.2

Genellikle yaptıracağı resimlerin kompozisyon eskizlerinden oluşan ve çoğunlukla gemi ve deniz savaşı çizimlerinin yer aldığı defter 1865 yılında saray ressamlığına getirilmiş olan Polonyalı ressam Stanislaw Chelebowski'ye verilmiştir. Abdülaziz, Dolmabahçe Sarayı'nda kendisine bir atölye verilen Chelebowski'yle yakından ilgilenmiş ve zaman zaman kompozisyonları üzerinde düzeltmeler yapmış, savaş tablosu eskizlerini bizzat kendisi çizmiştir. Bir gün Sultan Abdülaziz, Chelebowski'nin tablosundaki kompozisyona itiraz ederek çizgilerini düzeltmiştir. Ressam kendi fikrine aykırı gördüğü bu düzeltmeyi İstanbul'da bulunan Sokoloviski'ye göstererek şikayette bulunmak istemişse de, düzeltmenin doğru olduğunu öğrenince gerçeği kabule mecbur olmuştur.3

Devamını oku...

Osman Hamdi Bey' in Hayatı

Osman Hamdi Bey’in Hayatı

30 Aralık 1842 de İstanbul'da doğar. Osman Hamdi Bey, İlk öğreniminden sonra 1856'da Mekteb-i  Maarif-i Adliye'de öğrenime devam eder. Osman Hamdi Bey’in babası Edhem Paşa kendisi gibi oğullarının da Batı’da eğitim görmesini çok arzu etmiş ve bunu sağlamak için de elinden geleni yapmıştır. Bu nedenle 1857 yılında Osman Hamdi Bey’i hukuk öğrenimi için Paris’e göndermiştir.

Bir süre burada hukuk öğrenimi gördükten sonra resme olan tutkusu daha ağır basarak sonunda resmi tercih ederek Güzel Sanatlar Okulu’na devam etmiştir. Osman Hamdi Bey’in hocaları zamanın ünlü ressamları olan  Gerome (1824-1904) ve Boulanger (1824-1888) dir. Osman Hamdi bu iki ressamdan etkilenmiş ve dönemin  iyi eğitim görmüş ressamlarından biri olmuştur. Onun paris’te eğitimi sırasında 1862 yılında Şeker Ahmet Paşa (1841-1907) ve Süleyman Seyyid (1842-1913)  Paris’e resim eğitimi için gelmişlerdir. Osman Hamdi Bey Paris’te oniki yıl kalmıştır. Osman Hamdi Bey paris’te Marie adlı bir kızla evlenir Türkiye’ye döndükten 4-5 yıl sonra ayrılır ve bu evlilikten Fatma ve Hayriye isimli iki kızları olur.

1869 tarihinde Osman Hamdi İstanbul’a döner. Mithat Paşa’nın Bağdat Valiliğine atanması ile O da Bağdat vilayeti Umur-u Ecnebiye Müdürlüğüne (Yabancı İşleri Müdürlüğü) getirilir. Bağdat’tan çeşitli görüntülerin yer aldığı tablolar ve karakalem desen çalışmalarını bu dönemde yapmıştır.

1871 yılında İstanbul’a dönen Osman Hamdi Bey  sarayda yabancı elçilerinin protokol işleriyle görevlendirilmiştir. Bu görevde başarısından dolayı bizzat Abdülaziz tarafından 1873 yılında Viyana’da açılan Uluslar arası Sergiye komiser olarak atanmıştır. Bu görevde en büyük destekçisi babası olmuştur.
Osman Hamdi Bey Viyana’da bulunduğu sırada yine bir Fransız ve adı da Marie  olan ikinci eşi ile tanışır. İstanbul’a döndükten sonra birinci eşinden ayrılır Naile adını verdiği bu Fransız kızla evlenir. Bu evlilikten üçü kız biri erkek dört çocuğu olur.  ( melek, Leyla, Nazlı, Edhem)

Mart 1875 yılında Afiri Paşa’nın yanında Hariciye Umur-u Ecnebiye Katibi (Dışişleri Bakanlığı protokol Müdür Muavini) olur. 1876 yılında Abdülaziz tahtan indirilince bu görevden alınarak Matbuat-ı Ecnebiye atanır. 1877 yılında Beyoğlu Altıncı Daire Belediye Müdürü olur. 1878 yılından sonra artık resme daha fazla zaman ayırma düşüncesiyle devlet memurluğundan ayrılır.

Devamını oku

f t g m