• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder... Turgut Cansever

  • RestoraTÜRK

Copyright 2020 - Custom text here

EL GRECO (1541-1614)

Figürlerin formların oranlarında alışılmışın dışında değişiklik yapan ve böylece Maniyerist görüşünü aksettiren bir ressam da, asıl adı Domenikos Theotocopoulos olan Greco’dur. Girit’te doğduğu için kısaca El Greco diye tanınan sanatkar venedik’te yetişmiş, Tiziano’nun öğrencisi olmuştur. Roma’ya yaptığı kısa bir ziyaretten sonra İspanya’ya gitmiş ve orada kalmıştır. Venedik’te iken yaptığı resimler Venedik okulu üslubundadır; kuvvetli Tiziano, Tintoretto ve Jacopo Bassano tesiri göstermektedir. Fakat, 1577 de İspanya’ya gittikten sonra sanatında önemli değişiklik, gelişme başlamıştır.

Girit ve Venedik’te iken tanımış olduğu Bizans sanatının onun üzerinde bıraktığı etki, ortam değişikliğiyle, batının bu topraklarında birdenbire canlanmış ve sanat hayatında büyük rol oynamış; Venedik üslubu yerini Izdırap çeken, yanan, hıçkıran figürlere bırakmıştır. Maniyerizm’i çok kişisel yönde yorumlayan El Greco, ayrıca, alışılmış klasik kompozisyon düzenlerini de bir yana itmiştir. İçleri inanç ateşi ile yanan figürlerin mübalağalı uzunlukları ile alev şeklindeki görünüşleri, resimlerindeki mistik havayı kuvvetlendirir.

Seda Karatepe

TİNTORETTO (1518-1594)

Sanatçı, Venedik okuluna bağlı ressamlar içinde desen üstünlüğünü reddeden, renkleri ise en parlak ve en olumlu kullananlardan biridir. Babası boyacı olduğu için, ilk sanatla ilgili ilk bilgilerini ondan almış, çok kısa bir süre Tiziano’nun atölyesinde çalışmıştır.

İdealist bir yaşamı olduğu bilinir; yani resim için yaşamış, istem dışı hiçbir iş sanatçıya kolay kolay yaptırılamamıştır. Resimlerinin konuları ya dinden yada mitolojiden alınmıştır. Sanatçı Michelangelo’nun desen felsefesi ile Tiziano’nun renk felsefesini bir senteze götürmeyi amaç edinmiştir. Hiç gün ışığı almayan bir atölyede çalıştığı söylenir. Ayrıca sanatçı canlı model de kullanmıştır.

Fresko tarzını hiç denememiş olan sanatçı Portre çalışmaları da yapmıştır. Portrelerinde modellerinin kim olduğuna değil, yüzlerinin bir özelliği olmasına dikkat etmiştir. Venedik okulunun, desen zayıflığı fenomeni ve eleştiri ile karşı karşıya bırakan durumunu Tintoretto kırmıştır. Delacroix’nın, “altıncı kattan düşen bir insanın, yere varıncaya kadar krokisini çizebilen adama ressam derim” yargısı, sanki Tintoretto için söylenmişti. Figürlerinde müthiş bir hareketlilik vardır. Bu hareketi sanatçının “Baküs” isimli resminde rahatlıkla görebiliriz. Resmi yaparken, yaptığının hem resim hem de canlı bir gerçek olmasına dikkat etmiştir.

Devamını oku...

Maniyerist Resim

16.yy.ın başlarında Leonardo ve Michelangelo, İtalyan Rönesans’ının ikinci dönemini açmış ve yeni Rönesans karşıtı düşüncelerin de öncüsü olmuşlardır. Michelangelo, biçimin şiddetiyle, Leonardo’ysa ışıkla ilgili çalışmalar yaparak, biçim, mekân, ışık ve renk sorunlarına yeni çözümler getirilmesini amaçlamışlardır. Rönesans’ın uyum kavramı yerine düş gücünün egemen olduğu bir anlatıma bırakmış, bu amaçla saydam ışıklar kullanılmış, biçimler uzatılmıştır.

İtalya’da klasik karşıtı reforma kaynaklık eden Michelangelo’nun çalışmalarından esinlenen Pontormo ve Rosso Fıorentıno’nun yapıtları, 16.yy başında Toscana’da maniyerist eğilimin ilk örnekleri sayılmaktadır. Bu örneklerde kuralcı bir temele dayanmayan PERSPEKTİF oyunlarından yararlanılarak, gerçek dışı mekânlar yaratıldığı, renklerin gölgesiz ışıkların içinde parlak bir etki sağladığı ve tüm görünüme derin bir melankoli katıldığı görülmektedir.

Parmıgıanıno, Angelo Bronzıno, Prımatıccıo, Gıulıo Romano ve Domenico Beccafumi gibi sanatçılar İtalyan maniyerist resminin başlıca temsilcileridir.

Floransa’da doğan bu üslup, FRANSA’DA FONTAINEBLEAU OKULU’YLA gelişmiş ve buradan Flandre (Belçika), Felemenk (Hollanda), Almanya ve İspanya gibi ülkelerin aristokratik çevrelerine yayılmış, bazı bölgelerde ALEVLİ GOTİK’in hemen ardından gelişmiştir. Maniyerizm, Rönesans’ı yaşamış ve bu kültürle incelmiş aydın bir topluluğun estetik beğenisine seslenir. Rönesans sanatının İtalya dışına taşımasına neden olan bu üslup, pek çok Avrupa ülkesine, geç dönem İtalyan sanatçıları yoluyla, Rönesans’ın “antik tarzı” olarak girmiştir. Bu nedenle İtalya dışında Rönesans’la Maniyerizm’i ayırmak çok zordur. Fransa’da I.François’nın Fontainebleau Şatosu’nda Rosso ve Primaticcio gibi İtalyan sanatçılar tarafından bezeme, ALÇI kabartma, heykel ve erotik konulu zarif resimlerde başlatılmıştır. Ayrıca Prag’da II. Rudolf’un sarayında çalışan ARCIMBOLDO, İspanya’da dinsel konulu, duygulu örnekler veren EL GRECO, Elizabeth dönemi İngiltere’sinde Minyatür portre alanında ünlü Nicholas Hilliard Maniyerizm’in İtalya dışındaki ünlü temsilcileridir. 

Devamını oku

İslamiyet Öncesi Türk Resim Sanatı

 

Eski Türkler'de resim sanatının doğuşu, bozkır kültürünün başlangıcına kadar geri gider. Proto-Türk devri ve Hun devrinde, Türkler için kendine özgülük yanı da olan resimden, daha doğrusu tasvir sanatından söz edebiliriz.

En erken devirlerden itibaren görülen kaya resimleri (petroglif), kaya ve mağara yüzeyleri üzerine yapılmışlardır. Bunlardan bazıları boya ile yapılmış, bazıları da kazıma ve çizme yoluyla gerçekleştirilmiştir.

Kaya resimleri, Orta ve İç Asya'da miladdan önceki bin yıllardan, M.S.14. ve15.yüz- yıllara kadar çok çeşitli konuları kapsar. Özellikle, erken tarihli örneklerde, av kültürü ve sembolizmini yansıtan resimler egemendir. Bu resimlerin bazılarında sembolik anlamları ihtiva eden "hayvan mücadele sahneleri"nin proto-tiplerini ve sonraki bazı örneklerini meydana getiren birbirleriyle mücadele eden hayvan figürlerine rastlıyoruz. Zıt kavramların mücadelesini (iyi, kötü, aydınlık, karanlık vb.) sembolize eden bu mücadele sahneleri, insan-hayvan mücadele sahneleriyle beraber, tarih öncesi devirlerdeki "hayvan-ata" inancı ve "hayvan biçimine girme" teması ile ilgilidir.

Kaya resimlerinde ayrıca, süvari tasvirleri, savaşan insan figürleri, arabalı çadır tasvirleri, bazen kuyruğu düğümlü, "moncuk" denilen püskül süslemeli at tasvirleri, kurt, dağ keçisi, geyik vb. çeşitli sembolik ve mitolojik anlamlara sahip hayvanlarla ilgili kompozisyonlar, dinî inançlar ve günlük hayata ait sahneler vb. çeşitli unsurlar yer almaktadır.

Kaya resimlerinin en erken örnekleri, Orta Asya'da Mezolitik veya erken Neolitik devirlere ait olarak bulunmuştur. Bu kaya resimleri arasında, özellikle Güney Özbekisan'daki, Za- raut Kamar mağarasında ve Doğu Pamirler'daki Sakta (Shakhta) mağarasında yer alan resimler önemlidir.

Devamını oku

Şeker Ahmet Paşa'nın Hayatı

Gerçek adı Ahmet Ali olan Şeker Ahmet Paşa, 1841 yılında Üsküdar’da doğmuştur. İlköğretiminin ardından İdadi’ye kaydolmuş ve resme olan ilgisi ve becerisi sebebi ile resim öğretmenine yardımcı atanmıştır. 1855 yılında Tıbbiye mektebine girmiş ancak doktorluğun ona  göre olmadığına karar vererek Harbiye mektebine geçmiştir.

Okulunu bitiren Şeker Ahmet Paşa, kendisi de bir ressam olan Sultan Abdülaziz tarafından 1861 – 1862 yılında  Pariste’ki Mekteb-i Osmani’ye gönderilir.  Burada uyum eğitiminden geçtikten sonra Paris Genel Sanatlar  Okulu (Ecole Des Beaux Arts)’na kabul edilir. Bu okulda Gustave Boulanger (1824- 1884) ile Jean -  Leon Gerome (1824 - 1904)'un öğrencisi olmuştur. Paris’te açılan önemli sergilere katılarak bu sergilerde başarılar elde etmiş ve önemli yankılar uyandırmıştır.

Abdülaziz’in  1867 yılındaki  Avrupa gezisinde  padişah tarafından verilen Dolmabahçe ve Çırağan sarayları için resim alma görevi ile Türkiye’de ilk koleksiyon oluşturma işini de o başlatmıştır.

 

1867, 1869, 1870 yıllarında Paris resim salonlarında bazı yağlıboya çalışmalarını ve Abdülaziz’in karakalem bir portresini sergileyerek mezun olur. Paris’teki başarılı eğitiminden dolayı okul müdürü tarafından Roma’ya  gönderilir.

Devamını oku

f t g m