• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • RestoraTÜRK

  • RestoraTÜRK

Copyright 2017 - Custom text here

DE STİJL

DE STİJL

Birinci Dünya Savaşı sırasında Hollanda’da kimi ressam, yonut (heykel) sanatçısı ve mimar bir araya gelerek bir topluluk kurdular. Topluluğun adı De Stijl idi. Türkçe karşılığı üslup’tur (ya da tarzdır) bu sözcüğün. Ama biraz iddialı bir üslup, iddialı bir tarzdır kastedilen. Dolayısıyla, Latin kökenli dillerden aktarılmış stil  (İngilizce’de style yazılır stayl okunur; Fransızca da style yazılır ama stil okunur.) kullanılır zaman zaman. Örneğin, bu onun stili denir. Bilinen üsluptan, bilinen tarzlardan ayrımlı davranış, giyim, vb. sergileyen birinden söz edildiği anlaşılır hemen. Bir zamanlar alışılmışın dışında giyinip davrananlara bobstil denmiştir bu ülkede, örneğin. Bobstayl yerine bobstil denmiş olması ise, o dönemlerde Amerikan değil Fransız etkisinin ağır bastığını anlatır.

Hollandalı sanat adamları da iddialı idiler. De Stijl topluluğu, Impressionism/İzlenimciliki de içine alan bütün barok üsluplara karşı çıkıyor ve hesaplı-kitaplı bir bir basitlik eldelemek yolunda tüm öğeleri, dik açılarla kesişen doğru çizgilerle sınırlanmış düz yüzeylere indirgeyerek düzenlemeler kurguluyordu. Siyah, beyaz ve gri ile üç ana/birincil rengi, kırmızı, sarı ve maviyi kullanıyorlardı yalnızca. Ve bu tutumlarını yalnızca resimde değil, mimarlık yapıları, iç mekan tasarımı, mobilya ve her tür form tasarımına uyguluyorlardı. Yani, yepyeni bir tasarım anlayışı getirmek - yerleştirmek çabasındaydılar. (Belirtelim hemen; Çabaları boşa gitmedi.)

Topluluğun kuramcısı, asıl adı Pieter Cornelis Mondrian olup kısaca Piet Mondrian (1872-1944) diye anılan 20. yüzyılın parlak sanat adamlarından biriydi. Öteki önde gelen kurucuları arasında, asıl adı Christian Emil Marie Küpper olan ressam Theo von Doesburg (1883-1931) ve mimar Jocobus Johannes Pieter Oud (1890-1963) vardı.

Modrian, hemen hemen her sanat akımını enine boyuna çalıştıktan sonra, bir Haçı oluşturan öğelerin karşıtlığından eldelenen dengenin sağladığı tinsel (ruhsal) doyumun sanatta da eldelenebileceğini düşünmüş ve bu düşünceden çıkışla şu yargıya varmıştı:

1. Plastik sanatlarda gerçek yalnızca biçim ve rengin dinamik devrimlerinin dengesi ile belirtilebilirdi.
2. Bu (denge) en iyi biçimde katıksız araçlar kullanılarak eldelenebilirdi.

Mondrian,1921’de yaptığı Kırmızı, Sarı ve Mavi ile Düzenleme/Composition with Red, Yellow and Blue adını verdiği resimle kuramını uygulamaya aktarmış oldu. Bu sayfalarda yer alan düzenlemesi, siyah kalın çizgilerin sınırladığı birbirine benzemeyen dikdörtgenler  ve bir kareden oluşmaktadır. Üç ana / birincil renk ile ayrı tonlarda beyaz kullanılmıştır. Son kertede durağan (statik) bir düzenleme izlenimini vermesi gerekirken, tam tersine, Mondrian’ın da öne sürdüğü/savunduğu ve de gerçekleştirmeyi ereklediği gibi, oldukça devingen (dinamik) bir görsel anlatım olarak algılanmaktadır. Katıksız biçimler ile katıksız (ana/birincil) renklerin oluşturduğu dengenin dinamizmi bütün görüntüye egemendir.

Devamını oku...

Le Corbusier

Le Corbusier

Mimarlık, mimar olan, olmayan pek çok kişi tarafından, birçok kez, çok değişik biçimlerde tanımlanmıştır. Bu tanımların kimileri daha nesnel, işlevsel, kimileri ise daha öznel,  şiirseldir. Örneğin, Alvar Aalto’ya göre “Mimarlık, değersiz bir tuğlanın, altın bir  tuğlaya dönüşmesi”, Ludwig Mies van der Rohe’ye göre “Çağın mekansal terimlerle ortaya  konmuş istemi”, Hans Hollein’a göre “İnsanın bedeniyle ve ruhuyla kendini anlatması”,  Auguste Perret’ye göre “Mekanı düzenleme sanatı”dır.

Şu mimarlık tanımları ise sırasıyla bir şoföre, bir marangoza, bir ev hanımına aittir:  “Mimarlık yaratıcılık demektir”, “İnşaatın veya herhangi bir şeyin projesini çizme veya  yaratmadır”, “Mimarlık proje çizmektir.” Le Corbusier’nin Vers une architecture adlı  kitabında yer alan mimarlık tanımı ise şöyledir: “Işık altında biraraya getirilen  kütlelerin, ustalıklı, doğru ve görkemli oyunu.”

Daha sonra şöyle sürdürür sözlerini Corbusier: “Gözlerimiz biçimleri ışıkta görmek için  yaratıldılar; gölgeler ve ışık, biçimleri ortaya çıkarırlar; küpler, koniler, silindirler  ve piramitler, ışığın gereğince ortaya çıkardığı çok önemli asal geometrik biçimlerdir.” Yukarıdaki tanım, 1728 doğumlu ütopyacı Fransız mimar Étienne-Louis Boullée’nin 18.  yüzyılın son çeyreğinde yazdığı, ama ancak 20. yüzyılın ortasında, 1953 yılında  yayımlanabilen bir yazısındaki mimarlık tanımının hemen hemen aynısıdır.

Öte yandan, Boullée, o yazısında “Mimarlığın etkileri ışıkla ortaya çıkar” dedikten  sonra, bu sanatın ilkelerinin küp, piramit, küre gibi simetrik, düzgün cisimlerde  yansıdığını, bunların en yetkin mimari biçimler olduklarını ileri sürer ki, Le  Corbusier’de de aynı savla karşılaşmaktayız.

Öte yandan, 1906 yılında, yani Le Corbusier   9 yaşındayken vefat etmiş olan ünlü ressam  Cézanne’ın da “Doğadaki her şey, küre, koni ve silindire göre biçimlendirilmiştir. İnsan  bu yalın biçimlerle resim yapmayı öğrenmelidir” dediğini biliyoruz.

Devamını oku...

Haydi Sende Tasarla!

İç Mimarlık - Haydi sende tasarlaHayallerin gerçek hayata aktarılması diyor yakın bir dost. Bir diğeri biraz düşünceli bir şekilde evet çok severim diyor tasarlamayı. Bundan güzel uğraşımı var? İnsanların hayatlarına, yaşayışlarına müdahale edebildiğin başka bir meslek biliyor musun diyor?  Bundan güzel bir şey olabilir mi sence? Sadece evlerine ofislerini tasarlıyorum diyip de anlatılacak şey mi ki. Ne haddimize efendim .”Ağabey restore etmekten beter bir zevk veriyor bu meslek insana” diyor bir diğeri. Düşünsene yatacağı, kaidesini koyacağı yere kadar sen tasarlıyorsun, sen ne istersen onu yapıyor zavallı, aynı kukla gibiler. Bazı ironi durumlarda yok değil hani, oturduğun yerden 15 cm’lik bir vidanın her an arkana batmasıyla, güzel bir tekerlemenin çıkması çok olası bir durum, tabi vebali senin boynuna.

“İnsanların psikolojilerini değiştiriyor” diyor  henüz kapıdan çıkmak üzere olan diğer  bir dost .”Beni sinirli yapıyor” diye ekliyor hemen ardından.”eee” Ekmek parası Kim kaybetmiş ki biz bulalım. Hep öyle demezler mi? Aslında sıkıntısı sancısı çekilir bir meslek .Hele bide uygulandıktan sonra arkadaşlarınızı alıp ta  oraya yemek yemeğe gittiğinizde “bakın burayı ben yaptım” demek ne kadar haklı bir gurur anlatamam size. Kendileri farkında olmadan içkilerini yudumlarken sizin renklerine, desenlerine rahatlığına kadar karar verdiğiniz koltuğun üzerinde keyifli zaman geçiriyor ve siz onu öylece izliyorsunuz .Bu müthiş bir duygu sanki her biri sizin çocuklarınız gibi oluyor.Onları o kadar çok seviyorsunuz ki  her yaptığınız mekanın önünden geçişiniz de göğsünüz ister istemez kabarıyor ,Taki dükkan sahibi mekanın tam ortasına olmayacak bir müdahalede  bulununcaya kadar. Doğal olarak sabahlara kadar gözleriniz kan çanağına dönünceye kadar çalıştığınız , birçok planınızı  iptal ederek emek verdiğiniz çalışmanız , karşınızda bambaşka bir kimlikle size bakıyor .Bu hiçte adil olmayan düzende karşılaştınız sadece ufacık bir moral bozukluğu. En son yaptığım ayakkabı mağazası aklıma geldi. Muhterem dükkân sahibi minimal olarak kabul edilen mekânın ortasına getirip çok şık bir kuş havuzu koyduğu aklıma geldikçe sinirlerimin bozluğunu itiraf etmeliyim. Tabiî ki bu ve bunun gibi durumlar birçok meslek arkadaşım başına gelmiştir. Ancak ben gelecek için olumlu düşünenlerdenim. Sahip olduğumuz kültür birikimi sonucunda çıkması gereken muazzam bir potansiyel var. Aynı şey tek mimarlık için değil birçok meslek dalı içinde geçerli bir durum.

Gayesi sizlerin zaten zor olan hayatını kolaylaştırmak, ve rahat ettirmek için çalışan bir iç mimar arkadaşınızdan ufak bir yazı okudunuz, bu benim ilk yazım olduğu için biraz selamlama niteliği taşıyor. Hepinize sevgiler.

f t g m