• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder... Turgut Cansever

  • RestoraTÜRK

Copyright 2018 - Custom text here

RESSAM, SULTAN VE PORTRESİ

Fatih Sultan Mehmet RESSAM, SULTAN VE PORTRESİ

Gentile Bellini tarafından yapılan Fatih Sultan Mehmet portresi, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşunun 700. yılı nedeniyle, Londra National Gallery’den getirilerek, Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat Galeri’sinde 8 Aralık 99 -07 Ocak 2000 tarihleri arasında sergilendi. Tek resimden oluşan sergi, Ressamın ve Sultan’ın yaşadığı dönem ve eserleriyle ilgili bilgilerle görsel olarak zenginleştirilip, metinlerle de desteklenerek bir kurgu altında, “ Ressam, Sultan ve Portresi “ olarak izleyiciye sunuldu.

Sergi, 1400 yıllarında doğan ve ressamın babası olan Jacapo Bellini’nin yaşam öyküsü ve sanatsal gelişimini, Venedik’in siyasi, ticari ve sanatsal ortamı üzerine oturtularak vermeyi amaçlıyor. Jacapo Bellini’nin iki oğlu olur. Giovanni ve Gentile Bellini. İlk çizim derslerini babaları Jacapo Bellini’den alan çocuklar, zaman içinde sanatlarını geliştirmeleri için babaları tarafından bir yarış ortamına sokulur. Fatih Sultan Mehmet, İslam dinindeki suret yasağına rağmen Rönesans’ın hüküm sürdüğü Venedik’ten Giovanni Bellini’yi portresini yapmak üzere İstanbul’a davet eder. Ancak, o sırada Giovanni, Venedik Meclis binası’nın ( Plaza Ducale ) tavan fresklerini yaptığı ve sağlık durumunun bu gezi için elverişli olmadığı gerekçesiyle, Gentile Bellini’nin gönderilmesine karar verilir. Fatih Sultan Mehmet’in daveti üzerine 1479 Eylül ayında İstanbul’a gelen Gentile Bellini bu kentte 18 ay kalır. Bu süre içerisinde Fatih’in portresini yapmış ve Sultan portresini bu kadar güzel yapmasına inanamamış ve Gentile’den kendisinin ( self portrait ) yapmasını istemiştir. Bunun üzerine Gentile Bellini, aynaya bakarak portresini yapmış ve Sultan’a götürmüş,  Fatih, ressamın yeteneğinden emin olmuştur. Yontucu olmamasına karşın, Fatih’in madalyasını da gerçekleştirmiş. İstanbul’un değişik yönlerden haritalarını da çizmiştir. Sonraki dönemlerde yıkılan Arcadius sütunu kabartmalarından yaptığı çizimler de bugün için önemli bir belge niteliği de taşımaktadır. Sergide bu çizimlerden örnekler de yer alıyordu.

Bir süre sonra, Fatih Gentile’yi huzuruna çağırıp, teşekkür eder ve bir isteği olup olmadığını sorar. İyi bir insan olan Gentile, Sultan’dan, Venedik Senatosu’na bir tavsiye mektubu yazmasını ister. Övgü dolu mektubun yanı sıra, çeşitli armağanlar ve şövalye ünvanıyla ayrılır.

Devamını oku...

CORREGGİO (1489-1534)

CORREGGİO (1489-1534)

 Mantova’da özellikle Mantegna’nın sanatını inceleyerek işe başlamıştır. 1518 yılında Parma’ya çağrılmış ve buradaki San Paolo manastırındaki bir tonozu süsleme işinde çalışmıştır. Hümanist bir yaklaşımı yansıtan bu freskolarla büyük bir üne kavuşmuştur. Sanatçının üslubu akıcı, ışıklı ve kesin sınırları olmayan bir dünya üzerine kuruludur.

1530’a kadar biçimlerin, renkleri daha da yoğunlaştırdığı bir ışık-gölge yaklaşımı kullanmıştır. Correggio’nun yumuşak ve tutkulu yaradılışı, engin ve arzularımızı kamçılayan buluşları, Raphael ve Michelangelo’nun sanatlarına karşı bir denge oluşturacak niteliktedir. Bu ustaların sanatına karşı ortaya koyduğu güzellik ve duygu anlayışı, Barok dönemde ve 18. Yüzyılın sanatında bütün ağırlığını gösterecektir.

 

Seda Karatepe

BRONZİNO (1503-1572)

BRONZİNO (1503-1572)

Pontormo’nun öğrencisi ve Floransa saray sanatının en belirgin temsilcisidir. Palazzo Vechio’daki resimlerinin yanı sıra durgun ve görkemli tören portreleri yapmıştır. En önemli eserlerinden biri “Alegori” isimli kompozisyonudur. Burada, maniyerizmin olduğu kadar, Barok resminin de müjdesi yapılır. Ön tarafta gerçekleşen alegorik tanımlama geri planda yerini daha trajik jestlere bırakmıştır.

Maske ve yüz ilişkisinin sorgulanması dikkati çekmekte, ayrıca insanın yaşamında var olan suret değiştirmelere iyi bir örnek teşkil etmektedir. Dairesel bir hareket ön planda kendini ortaya koyar, geri plan ise iyice belirsizdir, sadece figüratif bazı hareketler vardır. Renklerin canlı kullanımı Bronzino’nun, tam bir Venedik ekolü sanatçısı olduğunun göstergesidir.

 

Seda Karatepe

JACOPO DA PONTORMO (1494-1557)

Michelangelo’nun sanatından esinlenerek ve çevre çizgilerine ağırlık vererek aydınlık bir resim üslubu ortaya koymuştur. Siluetleri vurgulamayı seven sanatçı maniyerist üslupla çalışmıştır. Pontormo’nun huzursuz ve değişken karakteri, onu yeni deneylere itmiştir. Zaman zaman Dürer’in baskı resimlerinden de etkilenen ressam, hafif ve soğuk tonlar içeren bir renk yelpazesi içinde dolambaçlı biçimler ortaya koymuştur. 1545 yılından sonra S.Lorenzo kilisesinin apsisini süslemiştir. Burada on yıl boyunca şaşırtıcı ve grift, anıtsal bir etki taşımayan ve hiçbir başarı kazanmayacak düzenlemeler üzerinde çalışmıştır.

“Çarmıhtan İndiriliş” resmi önemlidir. Burada yapısalcı bir anlayışla dairesel bir hareket, kompozisyona egemendir. Renk tercihleri de natüralist bir eğilim göstermez ve böylece soyut resmin renk tercihlerine doğru gider. Maniyerist sanat ve onu uygulayan sanatçılar, ilerici ve o denli de etkili bir Rönesans karşıtlığını kullanmışlardır. Pontormo da bundan yararlanmıştır.

 

Seda Karatepe

EL GRECO (1541-1614)

Figürlerin formların oranlarında alışılmışın dışında değişiklik yapan ve böylece Maniyerist görüşünü aksettiren bir ressam da, asıl adı Domenikos Theotocopoulos olan Greco’dur. Girit’te doğduğu için kısaca El Greco diye tanınan sanatkar venedik’te yetişmiş, Tiziano’nun öğrencisi olmuştur. Roma’ya yaptığı kısa bir ziyaretten sonra İspanya’ya gitmiş ve orada kalmıştır. Venedik’te iken yaptığı resimler Venedik okulu üslubundadır; kuvvetli Tiziano, Tintoretto ve Jacopo Bassano tesiri göstermektedir. Fakat, 1577 de İspanya’ya gittikten sonra sanatında önemli değişiklik, gelişme başlamıştır.

Girit ve Venedik’te iken tanımış olduğu Bizans sanatının onun üzerinde bıraktığı etki, ortam değişikliğiyle, batının bu topraklarında birdenbire canlanmış ve sanat hayatında büyük rol oynamış; Venedik üslubu yerini Izdırap çeken, yanan, hıçkıran figürlere bırakmıştır. Maniyerizm’i çok kişisel yönde yorumlayan El Greco, ayrıca, alışılmış klasik kompozisyon düzenlerini de bir yana itmiştir. İçleri inanç ateşi ile yanan figürlerin mübalağalı uzunlukları ile alev şeklindeki görünüşleri, resimlerindeki mistik havayı kuvvetlendirir.

Seda Karatepe

f t g m