• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder... Turgut Cansever

  • RestoraTÜRK

Copyright 2018 - Custom text here

Batılılaşma Döneminde Osmanlı Mimarisi

Batılılaşma Döneminde Osmanlı Mimarisi 18.yy Osmanlı İmparatorluğunun Batıya açılma dönemi olarak bilinir. Ama Batıya açılma, belirtildiği gibi, genellikle sanıldığının tersine, tek yanlı ve kendiliğinden bir yöneliş değildir. Osmanlı yöneticilerinin Fransa örneği kanalı ile Avrupa kültürüne duyduğu ve Lale Devri’nde somut ürünlerini vermeye başlayan ilgi ve bu ilginin gelişmesine elverişli ortam, başta Fransa olmak üzere tüm Avrupa ülkeleri tarafından, daha önce güdümlü olarak hazırlanmıştı.

Bazı araştırmacı ve bilim adamlarının son yıllarda belgeledikleri gibi Avrupa’nın Doğuya ilgisi Batıya açılmayı bir yüzyıl öncelemişti bile. Bu ilgi 17.yy’da genişleyen üretim ve Pazar hacminin gereksindiği yeni pazar arayışlarıyla başlamıştır.

Fransa, bölgede kendisine başlıca rakip ve engel fakat aynı zamanda en büyük pazar olarak gördüğü Osmanlı İmparatorluğu ile ilk diplomatik ilişki kuran ve bu nedenle önemle ticari imtiyazlar elde etmiş ülkeydi. Fransa örneğini başka Avrupa ülkeleri izledi. Kültürel düzeydeki ilgi ise, ticari ve diplomatik ilişkiyi hiç gecikmeden destekledi. İmparatorluk topraklarına gelen tüccar ve gezginlerin anıları, elçilik kadrolarındaki yazar ve ressamların yazı ve resimleri, tiyatro grupları ve nihayet Doğu bilimcilerin araştırma ve çalışmaları bir Doğuyu tanıma, öğrenme, anlama çabasıdır.

Avrupa ülkelerinin Doğu siyaseti, her alanda olduğu gibi mimarlıkta da Batıya açılmayı çeşitli düzeylerde etkileyip yönlendirmiştir:

*Fransa’nın Doğu ticareti ve buna ilişkin diplomatik yatırımları tüketim mallarının imparatorluğa serbestçe girişini sağlamış, önceleri yalnız sarayda, sonra İstanbul dışında bu mallara talep ve düşkünlük yaratmaya ve böylece tüketim alışkanlıklarını ve beğeni kalıplarını değiştirmeye başlamıştır. Barok üslup özellikleri gösteren mimari unsurların, Türkiye’de uzun süre yapının kendisinden çok , yapının süslenmesi ve kullanılmasının, bunların kapı, pencere ve yazıt çerçeveleri gibi yapısal olmayan kısımlarda görülmesinin, barok anlayışının Osmanlı sanatına küçük sanatlar yoluyla girdiğinin kanıtıdır.

*Avrupa ülkelerinin canlandırdıkları ve yönlendirmeyi başardıkları Doğu ticareti, etkileri elbette uzun sürede somutlaşan bir dış etmen olarak Osmanlı kentlerinin sosyo-ekonomik yapısını ve doğrudan mimarlığa dokunan yanıyla kentsel mekan normlarını değişime zorlamıştır.

*Doğu siyasetinin diplomatik aktivitesi, iki yüzyıl boyunca etkili odaklar olarak işlev yapan elçilikleri tarafından yürütülmüştür. Sürekli ve düzenli ilişkilerin yararlarını önemsememiş olan ve ancak 1792’de ikamet elçileri atayıp 1835’te daimi elçilik kurumunu gerçekleştirebilen Osmanlılara karşılık, İstanbul’un alınmasından sonra Venedik 1545, Rusya 1497, Fransa 1525, İngiltere vb. ise 1583’ten başlayarak İstanbul’da daimi elçiler bulundurmuşlardı. Elçilikler siyasi işlevleri dışında asıl kültürel etkinlikleriyle çağırdıkları veya destekledikleri resim, edebiyat, tiyatro vb. benzeri sanatçıları eliyle Batı biçimi sanata veya Batı yaşam biçimine ilgi ve özenme yaratmışlardı. Mimarlık tarihçileri Osmanlı mimarlığının Batıya açılmasının Lale Devri ile başladığı düşüncesinde genel olarak bileşmişlerdi. Bu konuda Yirmi sekiz Çelebi Mehmed Efendinin Sultanın elçisi olarak 1720-1721 yıllarında Fransa’yı ziyareti başlangıç sayılır. Parlak tören ve ağırlamalarla karşılandığı Paris’te Mehmed Çelebi, Versailles, Trianon, Marly vb. saraylarını gezmiş, gezi dönüşü verdiği takrir namede Fransa krallık çevrelerinin yaşam biçimini, bu yaşamı ve protokolünü çevreleyen yapı ve düzenlemeleri ayrıntılı fakat abartmalı bir övgü ile anlatmıştır. Tanzimat’la Gelen Batılılaşma Dönemi Tanzimat, Nizam-ı Cedid döneminin reformlarının doğal tarihi sonucuydu. 3. Selim’in ıslahat adıyla başlattığı, 2. Mahmud’un padişahlığı sırasında sürdürdüğü düzen değişikliği istek ve iradesinin, kişilere bağlı olmaktan çıkıp bir örgütlenme düzeyine geldiğini ifade etmektedir.

f t g m