• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • RestoraTÜRK

  • RestoraTÜRK

Copyright 2018 - Custom text here

Edebiyat Akımları

Edebiyat akımları kavram haritası

FÜTÜRİZM (Gelecekçilik)

Geçmişi ve alışkanlıkları terk ederek bu günün ve yarının dinamik, hareketli hayatını yeni bir üslupla anlatmayı gaye edinen sanat akımıdır. İtalyan şairi Filippo Tommaso Marinctti (1876-1944) tarafından kurulmuştur. Marinetti ve arkadaşlarının yayımladıkları ilk bildirileri sanat tarihinde ihtilâl sayılır.

22 Şubat 1909'da Figaro gazetesinde çıkan bildirilerinde şu görüşlere yer verirler:

  • 1. Edebiyat şimdiye kadar dalgınlığı hareketsizliği, kendinden geçişi ve uyku halini övdü.
  • 2. Oysa hayatta her şey hareket halindedir ve bir biçimden başka bir biçime girmektedir. Bu halin sanata yansıması şarttır.
  • 3. Bunu gerçekleştirebilmek için geçmişin bütün sanat değerleri terk edilmeli, bu değerleri taşıyan müze, kütüphane gibi kuruluşlar yıkılmalıdır.
  • 4. Hayatın süratli değişmesine uygun yeni anlatım biçim ve yolları bulunmalıdır.
  • 5. Bu yapılırken, sanatın her dalma dinamizm getirilerek, sanayide sağlanan hız sanat sahasına da kazandırılmalıdır.
  • 6. Sanatta, enerji ve atılganlık, tehlike, korku ve gözüpeklik, asrın hızı ve bu hızı temsil eden (tren, vapur, uçak vb.) gibi her şey, sanayinin yarattığı şehir hayatının renkliliği, çalışmanın kutsallığı, uğrunda ölünecek büyük ölçüler ifade edilip yüceltilmelidir.

Marinetti ve arkadaşları 1912 yılında yayınladıkları ikinci bildirilerinde yeni bir dil anlayışı ortaya koymuşlardır:

1. Kelimeler hürdür.

2, Cümle ve bütün noktalamalar terkedilmelidir.

3. Sürekliliği ifade edebilmek için fiiller mastar halinde kullanılmalıdır.

4. İfadeyi çarpıtan bütün sıfatlar ve cümleye ağırlık veren zarflar terk edilmelidir.

5. Kelimeler tek başlarına ve çıplak olarak kullanılmalıdır.

6. Şiirde geleneğe bağlı her şey vezin, kafiye ve nazım biçimleri atılmalı, serbest nazım kullanılmalıdır.
Bu akım resim, heykel ve mimarlığı da etkilemiştir.

Fütürizm sadece alışılmış sanat değerlerini değil, yerleşik toplum düzenini yıkmak isteyen siyasî bir harekettir. Ayrıca İtalyan milliyetçiliğine dayanan fikrî yönü de görülür.

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'da yerini dadaizme bırakan fütürizm Rus edebiyatında Bolşevik ihtilâli (1917)'nden sonra da uzun müddet yaşamıştır. Rusya'da en önemli temsilcisi Vladimir Mayakovski'dir.

Türk edebiyatında fütürizm. Mayakovski'nin tesiri altında şiir yazan marksist şair Nazım Hikmet tarafından uygulanmıştır.

Devamını oku...

Dünya Edebiyatında Hikaye (Öykü)

Öykü, Avrupa’da ayrı bir tür olarak Orta Çağ’ın sonlarında İtalyan yazar Boccacio’nun Decameron (1349-1353) kitabı ile ortaya çıkmıştır. Bu kitabın kaynaklan arasında, MS II. yüzyılda Hint edebiyatında ortaya çıkan Pançatantra’nın XIII. yüzyılda Toskanalı Pedro de Alfonso tarafından yeniden yazılmış hâli olan La Disciplina Clericalis ile o dönemde Arapça, Farsça, Yunanca, İbranice, Latince gibi birçok dilde çevirisi olan Yedi Bilgenin Kitabı (Livre des SeptSages) ve şövalye hikâyeleri olduğu tahmin edilmektedir. Dolayısıyla, Decameron’fa kullanılan çerçeve hikâye tekniğinin Doğu (Hint) kaynaklı olduğu açıktır. Boccacio eseriyle, İtalya’da bulunan birçok takipçisinin yanında, bütün Avrupa’yı etkilemiştir. İngiltere’de Chaucer’ın Canterbury Masalları bunun en önemli örneğidir.

Fransa’da Yüz Yeni Öykü (Les Cent Nouvelles) adıyla yayımlanan ilk öykü kitabı (1462-1466) anonimdir. Bu kitaptan yaklaşık yüzyıl sonra, Fransız Marguerite de Navarre’ın Heptameron adlı kitabı Decameron’u örnek almakla birlikte daha yüksek bir dil ile yazılmış olması ve kişilerin psikolojik çözümlemelerine yer vermesiyle öykü gelişiminde bir atılımı işaret eder. Öykü ve roman bu dönemde birbirine çok yakın türler olarak algılanıyordu. Öyküyü romandan ayıran tek ölçü, öykünün küçük roman kabul edilmesiydi. Örneğin, Madame de La Fayette’in Cleves Prenses 7 (La Princesse de Cleves) kimi zaman roman kimi zaman da öykü olarak tanımlanır.

Devamını oku...

Türk Edebiyatında Hikaye Türünün Gelişimi

Türk Edebiyatında Hikaye Türünün Gelişimi

H İ K Â Y E İlk Çağ Anadolu’sunda masal ve tarihi olayları anlatan eserlerle oluşmuştur. Orta Çağda özellikle Hindistan’da “Binbir Gece Masalları” sağlam bir hikâye geleneğinin varlığını bildirmektedir. Bu gelenek, Arapçadan yapılan çevirilerle Avrupa’ya masal, efsane ve rivayetler şekliyle yayılmıştır.

Hikâyeye bugünkü anlamda ilk edebi kimlik kazandıran İtalyan yazar Boccacio’dur. 16. yüzyılda yazdığı “Decameron” adlı eseriyle ilk öykü örneğini vermiştir. Rönesans’ın etkisiyle de 19. yüzyıl edebiyatının en yaygın türü olmuştur.

Bizde, destanlar, halk hikâyeleri ve masallarla eski bir temeli olan bu tür, 14. ve 15. yüzyılda “Dede Korkut Hikâyeleri” ile çağdaş hikâye tekniğine yaklaşmıştır.

Devamını oku...

Kızıl Elma Neresi? - Ömer Seyfettin

 

– Kızıl-Elma’ya…

– Kızıl-Elma’ya…

– Kızıl-Elma’yacak gideceğiz!

. . . . . . . .

Zamanın Süleyman’ı, ansızın… Kükremiş bir tufan halinde akseden bu naraları duydu. Otağında yalnızdı. Yarım saat evvel dağılan Dîvân’ın cenk için gösterdiği kahraman arzuyu düşünüyordu. Bugün, yalnız vezirleri değil, kazaskerleri, defterdarları, nişancıları, “ağa, kethüdâ, serdar, yayabaşı, bölükbaşı, vekilharç” gibi, yeniçeri zâbitlerini, hatta solakları bile çağırmış, hepsini huzurunda toplamıştı. Hepsi “…. Kafdağı’na kadar arkandan gelmeye hazırız, padişahım!” diye ayaklarına kapanmışlar, gözlerinden sevinç yaşları dökmüşlerdi. İşte şimdi “sefer kararı” ordu içine yayılmış olacaktı. Otağın biraz uzağında… Küçük meşe ormanının nihayetindeki mahşerde, deminki Dîvân’ın sevinci, büyük bir heyecan ummanı gibi kaynıyor, kabarıyor, kabarıyor; bu ummanın görünmez, işitilir dalgaları, yakın ufukların bulutlu sahillerine değil, sanki bütün cihanın tâkına çarpıyordu:

– Kızıl Elma’ya…

– Kızıl Elma’ya!

– Kızıl Elma’yacak….

. . . . . . . .

Padişah, tahtından yavaşça ayağa kalktı. Sağ elini altın koltuğa dayadı. Gökten inen, mânâsı anlaşılmaz bir sese kulak verir gibi başını büktü. Ordunun velvelesini dikkatle dinledi. “Kızıl Elma, Kızıl Elma….” Bu ismi şehzadeliğinden beri binlerce defa duymuştu. Sonra tekrar tahta oturdu. Gözlerinin üstüne kadar eğilmiş yusufiyesini geri itti. Gayet çıkık, geniş alnını, esmer uzun parmaklarıyla tuttu. Düşündü. Düşündü.

– Kızıl Elma neresi?

Diye mırıldandı. Şarkta olsun, garpta olsun, sefere çıkarken galeyana gelen asker hep “Kızıl Elma’ya!..” diye bağırışıyordu. Bu narayı yeniçeri kışlalarında, sipahi ocaklarında, geçit resimlerinde, hatta İstanbul’da, sarayın iç bahçesinde bile duymuştu. Kızıl Elma neresiydi? Üvez rengi sırmalı perdenin arkasında nöbet bekleyen Mahmud’u çağırdı:

Devamını oku...

O Gül - Endâm Yerine Konulan Cadı

Türkçenin SırlarıVaktiyle bir yazımda, "Medeniyet denilen şey, insan topluluklarının her mevzûda yapı devrinden Mimâri devrine geçmeleridir." diyordum. Yapı, hendese'nin bir rûh, bir mâneviyat, bir kültür, bir tefekkür ve bir heyecanla birleştiği zamanlarda mimâri'dir. Mimar, bir vatan toprağında bir milletin, hatta milletlerin hayaline, göz önünden giderilemeyecek güzellikte bir eser yaratabildiği zaman mimâr'dır.
Sevgilisine:
Endâmının hayâlini, gözlerimden silemem.

Diyen şarkı bestekârının ifadesinde olduğu gibi, endamlarının hayali gözlerden silinemeyecek güzellikte eserler mimâri eserleri'dir.

Bizde Süleymaniye, Selimiye, Sultan Ahmed camileri, Hindistan'da Tâc Mahal türbesi gibi.

Türkiye'den giden mimârların da istirâkiyle, süt beyazı mermerden yapılan ve önündeki havuza bir rüya gibi akseden Tâc Mahal, hükümdar Şahcihân'ın, çok sevdiği eşini kaybedince onun hatırasını, belki de güzelliğini, dünyanın hayâline aksettirmek için yaptırdığı eserdir ki yapısında aşkın ve vefânın nûrdan çizgileri ışıldar.

Bizde, Şehzâde Camii'nin, Kanuni Sultan Süleyman gibi bir hükümdar tarafından;

Şehzâdeler Güzidesi Sultan Mehemmed'im!

Devamını oku...

f t g m