• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • RestoraTÜRK

  • RestoraTÜRK

Copyright 2017 - Custom text here

OSMANLI MİMARİSİ (MİMAR SİNANDAN SONRAKİ DÖNEM.)

GEÇ DÖNEM OSMANLI MİMARİSİ

Mimar Sinan’ın ölümü ile Osmanlı mimarisinde “Klasik Dönem” diye adlandırılan çağ kapanmış, ama bu büyük ustanın etkileri uzun süre devam etmiştir. Bu etki, özellikle cami planlarında çok güçlü ve kalıcı olmuştur. Mimar Sinan’ın şehzade Camii’nde geliştirdiği dört yarım kubbeli sistem, birçok yapıda yinelenmiştir. Bunlar arasında en önemli olanı Sultan Ahmet Camii’dir. I. Sultan Ahmed’in mimar Sedefkar Mehmed Ağa’ya yaptırdığı bu külliye, Sinan’ı izleyen, onun ekolünü sürdüren yapılar arasında en tanınmış örnektir denilebilir.

Külliyenin merkezini oluşturan cami, dört yarım kubbeli plan şemasının başarılı uygulamalarından biridir. Yapının öteki camilerden ayrılan yönü ise avlunun dört köşesinde ve caminin iki yanında birer olmak üzere altı minareye sahip oluşudur. Caminin avlusu da ortasındaki şadırvanı ve çepeçevre revaklarıyla klasik dönemdekilere benzer. Ancak ayrıntılarda bazı farklar vardır. 17. yüzyılın ilk yıllarına ait olan bu yapıda dikey hatların ön plana geçmeye başladıkları görülür. Süslemede klasik motifler ele alınmış, ancak kompozisyon anlayışında bazı küçük farklar belirmiştir. Caminin iç mekanı aydınlık ve ferahtır. Kubbenin çok iri payelere oturtulmuş olması mekan bütünlüğünü az da olsa zedelemektedir. Ama bu durum, aynı tipteki yapıların ortak bir özelliğidir.


Sultan Ahmed Camii çinileri açısından da oldukça zengindir. Çinilerin tümü galeri biçimindeki üst mahfilin duvarlarını kaplamaktadır. 16. yüzyıldaki örneklere göre daha değişik renkler görülür. Kırmızılar kiremit rengine dönüşmüş, sırlar maviye çalmaya başlamıştır. Kompozisyonlarda ise servi, bahar açmış ağaç motifleri büyük panolar halindedir. Ayrıca, sonsuz düzende tekrarlanan motiflerin yer aldığı bitkisel süsleme görülür. Natüralist üslupta çiçekler arasında lale, karanfil, sümbül ve gül ön plandadır. Kapı ve pencerelerde ise yüksek kaliteli ağaç işçiliği karışmıza çıkar. Bunlarda özellikle sedef ve fildişi kakmalara yer verilmiştir.

Devamını oku...

OSMANLI MİMARİSİ HAKKINDA

Osmanlı Mimarisi nedir?

Osmanlı sanatının Türk Sanat Tarihi içindeki tartışılmaz ayrıcalığı ilk kez onun, standart ve uyumlu bir üslup geliştirmiş olmasından ileri gelir. Horasan’dan Filibe’ye kadar uzanan kuşakta etkili olan Osmanlı Mimari Sanatı zaman içinde büyük değişimler geçirmiş ve kendini bu değişimlerden, hakim olduğu topraklar üzerinde gelmiş geçmiş tüm kültürlerin sentezini yaparak yaratmıştı. Elbette bu süre içinde belli dönemlerde bazı kültürlerden daha fazla etkilenmiş ve bu kültürlerin sanat anlayışlarını eserlerinde daha fazla yansıtmıştı.

Osmanlı Mimarisi’nin 14.yy dan 20.yy.ın başlarına kadar uzanan etkinlik süreci bu nedenle üç bölümde incelenmektedir:

•Erken dönem(14.yy-15.yy)
•Klasik Dönem(15.yy-17.yy)
•Batılılaşma Dönemi(17.yy-19.yy)

Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminde etkili olan Erken Dönem Mimarisi İznik, Bursa ve Edirne yapıları tarafından temsil edilir.Bunların ilk örnekleri İznik’te bulunur.İkinci payitaht Bursa ise gerek devletin ilk anıtsal taş yapılarını bulundurması gerekse Erken dönem Mimarisi’ne damgasını vurmuş “Bursa Üslubu“nun doğduğu yer olması nedeniyle büyük bir öneme sahiptir.14.yy.ın ikinci yarısında devletin merkezi olan Edirne ise bir cami ve medreseler kentidir. Erken Dönem Mimarisi özellikle taş işçiliği bakımından Selçuk Sanatı’nın izlerini taşır.Fakat Bu dönem eserlerini Selçuklu Sanatı’nın taklitleri olarak kabul etmemek gerekir: Erken Dönemde klasik anlayışın ve özgün Osmanlı sanatının ilk temelleri atılmış;kubbe geleneği ortaya çıkıp gelişmiştir.

Devamını oku...

OSMANLI KLASİK DÖNEM MİMARİSİ

Osmanlı Klasik Dönem Mimarisi 1300-1600

Giriş
Osmanlı Klasik Dönem mimarisini ele alırken; öncelikle bu dönemi besleyen önceki dönemlerin incelenmesi gerekmektedir. Bunlar Doğu Roma ve Beylik mimarileridir. Bu iki periyot Osmanlı Devletini sadece siyasal açıdan etkilememiş aynı zamanda kültürel ve mimari izlerde bırakmıştır. Osmanlı bu iki dönemin mirasını alarak olabilecek en üst seviyeye ulaştırmıştır. Bunu Topkapı Sarayı, Süleymaniye ve Selimiye Camilerinde rahatlıkla görebiliyoruz.Beylik mimarisi Edirne’nin başkent olmasına kadar yoğun bir şekilde hissedilmektedir. Edirne ile birlikte Balkan ve Doğu Roma etkisi artmaya başlamıştır. İstanbul’un fethi ile bu etkinin kaybolduğu görülmektedir. Karmaşık ama aynı zamanda içerside birçok güzellikler içiren beylik döneminin siyasal yapısı mimarlığa etkin bir şekilde aktarılmıştır.

Bir geçiş dönemi olan beylik döneminin mimarisi siyasal yapıya benzer olarak birçok elementi içersinde barındırmıştır. Aynı zamanda birçok yenilikte bu dönemde denenmeye başlanılmıştır. Örneğin Orta Asya’da genellikle türbelerde kullanılan “kubbe” sistemi mescitlerde yaygınlaştırılmıştır. Ayrıca bu dönemde etki alanı hala Orta Asya’dır. Tabii İran’ın burada köprü olduğunu ve etkilerinin yadsınamayacak olduğunu unutmamak lazım. Her ne kadar Moğol’ların istilası ile ekonomik sebeplerden beylik mimarisi sekteye uğrasa da Osmanlı mimarisini derinden etkilemiştir.Doğu Roma İmparatorluğu her ne kadar beylik döneminden önce var olmuş olsa da Osmanlı’ya etkisi beylik döneminden sonra olmuştur. Bunun sebebi Doğu Roma mimarisinin imparatorluk mimarisi olmasıdır. Osmanlı ancak İstanbul’u fethettikten sonra imparatorluk düzeyine ulaşmıştır. Doğu Roma mimarisi, Yunan uygarlığının mirasını taşıyan Roma mimarisinin bir devamıdır. Farklı kültürleri içinde eritmiş; ortak bir mimarlık stilidir Doğu Roma mimarisi. Büyüklük ve haşmetin yanı sıra mutlak gücü simgeleyen etmenlerde önemlidir. Örneğin Ayasofya’da kare bir yapının üzerine tek büyük bir kubbenin oturtulması gibi. Bu yönden Doğu Roma mimarisinin simgelik etkisini Osmanlı Klasik çağında rahatlıkla görebilmekteyiz.Beylik DönemiKuruluş Osman Bey döneminde gerçekleşse de beyliğin mimarlıkla olan ilişkileri Orhan Bey döneminde artmıştır. Özellikle Bursa’nın fethi bu dönemi başlatan olaylardandır. Beylik bu dönemde daha yerleşik hale gelmiş ve mescit, suyolları gibi toplumun genel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmıştır. Bu dönemde Osmanlı Beyliğini şanslı sayabiliriz çünkü baskı altındaki doğudan birçok mimar beyliğe gelmiştir. Bunun yanı sıra fethedilen Doğu Roma topraklarındaki sanatçılarda Osmanlı’ya yeni ufuklar kazandırmıştır. Fetret dönemine kadar Bursa imarın merkezi konumundadır. Fetret dönemi ile Edirne önem kazanıyor.[1]

II. Murad’ın Balkanlarda yaptığı fetihler mimariye yeni elementlerin katılmasının –demir bağlantı elemanları kullanılması gibi- yanı sıra yeni mimari düşüncelere de imkân sağlamıştır.[2]

Devamını oku...

SELÇUKLULARDA MİMARİ

Vaktiyle Göktürkler'in temel unsurunu teşkil etmiş olan Oğuzlar'ın (Oğuzlar, Müslüman olunca Türkmen adını aldılar) Kınık oymağından Dokak oğlu Selçuk ve torunları tarafından, Horasan'da kurulmuş olan devlet, Sultan Tuğrul Bey, Alparslan ve Melikşah devirlerinde, kısa zamanda bir imparatorluk haline gelmiştir. Sultan Tuğrul Bey, 1040'da Rey şehrini merkez yapmıştır. 1157'de Sultan Sencer'in ölümünden sonra, 1193'e kadar İran'da Irak Selçukluları hakim olmuş, Sultan III. Tuğrul'un ölümüne kadar devam etmiştir.

1. Mimarî

a) Camiler

Karahanlı ve Gazneli camileri tanınmadan önce, Türk cami mimarisi, İran'da Büyük Selçuklularla başlatılıyor ve bu yüzden mimari gelişmede birçok problemler aydınlatılamadığı gibi, sürekli değişen hipotezler ortaya atılıyordu. Bugün mihrap önü kubbesi ile bir mekân birliği gösteren camilerin, Karahanlı ve Gazneli mimarisinde ele alındığı son yıllardaki araştırma ve kazılarla anlaşılmıştır.
Selçuklular, İran'da Türk mimarisinde daha önce başlayan gelişmeleri toplayıp değerlendirerek, büyük ölçüde anıtsal bir cami mimarisi yaratmışlar, ondan sonra, bütün İran ve Orta Asya'da dört eyvanlı, avlulu ve mihrap önü kubbesi ile, onların cami tipleri hakim olmuştur.

İlk Selçuklu camii, en önemli kısımları Melikşah zamanında (1072-1092) yapılmış olan Isfahan Mescid-i Cuması'dır. Kitabelere göre, büyük mihrap kubbesi ile bunun tam karşısında avlu dışında kuzeydeki küçük kubbeli mekân, Melikşah zamanında, dört eyvanlı avlu ve revaklar da bütün ana hatlarıyla yine Selçuklular devrinde meydana gelmiştir. Bundan sonra cami, otuza yakın kitabe ile belirtilen uzun bir devrede çeşitli ilâve ve değişikliklerle genişletilmiş,XIX. ve XX. yy.'larda da tamirler geçirmiştir.

Bir defada, avlulu, mihrap önü kubbeli olarak gerçekleştirilen cami; "Zavvare Ulu Camii" (1135)' dir. Bu camiden sonra, bütün İran - Orta Asya'da bu plân şeması uygulanmaya başlanmış ve Selçuklular'dan sonra da devam etmiştir. Ancak bu şema, mihrabın her yandan görülmesini engellediğinden, çeşitli yerlere mihrap yapmak gerekmiştir. Eyvanların çok yüksek görünmemesi için revaklar iki katlı yapılmıştır. Ardistan'daki Mescid-î Cuma da (1160) bu grup tandır ve İran'daki Selçuklu camilerinin en göze çarpan eserlerindendir.

İran'da, daha önce yapılan Selçuklu camileri, tuğladan, hafif sivri, tromplu kubbeleri ile küçük ölçüde, İsfahan'da Melikşah kubbesinin devam eden varyasyonları olarak görünürler. Bunlardan ilki olan Gülpayegân Camii (1108-1118), kare bir mekân üzerine, mukarnaslı tromplarla çok hafif sivrilen bir kubbeden ibarettir. Cami, XIX. yy.'da Kaçarlar zamanında dört eyvanlı hale getirilmiştir.

Devamını oku...

BEYLİKLER DÖNEMİ MİMARİSİ

Beylikler Dönemi Mimarisi'ne Bakış

Anadolu’da Beylikler dönemi mimarisi, Türk mimari tarihinde özel bir önem taşır. Beylikler dönemi mimarisi, Selçuklu ile Osmanlı mimarileri arasında bir köprü oluşturmaktadır. Bu dönemde bir yandan Selçuklu özellikleri sürmüş, öte yandan Osmanlı mimarisinden de etkiler alınmıştır. Beylikler dönemi sanatı ayrıca, kısa bir zaman içinde imparatorluk sanatına yükselmiş olan Osmanlı mimarisinin oluşumuna da katkıda bulunmuştur. Beylikler döneminden kalan mimari yapıtlar içinde Anadolu Türk mimarisinde tek örnek olarak bilinen birkaç yapının bulunması, bu çağın önemini daha da arttırmaktadır.

1077’de kurulan Anadolu Selçuklu devleti, Anadolu’nun fethi ve Türkleşmesi yolunda büyük yararlıkları olan Türkmen boylarını, toprak açma siyaseti ile kuzey, batı ve güney Anadolu’da çeşitli sahil bölgelerine yerleştirmiştir. Ama 1243 Kösedağ Savaşı’nda Moğollara yenilen Selçuklular eski güçlerini yitirmişlerdir. Bu durum 1308’e kadar sürmüştür. Bununla birlikte, Selçuklu sanatı 13. yüzyıl sonuna değin çok önemli eserler verilerek kuvvetle yaşatılmıştır. Sınırlara yerleştirilmiş olan Türkmen beylikleri, Selçuklulardan sonra bağımsızlıklarını kazanarak Anadolu Türk mimarisine canlılık getiren yapıtlar vermişlerdir. Böylece, 14. yüzyılda sanat tarihinde “Beylikler Dönemi” olarak adlandırılan yeni bir dönem başlamıştır.

Eşrefoğlu Beyliği, Beyşehir ve yöresinde egemen olmuştur. Beyşehir’de Eşrefoğlu Süleyman Bey tarafından yaptırılmış olan cami (1297-99) Selçuklu dönemindeki ağaç direkli camilerin özelliğini sürdüren önemli bir yapıdır. Dikdörtgen planlı bu camide tahtadan iri mukarnas başlıkları olan 48 uzun direk kullanılmıştır. Mihrap yönüne dikey uzanan yedi neften oluşan bu yapıda daha geniş ve yüksek olan orta nefin mihrap önüne rastlayan bölümünde, tuğla payelere oturan bir de kubbe bulunmaktadır. Kuzeydoğuda yola uygun olarak eğri yapılmış olan kapının, Selçuklu portallerini anımsatan görkemli bir görüntüsü vardır. Doğu yönünde ise Eşrefoğullarının konik çatılı sekizgen türbesi bulunmaktadır. Camiye, mihrap yönüne doğru geçit veren, tamamen sırlı tuğla ve mozaik çini kaplı bir kapıdan girilir. Mihrap önü kubbesi ve gösterişli mihrabı ise sırlı tuğla ve mozaik çini süslemeleri ile Selçuklu dönemi çini süsleme geleneğini başarılı bir biçimde sürdürmektedir. Ceviz ağacından, kündekâri tekniğinde yapılmış olan minber ise ısa adlı bir ustanın ürünüdür.

Devamını oku...

f t g m