• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • RestoraTÜRK

  • RestoraTÜRK

Copyright 2017 - Custom text here

İstanbul: Cahil Şehir?

Hilmi Yavuz

İstanbul: 'Cahil Şehir'?

Şehir ve medeniyet arasındaki ilişkiyi, iki farklı düzlemde ele alabileceğimizi düşünüyorum: İlki,(i) bir şehrin medenî şehir olması; ikincisi,(ii) bir şehrin medeniyet şehri olmasıdır.

Medenî şehir, o şehrin yapısına; medeniyet şehri ise, o şehrin insanına atıfta bulunularak tanımlanabilir. Medenî şehir, bu bağlamda sosyolojinin ve antropolojinin konusudur;- medeniyet şehri ise, felsefenin konusu! Bir şehrin medenî bir şehir olması başka, medeniyet üreten bir şehir ('medeniyet şehri') olması başkadır çünkü!

Gordon Childe, şehrin kırsal kesimden farklılıklarını belirtirken, birkaç özelliğe dikkati çeker: Bunlardan ilki, şehirlerin saraylar, tapınaklar, kral mezarları gibi büyük anıtsal yapılarla kırsaldan ayrıldığıdır. İkincisi ve en az ilki kadar önemlisi, şehirlerde, kırsal kesimdeki akrabalık ilişkilerinin yerini, hemşehrilik ilişkilerinin almış olmasıdır. Bürokrasi ile ona bağlı yazı ve kayıt işleri de, şehirlerin ayırt edici özellikleri arasındadır. Dahası, sanatın zanaatkârlıktan ayrılarak, özerk bir estetik alan oluşturması, ancak şehirlerde mümkün olabilmiştir. Bu, sanatın, zanaatın işlevselliğine bağımlı bir üretim olmaktan çıkıp özerkleşmesi anlamına gelir. Şehri, medenîlikle ilişkilendiren, onu 'medenî şehir' kılan bu özelliklerdir.

Devamını oku...

Süleymaniye, Fossati, Restorasyon

Beşir Ayvazoğlu

09 Aralık 2010, Perşembe

Genç bir mimar kardeşimiz, gazetemizin "Yorum" sayfasında yayımlanan "Süleymaniye'nin Restorasyonu Hakkında" başlıklı yazısında, bu restorasyon sırasında kubbe tezyinatında yapılan uygulamayı eleştirdiğim yazılardaki fikre itiraz ederek Fossati Efendi'yi canla başla savunmuş.

O günlerde seyahatte olduğum için fark etmediğim bu değerli yazıya birkaç gün öncesine kadar kimse dikkatimi çekmedi. Cevabımın bu sebeple geciktiğini öncelikle belirtmek isterim.

Polemikten hiç hazzetmediğimi, bana haftada bir açılan bu köşeyi ona buna cevap yetiştirerek harcamak istemediğimi okuyucularım çok iyi bilirler. Genç mimar kardeşimin fikirlerini ciddiye almasam bu cevabı yazmazdım. Aslında buna cevap da denemez; farz ediniz ki kendi fikirlerime açıklık getiriyorum.

Restorasyon konusunda, bu işlerle az çok ilgilenen herkesin bildiği kriterleri hatırlatan mimar dostumuz ders verir gibi "Bir kere Süleymaniye'deki 19. yy. onarımının Gaspare Fossati tarafından yapıldığı bir söylentiden ibarettir" diyor. Bu restorasyonun Fossati tarafından yapıldığını Mimar Sinan adlı kitabında Prof. Dr. Aptullah Kuran yazmış; bildiğim kadarıyla buna bugüne kadar kimse de itiraz etmemiş. Kaldı ki, ister Fossati yapmış olsun, ister başkası; yanlış, yanlıştır!

Her alanda olduğu gibi, restorasyonda da Avrupa merkezli düşünenler, Avrupa şehirleri ve bu şehirlerdeki tarihî eserler göz önüne alınarak belirlenen kriterlerin Türkiye için de geçerli ve doğru olduğunu peşinen kabul ediyorlar. Belki doğrudur; ama bu kriterleri tartışmadan kabul ve "evrensel" hakikatlermiş gibi savunmak yanlış! Herhangi bir Avrupa ülkesinde, herhangi bir tarihî eser, Osmanlı mimarı filanca ağaya emanet edilmiş olsaydı, o da mesela bir Rönesans devri eserinde bir tabloyu kapatıp kubbeyi Karamemi üslûbunda tezyin etseydi -hele hele bu yaygın bir uygulama olsaydı- aynı restorasyon kriterleri belirlenir miydi?

Devamını oku...

Onbeş Çılgın Proje

İskender Pala

İskender Pala

Benimkisi çılgınlık!..Bu çağda, bu toz duman arasında, kim benim gibi uğraşıp böyle bir proje yapar ki!?..

Yazdıklarımı okuyunca siz bile biraz sonra bana "Çıldırmış bu adam!" diyeceksiniz, olsun!.. Başbakanımızın çılgın projesi hepimizin hoşuna gittiğine göre, kim bilir, belki benim bu projeye ilave edebileceğim çılgınlıklar da hoşunuza gider. Ne de olsa kendileri kadar ben de İstanbul'u seviyorum.

Sözü uzatmayayım; işte Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın çılgın projesine dair çılgın İskender Pala projeleri:

Karadeniz'i Marmara'ya bağlayacak kanalın yapımına başlamadan evvel;

1. Medeniyet tarihçilerinden bir heyet, Boğaziçi'nde yitirdiğimiz tabiat, kültür, yerleşim, sanat ve kavramlardan yola çıkarak yeni bir Boğaziçi tasarımı yapacak, mimar ve mühendisler projelerini buna göre çizeceklerdir. (Hayır, hayır, bir Çakma Boğaziçi yahut halihazır sefil beton yığınlarıyla dolu Boğaziçi'nin bir benzeri değil hayalim; şöyle hakiki Boğaziçi'nden söz ediyorum.)

2. Şehir planlamacılarından bir heyet, öncelikle Abdülhak Şinasi'nin Boğaziçi Mehtapları veya Boğaziçi Yalıları, Salah Birsel'in Boğaziçi Şıngır Mıngır, Samiha Ayverdi'nin Boğaziçi'nde Tarih veya Haluk Dursun'un İstanbul'da Yaşama Sanatı adlı kitaplarını okuyacaklardır.

Devamını oku...

BERGAMA’NIN TARİHİ KENT DOKUSUNDA YER ALAN EVLERİN SÜSLEME ÖZELLİKLERİ

Doç. Dr. Eser GÜLTEKİN

Bergama oldukça eski, değişik uluslardan insanları ve Türk toplumunu aynı anda barındırmış, her birinin gelenek ve inanışlarına sahne olmuş ve birbirinin mimarilerine yansıyan üslûp değişikliklerini ve kaynaşmalarını sergileyen canlı bir kenttir. Evler, içinde yaşayanların inanışlarını, geleneklerini, zevk ve karakterlerini de yansıtmaktadır. Bergama tarihi kent dokusu içinde yer alan ve birbirinden farklı özellikler sergileyen bu evler iç mekânlarının yanı sıra, dış cephelerindeki süsleme özellikleriyle de dönemin sosyal, ekonomik ve kültürel yönelişlerine ışık tutmaktadır.

Bergama'da günümüze gelebilmiş sivil mimarlık örneği evleri süslemeleri açısından iki grupta incelemek mümkündür:

I. Osmanlı döneminde 19.yüzyıl başlarında, inşa edilmiş ''geleneksel Türk evi'' karakterini yansıtan ev ve konaklardır. Ancak, Bergama'da Anadolu-Türk kenti özelliğini koruyan kesimlerde dikkati çeken bu evlerin büyük bir kısmı, zaman içinde değişikliklere uğramış veya yıkılıp yok olmuştur.(1)
II. 19.yüzyıl ortaları ile 20.yüzyılın ilk başlarında yapılan, geleneksel Türk evlerinden farklı, Neo-Klasik üslûbu yansıtan, “Batı Etkili Evler”dir(2).


I. GELENEKSEL TÜRK EVLERİ

I.1.Dış Cephe Süsleme Özellikleri:

Bergama'da Geleneksel görünümünü koruyan iki katlı evlerle bazen tek, bazen de iki katlı olan Batı Etkili Evler yan yana, karşı karşıyadır. Bergama eski kent dokusunun dar, eğimli yollarında ilerlerken, üst katları hımış, alt katları yığma yapım tekniği ile inşa edilmiş geleneksel evlerin duvar yüzeyleri genelde sıvalı, bazen de kaba yonu taş duvar şeklindedir. Zamanla rengi koyulaşan ahşap saçaklar ve cephedeki diğer ahşap kısımlar yapının sarı, kırmızı, bazen de mavi renkli badanası ile hoş bir uyum içindedir.

Devamını oku...

Mor Şehrin Çağrısı

Günseli Ö. Ocakoğlu

Günseli Ö. Ocakoğlu

Gümrüklühan'dayız, melengiç kahvesini içerken etrafımda yavaş hareket eden dünyaya bakıyorum. Zaman durmuş gibi.

Mor puşilerin sarmaladığı esmer erkek yüzleri sakin. Ara sıra üstlerinde yaşam sevincini gösteren kırmızılı, sarılı ama özellikle mor pırıltılı kıyafetleri içinde kadınlar, aheste geçiyor. İnsanlar kendileriyle barışık; sabun, kına ve baharat kokan ünlü kapalı çarşısından geçiyoruz. Esnaf zarifçe davet ediyor mağazasına, öyle alışageldiğimiz gibi bağırıp çağıran yok. Elbette peygamberler şehrindeyiz ve halkın fıtratında doğuştan hoşgörü var... İstanbul'un onca telaşından sonra sabahın en erken saatinde uçmuş olmama rağmen müthiş bir dinginlik içindeyim, Şanlıurfa'dayım...

Basın İlan Kurumu'nun 50. yılı nedeniyle yerel medyayı geleceğe hazırlık konferanslarını yönettiğimden bir ay kadar önce hem de Nevruz'dan bir sonraki gün, Diyarbakır'daydık. Bu nedenle Güneydoğu'ya ilişkin kanaatim henüz taze ve biraz da tedirginim. Şanlıurfa Valisi Nuri Okutan ile ilgili pek çok haber okumuştum. Onun, Şanlıurfa'nın bölgenin "merkez ili" olarak konumlanmasıyla ilgili çabalarını ilk ağızdan dinlemek üzere davet alınca Güneydoğu illerinden bir başkasının havasını yakından koklamak oldukça cazip geldi.

Galiba yoksun olunca, elde ettiğimizde kıymetini daha iyi anlıyoruz...
Köylerinde okul olmayınca ki hâlâ yok, sabahın karanlığında kardeşiyle kalktıklarını, babasının kuşağını sararken, onun biraz dilek ama çokça dua olan hayallerini dinlediğini anlatıyor Nuri Okutan. O günlerde kendisine bugünkü makamını, kardeşine de hekimliği dileyen baba Okutan'ın duaları bugün kabul olunmuş. Nuri Okutan'ın geçmişi andığında duygusallaştığını görebiliyorum. Peki, bir ilin en büyük mülki amiri olarak işe ne kadar duygusallık katılmalı diye soruyorum. Cevabı çok net; iletişimin karşılıklı alışveriş olduğunu ve içine duygu katılmadan özellikle kendi konumunda halkla iç içe olanlar için faaliyetlere duygu katılmasının gerekli olduğunu söylüyor.

Nuri Okutan, Bahçesaray ve Kelkit Kaymakamlığı dönemleriyle Sakarya, Trabzon ve Siirt valiliklerinde yaptığı icraatlarla pek çok kez anılmıştı. İcraatçı bir vali olarak hükümetler tarafından sorunlu görünen alanlarda görevlendirilen Okutan, Rahip Santoro ve Hrant Dink olayları sonrasında da Trabzon'a atanmıştı. Olaylara yaklaşımı ve süreç yönetimi itibarıyla merhum Recep Yazıoğlu'na benzetilen Nuri Okutan son dönemde de eğitimci bir vali olarak anılıyor. Öyle ki okulöncesi eğitime verdiği önem ve Urfa'nın en büyük sorununun "cehalet" olduğundan yola çıkarak merkezden destek almadan açtığı binden fazla derslik ile yüzde 63 olan okuma-yazma bilmezlik oranını 19 ayda yüzde 53'e düşürmüş. Okullar için yaptığı kütüphanelerin sayısı ise her gün katlanarak artıyor.

Devamını oku...

f t g m