• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • RestoraTÜRK

  • RestoraTÜRK

Copyright 2017 - Custom text here

CORREGGİO (1489-1534)

CORREGGİO (1489-1534)

 Mantova’da özellikle Mantegna’nın sanatını inceleyerek işe başlamıştır. 1518 yılında Parma’ya çağrılmış ve buradaki San Paolo manastırındaki bir tonozu süsleme işinde çalışmıştır. Hümanist bir yaklaşımı yansıtan bu freskolarla büyük bir üne kavuşmuştur. Sanatçının üslubu akıcı, ışıklı ve kesin sınırları olmayan bir dünya üzerine kuruludur.

1530’a kadar biçimlerin, renkleri daha da yoğunlaştırdığı bir ışık-gölge yaklaşımı kullanmıştır. Correggio’nun yumuşak ve tutkulu yaradılışı, engin ve arzularımızı kamçılayan buluşları, Raphael ve Michelangelo’nun sanatlarına karşı bir denge oluşturacak niteliktedir. Bu ustaların sanatına karşı ortaya koyduğu güzellik ve duygu anlayışı, Barok dönemde ve 18. Yüzyılın sanatında bütün ağırlığını gösterecektir.

 

Seda Karatepe

BRONZİNO (1503-1572)

BRONZİNO (1503-1572)

Pontormo’nun öğrencisi ve Floransa saray sanatının en belirgin temsilcisidir. Palazzo Vechio’daki resimlerinin yanı sıra durgun ve görkemli tören portreleri yapmıştır. En önemli eserlerinden biri “Alegori” isimli kompozisyonudur. Burada, maniyerizmin olduğu kadar, Barok resminin de müjdesi yapılır. Ön tarafta gerçekleşen alegorik tanımlama geri planda yerini daha trajik jestlere bırakmıştır.

Maske ve yüz ilişkisinin sorgulanması dikkati çekmekte, ayrıca insanın yaşamında var olan suret değiştirmelere iyi bir örnek teşkil etmektedir. Dairesel bir hareket ön planda kendini ortaya koyar, geri plan ise iyice belirsizdir, sadece figüratif bazı hareketler vardır. Renklerin canlı kullanımı Bronzino’nun, tam bir Venedik ekolü sanatçısı olduğunun göstergesidir.

 

Seda Karatepe

JACOPO DA PONTORMO (1494-1557)

Michelangelo’nun sanatından esinlenerek ve çevre çizgilerine ağırlık vererek aydınlık bir resim üslubu ortaya koymuştur. Siluetleri vurgulamayı seven sanatçı maniyerist üslupla çalışmıştır. Pontormo’nun huzursuz ve değişken karakteri, onu yeni deneylere itmiştir. Zaman zaman Dürer’in baskı resimlerinden de etkilenen ressam, hafif ve soğuk tonlar içeren bir renk yelpazesi içinde dolambaçlı biçimler ortaya koymuştur. 1545 yılından sonra S.Lorenzo kilisesinin apsisini süslemiştir. Burada on yıl boyunca şaşırtıcı ve grift, anıtsal bir etki taşımayan ve hiçbir başarı kazanmayacak düzenlemeler üzerinde çalışmıştır.

“Çarmıhtan İndiriliş” resmi önemlidir. Burada yapısalcı bir anlayışla dairesel bir hareket, kompozisyona egemendir. Renk tercihleri de natüralist bir eğilim göstermez ve böylece soyut resmin renk tercihlerine doğru gider. Maniyerist sanat ve onu uygulayan sanatçılar, ilerici ve o denli de etkili bir Rönesans karşıtlığını kullanmışlardır. Pontormo da bundan yararlanmıştır.

 

Seda Karatepe

EL GRECO (1541-1614)

Figürlerin formların oranlarında alışılmışın dışında değişiklik yapan ve böylece Maniyerist görüşünü aksettiren bir ressam da, asıl adı Domenikos Theotocopoulos olan Greco’dur. Girit’te doğduğu için kısaca El Greco diye tanınan sanatkar venedik’te yetişmiş, Tiziano’nun öğrencisi olmuştur. Roma’ya yaptığı kısa bir ziyaretten sonra İspanya’ya gitmiş ve orada kalmıştır. Venedik’te iken yaptığı resimler Venedik okulu üslubundadır; kuvvetli Tiziano, Tintoretto ve Jacopo Bassano tesiri göstermektedir. Fakat, 1577 de İspanya’ya gittikten sonra sanatında önemli değişiklik, gelişme başlamıştır.

Girit ve Venedik’te iken tanımış olduğu Bizans sanatının onun üzerinde bıraktığı etki, ortam değişikliğiyle, batının bu topraklarında birdenbire canlanmış ve sanat hayatında büyük rol oynamış; Venedik üslubu yerini Izdırap çeken, yanan, hıçkıran figürlere bırakmıştır. Maniyerizm’i çok kişisel yönde yorumlayan El Greco, ayrıca, alışılmış klasik kompozisyon düzenlerini de bir yana itmiştir. İçleri inanç ateşi ile yanan figürlerin mübalağalı uzunlukları ile alev şeklindeki görünüşleri, resimlerindeki mistik havayı kuvvetlendirir.

Seda Karatepe

TİNTORETTO (1518-1594)

Sanatçı, Venedik okuluna bağlı ressamlar içinde desen üstünlüğünü reddeden, renkleri ise en parlak ve en olumlu kullananlardan biridir. Babası boyacı olduğu için, ilk sanatla ilgili ilk bilgilerini ondan almış, çok kısa bir süre Tiziano’nun atölyesinde çalışmıştır.

İdealist bir yaşamı olduğu bilinir; yani resim için yaşamış, istem dışı hiçbir iş sanatçıya kolay kolay yaptırılamamıştır. Resimlerinin konuları ya dinden yada mitolojiden alınmıştır. Sanatçı Michelangelo’nun desen felsefesi ile Tiziano’nun renk felsefesini bir senteze götürmeyi amaç edinmiştir. Hiç gün ışığı almayan bir atölyede çalıştığı söylenir. Ayrıca sanatçı canlı model de kullanmıştır.

Fresko tarzını hiç denememiş olan sanatçı Portre çalışmaları da yapmıştır. Portrelerinde modellerinin kim olduğuna değil, yüzlerinin bir özelliği olmasına dikkat etmiştir. Venedik okulunun, desen zayıflığı fenomeni ve eleştiri ile karşı karşıya bırakan durumunu Tintoretto kırmıştır. Delacroix’nın, “altıncı kattan düşen bir insanın, yere varıncaya kadar krokisini çizebilen adama ressam derim” yargısı, sanki Tintoretto için söylenmişti. Figürlerinde müthiş bir hareketlilik vardır. Bu hareketi sanatçının “Baküs” isimli resminde rahatlıkla görebiliriz. Resmi yaparken, yaptığının hem resim hem de canlı bir gerçek olmasına dikkat etmiştir.

Devamını oku...

f t g m