• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder... Turgut Cansever

  • RestoraTÜRK

Copyright 2018 - Custom text here

Sözlü Edebiyat Nedir?

Sözlü Edebiyat, Türklerin henüz yazıyı kullanmadıkları dönemdeki edebiyattır. Bu dönem edebiyatı sözlü olarak üretilmiş ve kulaktan kulağa yayılarak varlığını sürdürmüştür. Bu dönemde edebiyatımızı Şamanizm, Maniheizm, Budizm gibi dinler etkilemiştir.

İslamiyet öncesi Türk edebiyatı, M.Ö. 4000'li 3000'li yıllardan başlayarak Türklerin İslamiyeti kabul ettiği XI. yüzyıl ortalarına kadar sürer. Bu uzun dönemin KökTürkler'e ait yazılı anıtların ortaya konduğu M.S. VI. yüzyıla kadar olan bölümü sözlü edebiyat dönemi olarak adlandırılır.

Türklerin edebiyatında da sözlü edebiyatın doğuşu dinsel temellere dayanır, dinsel törenlerde üretilmeye başlanmış, kuşaktan kuşağa aktarılarak yaşatılmıştır.

Edebiyat türleri içinde ilk doğan tür olan şiir, sözlü edebiyatın anlatımında önemli bir rol oynar. İslamiyet öncesi Türk edebiyatında da şiirin önemli bir yeri vardır.

Sözlü Edebi Ürünler:

1. Koşuk: Aşk, sevgi, ve tabiat güzelliklerini anlatan şiire Koşuk adı verilir. Bu tür daha sonra halk edebiyatında koşma adıyla anılmıştır.
2. Sav: Söyleyeni belli olmayan dönemin özlü sözleridir. Savlara bugün Atasözü veya deyim adı verilir.
3. Sagu: "Yuğ" adı verilen büyük bir yas töreni yapılırdı. Bu törenlerde ozanlar, sağıtcı adı verilen ağıtcılar güzel sözler söyleyerek dile getirdikleri şiirlerdir. Sagunun tamamı dokuz dörtlüktü.
4. Destan: Milletin tarihi kahramanlıklarını anlatan halk arasında ağızdan ağıza söylenerek gelen uzun nazım türüdür.

Bu döneme yönelik elimizdeki en eski kaynak Kaşgarlı Mahmut'un "Divan-ı Lügat-it Türk" adlı eseridir.

Devamını oku...

İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı

Bilinen en eski dönemlerden İslâmiyetin kabul edildiği X. yüzyıla kadar geçen zaman içinde oluşan sözlü ve yazılı eserlerin bulunduğu dönem edebiyatına İslâmiyet Öncesi Türk Edebiyatı diyoruz.

Türkler bilinen en eski dönemlerden beri, Asya kıtasının kuzeyinde Sibirya adı verilen bölgenin başlangıcı ile güneyinde Himalaya Dağlarının başladığı yere kadar genişleyen topraklarda yaşamışlardır. Bu sınırlar batıda Ural Dağlarına, doğuda ise Çin Seddine kadar dayanır. Türkler zaman zaman boyların birleşmesiyle büyük devletler kurmuşlardır. Göktürkler, Hunlar, Sakalar Vb. gibi.

Atalarımızın yaşadığı toprakların özelliklerine bir göz atarsak, onların yaşayış tarzları hakkında bir fikir edinmiş oluruz. Edebiyat da bu yaşayış tarzının bir sonucudur.

Eski Türklerin sosyal hayatı ile ilgili olarak elimizde bulunan bilgilere göre onlar atın, demirin ve törenin hâkim olduğu değişik bir kültür oluşturmuşlardır.

Devamını oku...

Sözde Soru Cümlesi Nedir?

 

SÖZDE SORU CÜMLESİ NEDİR?

Bazı durumlarda soru cümlelerinde bir cevap alma beklentisi yoktur; bu çeşit cümleler "rica, yalanlama, beğenme, onaylatma" gibi anlamlar taşır. Bu tür soru cümlelerine "sözde soru cümlesi" denir.

“Adam sen de, ödenmeyecek borç mu olur?” cümlesi cevap alma amacından çok, düşünceyi onaylatma anlamı taşıyan sözde soru cümlesidir.

 

AHMET MİTHAT EFENDİ (1844–1912)

AHMET MİTHAT EFENDİ KİMDİR (1844–1912): Tanzimat Dönemi gazetecisi, hikâye ve roman yazarıdır. İlköğrenimini ağabeyinin yanında Vidin’de yapan Ahmet Mithat, ailesiyle İstanbul’a dönünce Tophane Sıbyan Mektebinde okudu. Ardından Niş Rüştiyesini bitirdi. Kalem memuru oldu. Fransızca öğrendi. Bir süreliğine Bağdat’a gitti. Döndüğünde evinde kurduğu matbaada eserlerini basmaya başladı. Gazetelere yazı yazdığı gibi kendisi de gazete çıkardı. İlk roman ve oyunlarını sürgün olarak gittiği Rodos’ta yazdı. İstanbul’a döndüğünde Takvim-i Vakayi gazetesinin müdürlüğünü yaptı. Tercüman-ı Hakikat gazetesini çıkardı. Tanzimat Dönemi’nin ilk romancı kuşağından olup pek çok roman yazdı. “Eğlendirerek öğretmek” gibi bir ilkeye dayalı olarak romanlarıyla bir nesli eğitmeye çalıştı. Hikâyelerinden bazıları Letâif-i Rivâyat (Söylenegelen Güzel Hikâyeler) serisinde 25 cilt olarak ayrı ayrı zamanlarda basıldı. Ahmet Mithat, nesrin bütün türlerinde ve akla gelen bütün konularda telif ve tercüme 200 kadar eser sahibidir. Hasan Mellah, Hüseyin Fellah, Henüz On Yedi Yaşında, Paris’te Bir Türk roman; Açıkbaş, Eyvah, Çengi yahut Daniş Çelebi tiyatro türündeki eserlerinden bazılarıdır.

FELÂTUN BEY İLE RÂKIM EFENDİ

Mustafa Meraki Bey kırk beş yaşında, alafrangaya aşırı derecede meraklı bir insandır. Bu beyin on beş yaşında Mihriban adında bir kızı ve yirmi yedi yaşında Fêlatun Bey adında bir oğlu vardır. Çocuklarını güzel giydirir ama eğitimlerine özen göstermez. Felâtun Bey; alafrangalık bakımından babasını bile geçen, tembelliğinden ve gezmeye eğlenmeye düşkünlüğünden kalemdeki işine haftada ancak üç saat uğrayan biridir.

Babasının ayda yirmi bin kuruşu bulan gelirine güvenen Felâtun Bey; yeni çıkan Fransızca kitapları alıp okumadan kütüphanesine yerleştiren, bir giydiğini bir daha giymeyen gösteriş meraklısı bir gençtir. Babası eski Tophane kavaslarından olan Râkım Efendi, fakir bir ailedendir. Bir yaşında yetim kalır. Annesi ve Fedayi adlı dadısı tarafından büyütülür. On altı yaşında Hariciye kalemine giren Râkım Efendi kendi kendisini yetiştirir. Fransızca ve Farsça öğrenen, zamanın bilimlerine az çok vâkıf olan Râkım Efendi; çevirmenlik, gazete yazarlığı ve öğretmenlik yapar. Birkaç yıl içinde aylık gelirini kalemden aldığı yüz elli kuruşluk aylığa ihtiyacı kalmayacak biçimde artırınca kalemdeki işinden ayrılır. Bir tercüme işinden eline geçen para ile Canan adında bir cariye satın alır. Râkım’ın evine ilk geldiği günlerde hastalıklı görünen bu kız, zamanla düzelir.

Devamını oku...

f t g m