• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder... Turgut Cansever

  • RestoraTÜRK

Copyright 2021 - Custom text here

İshak Paşa Sarayı

ishak Paşa Sarayı

AĞRI - İSHAK PAŞA SARAYI

İshak Paşa Sarayı, saraydan öte bir külliyedir. İstanbul Topkapı Sarayı'ndan sonra son devirde yapılmış sarayların en ünlüsüdür.

Doğubeyazıt İlçesi'nin 5 km. doğusunda, bir dağın yamacındaki tepe üzerine kurulan Saray, Osmanlı İmparatorluğu'nun Lale Devrindeki son büyük anıt yapısıdır. 18. yy. Osmanlı mimarisinin en belirgin ve seçkin örneklerinden olduğu kadar, sanat tarihi yönünden de değeri büyüktür. Sarayın Harem Dairesi Takkapı kitabesine göre yapılış tarihi Hicri 1199, Miladî 1784'tür

Saray binasının bulunduğu zemin vadi yakası olduğundan, kayalık ve sert bir yerdir. Eski Beyazıt şehrinin merkezinde olmasına rağmen, bu yapının üç tarafı (kuzey, batı, güney) dik ve meyillidir. Sadece doğu tarafında müsait bir düzlük vardır. Sarayın giriş kapısı buradadır. Aynı zamanda en dar cephesidir.

Saray, kalelerin özelliğini kaybettiği; ateşli silahların bulunduğu bir çağda yapıldığından, doğu yönündeki tepelere karşı müdafaası zayıftır. Cümle kapısı müdafaa bakımından en zayıf noktasıdır. Cümle kapısı bölümü, İstanbul ve Anadolu'da kurulan saraylarınkinden farksız olup, taş işçiliği ve oymacılığı yönünden muntazamdır. Türklere özgü tarihi saray örnekleri bugün ülkemizde pek az sayıda kalmıştır. Bunlardan biri de İshak Paşa Sarayı ve Külliyesi'dir. İshak Paşa Sarayı şu mimari bölümlerden meydana gelir:

Devamını oku...

Ekrem Hakkı Ayverdi

 Ekrem Hakkı Ayverdi

Bir Mimarın Portresi: Ekrem Hakkı Ayverdi
Gürhan Tümer

Prof. Dr., DEÜ Mimarlık Bölümü

Ekrem Hakkı Ayverdi, 1950’ler ve sonrasında ürünler vermiş muhafazakâr bir mimar. Uygulamalarından çok, yazdıkları ile tanınıyor. “Rönesans bir ilim ve sanat olayı değildir.” der. “İşte Hilton. Yarın kenarına şöyle iliştirilmiş, yamyassı bir tahta perde…” diyebilecek kadar Modernizm karşıtı olan Ayverdi, Osmanlı mimarisinin fanatik bir hayranı. Hemen her konuda kendine özgü bir yaklaşım ve üslup geliştiren bu ilginç mimarı, Gürhan Tümer tanıtıyor.

Ekrem Hakkı Ayverdi, 22 Aralık 1899’da, İstanbul’da, Şehzadebaşı Semti’nin Kalenderhâne Mahallesi’nde doğmuştur. Önce Hadika-i Meşveret Okulu’nda eğitim gören Ekrem Hakkı Bey, sonra Vefa Sultanisi’ne, daha sonra da, bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi’nin kökenini oluşturan Mühendis Mekteb-i Âlisi’ne girmiştir. Bu okulu 1920 yılında bitiren Ekrem Hakkı Ayverdi, çok kısa bir süre, yaklaşık 1,5 yıl kadar İstanbul Belediyesi Fen İşleri’nde çalıştıktan sonra, oradan ayrılmış, piyasaya atılmış ve çok sayıda bina yapmış, çok sayıda eski binayı restore etmiştir.(1)

Bunlardan ayrı olarak, Ayverdi, 1950’lerden sonra yoğun biçimde kuramsal çalışmalar, araştırmalar yapmaya başlamış, ölüm tarihi olan 24 Nisan 1984’e kadar çok sayıda kitap, çok sayıda makale yayımlamıştır. (2) Ayverdi, “Kubbealtı Akademi Mecmuası”, “Türk Edebiyatı Dergisi”, “İstanbul Enstitüsü Dergisi”, “Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Belleteni”, “Yeni Sabah Gazetesi”, “Milliyet Gazetesi” gibi çeşitli dergilerde, çeşitli gazetelerde yer alan makalelerinde, Anadolu Uygarlıkları’ndan Osmanlı Mimarisi’ne, Boğaziçi Köprüsü’nden Venedik Tüzüğü’ne, pek çok konuya, kendine özgü bir yaklaşım ve üslupla değinmiştir.

Devamını oku...

Sultan Ahmet Camii

SULTANAHMET CAMİİ 

Camii İstanbul’da bugünkü Sultanahmet semtinde bulunmaktadır. I. Ahmet’in yaptırdığı camii, medrese, türbe, arasta, dükkanlar, hamam, darüşşifa, imaret ve üç sebilden oluşmaktadır.

MEDRESE;

Bir küKülliye olan Sultanahmet’in Ayasofya yönüne bakan kesiminde, dış avlunun kuzeydoğu köşesinde medrese bulunur. Klasik plana sahip bir yapıdır. Orta avluda revaklarla çevrili odalar yer alır. I. Ahmet’in medresenin yanında bulunan türbesi yapılar topluluğunun bitiminden sonra yapılmıştır. Türbenin sedef kakmalı kapısı bir sanat eseridir. Türbede I. Ahmet’ten başka, çocukları II. Osman, IV. Murat, eşi Mahpeyker Kösem Sultan ile toplam 36 sanduka vardır.
ARASTA;

Arasta caminin kıble duvarının ilerisinde, doğu-batı doğrultusunda, üzeri açık bir yolla bunun iki yanındaki tonozlu dükkan sıralarından oluşur. O da külliyenin bütün yapıları gibi Bizans dönemine ait büyük saray’ın kalıntıları üstünde kurulmuştur. Batı ucuna yakın bir yerde 1933’te başlanan kazılarda ortaya çıkan bu saraydan kalma büyük taban mozaiği duvarla çevrilip üzeri kapatılarak korumaya alınmıştır. Başka kazılarda ele geçen mozaiklerin de öbür dükkan hücrelerine konmasıyla burası mozaik müzesi haline getirilmiştir. Daha sonra onarılan dükkanların doğu ucu da bugün turistik bir çarşıdır. Varlığı kayıtlardan bilinen külliye hamamının, arastanın batı ucundaki kalıntı olduğu sanılmaktadır.

Devamını oku...

MİMARLIĞIN UÇ NOKTALARI; KONSTRÜKTİVİZM, POST-MODERNİZM, DEKONSTRÜKTİVİZM

MİMARLIĞIN UÇ NOKTALARI; KONSTRÜKTİVİZM, POST-MODERNİZM, DEKONSTRÜKTİVİZM

C. Abdi Güzer

Mimarlığın sanatla bilim, gerçekle imaj, işlevle biçim, kabukla öz (tektonik karakter) arasında gidip gelen denge merkezi, felsefeden mühendisliğe, geometriden tarihe uzanan yelpazenin zengin karmaşıklığı içinde, kimi zaman birbiriyle zıtlaşacak kadar çelişkili uçları da barındıran farklı yaklaşımları oluşturmuştur. Mimarlık “izm”leri de genellikle bu gel- gitleri ivmelendiren tercihlerle anılmışlardır. Mimarlık eleştirisi bu sınırsız girdili tasarım ortamında, zorunlu olarak indirgemeler üzerine kurulan tasarıma esas olan değerler sistemini anlamaya, çözmeye çalışır. Gene de değerlendirme zemini oldukça kaygandır; girdilerin çeşitliliği içinde sürekli hareket halindedir.

Mimarlıkta doğrular ve yanlışlar yoktur. Belirsizlik (tercihsizlik) ve iç tutarlılıkların, içinde insan barındırmayan yapı parçalarının ve inşai alanların hoş görüldüğü, hatta beğeniyle karşılandığı birçok örnek vardır. Çünkü, mimarlık yalnızca barınma sorununu çözmekle sınırlı görmez kendisini. Her yapı bir heykeldir aynı zamanda; bir iletişim değeri taşır, bir anlam yüklenir.

Genellikle yapılar işlevselliğin ötesinde bu anlamsal değerleriyle öne çıkar, tartışılır ve “izm”leri yaratırlar. Ve bu anlamsal değerler teknolojinin, gereksinimin, mühendisliğin ötesinde, belki de tamamen anlaşılması olanaksız bir karmaşıklığı barındırırlar. Bu nedenle mimarlık, kendi çerçeveleri içinde daha kolay indirgemeler yapabilen diğer sanatsal uğraşlara göre, “yaşamla” köprüler kurmaya daha açıktır ve bir örnekleme alanı olarak diğer disiplinlerin ilgisini daha çok çekmektedir.

Bu uzatılmış giriş, altı çizilen geniş yelpazenin uç noktalarında bir yerlerde oturan bir mimarı, Frank Gehry’yi anlamak için belki de kaçınılmazdı. İlk bakışta rasgele bir araya gelmiş bir parçalar yığınını andıran, arkasında kolay anlaşılabilir bir geometrik düzen barındırmayan, hatta zaman zaman yapım sürecinin inşai mantığını oluşturan yerçekimini bile inkar eden Gehy yapılarını alışılagelmiş süreçler içinde algılamak ve değerlendirmek çok olası görünmemektedir. Ne “izm”lerin sınırlarına sığmaktadır, ne de kolay sökülebilir bir alt-tutum sergilemektedir. Şüphesiz, Gehry mimarlığının “dil” bazında sergilediği tutarlılığı yadsımak olası değildir. Burada güçlük, heykelleşen bir dışavurumla kendini ortaya koyan dilin arkasına geçebilmektir. Böyle bakıldığında Gehry mimarlığını genel çerçeve içinde bir yerlere oturtmak, başka tutumlara referansla tanımlamak hemen hemen olanaksızdır.

Devamını oku...

Türk Evleri


Türk Evi
Türk evi  tarih boyunca Türklerin içinde oturdukları ev tipleri olarak tanımlanabilir. Ama Türklerin tarih sahnesine ilk çıktıkları zamandan bu yana mekânları da çok değişmiş; Orta Asya'dan Balkanlar'a Kuzey Afrika'dan Arabistan'a, oradan Karadeniz'in kuzeyine kadar uzanmışlar, ayrıca pek çok da devlet kurmuşlardır. Biz Türk evi olarak Osmanlı İmparatorluğu'nun bize miras bıraktığı, zamanımıza gelen örnekleri 17. yüzyıla kadar uzanabilen evlere bakarak şu niteliklere sahip olanlara Türk Evi diyoruz:

Özgün Oda Düzeni: Türk evinin en önemli öğesi odadır. İzleyebildiğimiz dönemler boyunca nitelikleri pek az değişmiştir.

Plan şeması: Plan şemaları içinde dış ve açık sofalı tipler, köşklü ve eyvanlı uygulamalarla dikkati çeker. Odaların birbirine bitişik olmasından çok, sofanın uzantılarıyla birbirinden ayrılarak özerklik kazanması plan şemalarının en özgün niteliğidir. Daha sonraki dönemlerde orta sofalı tip görülmeye başlar.

Çok katlılık: En az iki katlı olup üst kat yaşama katı olarak belirginleşir ve amaçlanan planı verir. Zemin kat sanki bir sur duvarı imişcesine sağır, yüksek ve kâgirdir. Üst kat çıkmalarla sokağa uzanır.

Çatı biçimi: Çatı dört yana eğimli olup girinti çıkıntılardan kaçınılmıştır. Saçaklar geniş ve yataydır.

Yapım: En belirgin yapım sistemi ahşap çatkı arası dolgu veya bağdadi olan örneklerdir.Bütün bu özellikler halk evinde olduğu kadar yönetici evlerinde de aynıdır. Zenginlik, oda sayısına ve süslemeye etki eder. Bu ev tipi, Türk kültürünün gittiği her yere vurduğu bir damga gibidir. Diğer kültürlerin oluşturduğu evlerden hemen ayrılır, kendi ağırlığını ortaya koyar.

Türk evi konusuyla ilgilenen çok az kimse olmuştur. Bu alanda en geniş, en erken ve yetkin çalışmalar Türk evinin önemini daha genç yaşında farkederek belge toplayan ve araştıran Sedat Hakkı Eldem tarafından yapılmıştır. Eldem çalışmalarının bir kısmını ölümünden ancak çok kısa bir süre önce yayımlayabilmiştir. Böylece biz Türk evinin son önemli örneklerini onun eserlerinden tanıyabiliyoruz. Arkeolog Mahmut Akok da çeşitli yöre evleri hakkında rölöve ve makaleleriyle konuya katkıda bulunmuştur. 1950'li yıllarda İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde önemli kentlerin konut mimarisi hakkında yeterlilik çalışmaları yapılmıştır. Bu konu yirmi yıl kadar unutulduktan sonra, özellikle küçük kentler hakkında, daha bilimsel yöntemlerle hazırlanmış, doktora tezler ve öğrenci çalışmaları görülmeye başlar.

Geleneksel konut dokusunun giderek yok olmaya başlaması ve yeni yapılarla yozlaşması bu yeni ilginin başlıca nedenidir. Yine de Türk evi konusu hâlâ şaşırtıcıdır. Türk evi bölgesi içinde dolaşırken hayran olabileceğiniz bilinmeyen evler bulabilirsiniz. Bunların çoğunun rölövesi yapılmamış, resmi bile çekilmemiştir.

Devamını oku...

f t g m